Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kadın cinayetleri bir eğitim meselesidir

Kadın hakları savunucularının kadın cinayetleri ile ilgili söyledikleri hep bilinen bir slogan vardır: “Kadın cinayetleri politiktir” diye… Büyük oranda doğrudur ancak bu söylemin altı doldurulması gerekmektedir. Aslında kadın cinayetleri ciddi bir eğitim meselesidir. Eğitimin da bir politikası olması gerektiğine göre; kadın cinayetleri elbette ki politiktir.

Günümüzde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği diye bir kavram hayatımızın önemli bir parçası olmuştur. Toplumsal cinsiyet eşitliği kadınların ve erkeklerin aynı hak ve yükümlülüklere sahip olması ve herkesin toplum içinde aynı fırsatlara sahip olması demektir. Bunun dışında belirlenen cinsiyet rolleri kadın ve erkek olmanın biyolojik farklarının dışında, kadın ya da erkek olmaya toplumun ve kültürün yüklediği anlam ve beklentilerdir.

Özellikle gelişmekte olan ülkelerde kendine yer bulan cinsiyet ayırımına dayalı anlayışlar, ailede ve toplumda kadın-erkek rollerini belirlemekte, tüm toplumsal yapı ve değerlerde varlığını hissettiren ikili dünyayı kurmakta ve bu anlayış içinde kadın-erkek arasında hiyerarşik bir ilişkiye yol açmaktadır. Hal böyle olunca da erkek kadın üzerinde hak sahibi olduğunu düşünmektedir.

Peki bu işin çözümü nedir? Elbette ki eğitimdir. Eğitim en temel tanımı ile istendik davranış değiştirme meselesidir. Kültürlemedir, kültürel aktarımdır. Yani siz ilkokuldan üniversiteye kadar bir bireye toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını içselleştirtemediyseniz, o eğitimde bir sorun var demektir. Tüm eğitim kademelerinde toplumsal cinsiyet eğitimi dersinin ayrı ders olarak okutulması yanında, her ders müfredatı içerisinde cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldıramıyorsanız ortada bir sorun var demektir. İşte tam da bu nedenle her ders içerisinde toplumsal cinsiyet eşitliği meselesi çocukların ve gençlerin unutamayacağı şekilde yer alması kaçınılmazdır.

 


 

Gerek Türkiye’de gerekse KKTC’de öğretim programlarında bu konuda bazı değişiklikler yapılmış olmakla birlikte yeterli değildir. Gelinen noktada sadece örgün eğitim içerisinde değil, yaygın eğitim içerisinde de toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili eğitimler verilmelidir. Tüm ülkeye yayılacak bir yaygın eğitim programı ile toplum bu konuda bilinçlendirilmelidir.

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin 200 dolayında ülke tarafından onaylandığını düşünürsek, 90’lı yıllar sonrasında dünyada bu sözleşmenin öngördüğü politikaların yaygınlaşması, uygulanır olması gerekmekteydi. Türkiye de 1990 yılında bu sözleşmeyi imzalamış ama ne kadına yönelik töre cinayetlerini ne de namus cinayetlerini önleyebilmiştir. Siz istediğiniz kadar yasa çıkarın. İnsanları eğitmeden, bu ataerkil yapı içerisinde kadın cinayetlerini önleyemezsiniz. İşin ilginç yani Türkiye’deki kadın cinayetlerinin %75’in kadınların en yakınları tarafından işlenmektedir. KKTC’de son 16 yılda işlenen 32 kadın cinayetinin tamamı kadının en yakınları tarafından işlendi. Nasıl olur da bir birey en yakınındaki, en sevdiği insanı öldürebiliyor onu da anlamış değilim.

 


 

Geçtiğimiz hafta içinde yaşanan iki kadın cinayeti, sivil toplumun talep ettiği kadın sığınma evi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dairesi’nin ne kadar gerekli olduğunu bize göstermiştir. Ancak bir şeylerin gerekli olduğunu anlamak için birilerinin ölmesi mi gerekiyor? Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dairesi Yasa Tasarısı 2014’te meclisten oy birliği ile geçti. Geçen üç yılda bu daire faaliyete geçemedi. Bu daire hayata geçemedi için de 2015’de kabul edilen Aile Değişiklik Yasası’ndaki ilgili uygulamalar da bu daire olmadığı için yürürlüğe giremiyor. Bu duruma komedi diyeceğim ama tam bir trajik durum…

Yani anlayacağınız daha fazla kadın ölmeden, daha fazla kadın şiddete uğramadan yapılması gerekenler bir an önce yapılması kaçınılmazdır.