Başbakan Mart 2017 itibarıyla TC ile KKTC arasındaki ekonomik protokolün işleyişinin beklenen gibi olduğunu, hedeflerin gerçekleştiğini söylüyor.
Ama takvim hiç de öyle söylemiyor.
Şeffaf Kıbrıs diye bir site var.
Bir yılda, hükümet programındaki 338 vaadden sadece 6 tanesinin, yani yüzde 2’sinin gerçekleştiğini saptamışlar…
Türkiye ile imzalanan ekonomik işbirliği protokolunun ise 81 maddesi var.
Hepsi takvimlenmiş.
Bunlardan yalnızca 3’ü gerçekleşmiş.
31’inin zamanı geçmiş.
5 tanesi devam ediyor.
42’sine hiç başlanmamış…
Bir örnek; geçen ay içinde “Bakanlıkların Kuruluş, Görev ve Yetkileri Yasalarının Çıkarılması”gerekleşmesi gerekirdi. Hiç duydunuz mu..?
Ya da Ocak 2017’de bir Enerji Dairesi kurulacaktı. Harita Dairesi’nin müdürü üçlü kararnameye bağlandı ama, Enerji Dairesi’ne hala gerek duyulmadı…
O Daire kurulacaktı ki, Haziran 2017’ye kadar Kıb-Tek üretim, iletim ve dağıtım fonksiyonlarına göre ayrıştırılacaktı.
Ne gezer…
Kıb-Tek kendi bataklığında çırpınıyor.
Yoksa, iyiden batsın diye mi bekleniyor..?
Ya Tarım Master Planı…
2016’da büyük kısmı bitmeliydi. Hala daha çıktı, çıkıyor beyanatları. Ama diğer taraftan verimsiz, ekonomik akla uymayan tarım teşvik, destek, hibe sistemi son sürat devam ediyor. Bilimsel analizlerle ve verilerle ortaya çıkan bir Master Planın, bu uygulamalara yüzde yüz ters olacağı kesin. E, tarım sektörünü oy deposu olarak gören, partizanlıkla tarımı idare edenler bunu ne kadar geciktirirlerse o kadar iyidir değil mi…
Peki, Toprak Ürünleri Kurumu… Mayıs 2017’de yapısının tamamen değişmesi öngörülürken, önce küçültüleceği açıklanır, sonra mevcut yapsını kurtarma adına tüm vatandaşların sırtına yüzde 3 fon konulur… Halen Kurum’un dünya kadar borcu birikmiştir…
Aralık 2016’da çıkması gereken İstatistik Kurumu Yasası; Mart 2017’de oluşturulması gereken Resmi İstatistik programı; Ekim 2016’da Kamu görevlileri Yasası (Hani şu reform denilen); kamuda norm kadro çalışması; uygulamaya bir türlü geçmeyen kayıt dışı ekonomiyle mücadele eylem planı; yükseköğretim strateji belgesi; üniversitelerin yeterlilik şartlarının belirlenmesi, her üniversitenin bu şartları karşılayıp karşılamadığının denetlenmesi ve daha neler neler…
Tümüne baktığınızda, sürekli olarak tartıştığımız temel sorunlarımıza çare olsun diye yazılmışlar. Ama kıpırtı yok…
Büyükelçinin geçen günlerde bahsettiği lakayıtlık budur işte.
Ama dediğim gibi hepsinin sebebi var.
Şimdi seçim olur, geçim olur, oylar riske edilir mi hiç…
Çıkar bir iki beyanat patlatırız, “işleyiş tamamdır, protokola uyuyoruz, uyacağız, komiteler kuracağız” falan der geçiştiririz…
İnanan inanır, inanmayan derdine yansın…
Varsın memleket yerinde saysın, varsın sektörler gerilesin…
Ona da mı maraz….
YERİN KULAĞI VAR
MAHKEMELER DE OLMASA:
Memleketinin her tarafını babalarının malı gibi ona buna peşkeş çeken hükümetin, Bedis piknik alanını özel bir şahsa kiralama girişimi yine mahkemeye tosladı. Yüksek İdare Mahkemesi, söz konusu alanın kiralanmasını ara emri kararı ile durdurdu. Bunlara kalsa, sit alanı, orman arazisi, eski eser ne varsa golifa gibi dağıtmayı, ülkeyi parça parça satmayı marifet sayacaklar. İyi ki de bağımsız mahkemelerimiz var…
ÇALIŞMA İZİNLERİ, DAHA NE KADAR:
Girne’de açılacak 40 milyon dolarlık yeni otelin istihdam konusu tartışılmış. Şirket yetkilileri, “daha ucuzdur, onun için Girne’den istihdam yapacağız” demişler. Bunu okurken aklıma geldi; bu çalışma izinleri sınırsız mıdır? Yani her isteyen istediğini getirmeye devam edebilir mi? Bir sonu yok mu? Çalışma Dairesinin bir planlaması ya da ihtiyaç-kapasite envanteri var mı? Kalifiye olan başımızın üstüne, ama sürekli düz işçi getiriliyor. Nereye kadar? Nüfusundan fazla yabancı işçi barındıran bir memleket olduk. Çalışma Dairesi’nin acaba bir açıklaması var mı?
KAMU YARARI:
Tıp-İş’in Meclis önündeki protesto gösterisini yasaklayan Lefkoşa Kaymakamı -ki böyle bir yetkisi olduğunu sanmıyorum-, Kar-İş’in otobüslü eylemine niye yasak koymadı, kamu yararını gözönüne almadı acaba? Birkaç yüz doktorun vereceği rahatsızlığın, onlarca otobüsün yolları ve trafiği tıkayarak verdikleri rahatsızlıktan daha çok olduğunu mu düşündü acaba, ne dersiniz..?
BU İNSANLARA SÖYLENMEDİ Mİ?:
Rumların, 23 Nisan törenleri için KKTC’ye gelecek olan Sırbistan ekibini sınır dışı etmesi kabul edilebilir bir olay değildir. Ancak, sanırım bu konuda esas suç bizde. Öncelikle bu insanlara, KKTC’ye nasıl gelecekleri, adanın bölünmüş olduğunu, Güney Kıbrıs’a gitmeleri halinde böyle bir olayla karşılaşabilecekleri hiç mi anlatılmadı. Tamam, Rumların çocuklara yönelik tavrı kabul edilemez ama, organizasyonun ihmali de gözardı edilmemeli…
HANİ DA PATLATACAKTIK:
Güney Kıbrıs yeni turizm döneminde rekor beklerken, bizdeki bazı oteller iflas noktasına geldiklerini açıklıyorlar. Bu işte bir terslik var sanırım.Turizm Bakanı Ataoğlu da onlarca personel, ekip, davetliyle, o fuar senin, bu fuar benim geziyor, bu yıl turizmde patlama yaşanacağından, Kuzey Kıbrıs’ın marka olduğundan bahsediyor. Demek ki, söylenenlerle gerçekler çok farklıymış…
SIRADA NE VAR:
Önce kiralık araba plakalarını değiştirdiler, şimdi de yıllardır kullandığımız plakaları değiştirme gayretine girdiler. Eskiden kiralık arabaları kırmızı zeminden tanır, tedbir alırdık ama birilerini rahatsız etmiş olacak ki değiştirme gereği duydular. Şimdi ise normal plakaları da değiştirecekler ki hiç fark kalmasın. Ama onlara sorasanız, “dünyadaki uygulama böyle” diyecekler. Keşke dünyadaki işe yarar uygulamaları da hayatımıza sokabilseniz…
ZİRVEDEKİLER
Ünal Akifler: “Ben 1976 yılından beri söylüyorum, Türk Lirası’ndan çıkın diye. Ancak kabul görmedi… Para yok denir, olan para da lüzumsuz yerlere harcanır. Kötü yönetim işte o zaman bu gibi durumlarda Türkiye’nin eline bakar. Çare olarak ise hayat pahalılığı iki ayda bir yapılır, hatta ayda bir yapıldığı zamanlar bile olmuştur. Vergileri dövizle alır. Okullara kuru bir müddet sabitleyin denir. Türk parası kullanıldığı sürece başka çare yoktur…”
DİPTEKİLER
Sayıştay’ın Komik Yanıtı: Dün yazmıştık, Başbakan kızının diploma törenine devlet olanaklarıyla katılmasının usulsüz olduğunu söyleyen Ombudsman’a cevap verirken, “gerekli yanıt, muhataplarına Sayıştay tarafından verildi” demişti. Ombudsman’a müracaatı yapan Halkın Partisi Sayıştay’ın o yanıtını dün açıkladı. Cevap şöyle; “Alınan Karar, Bakanlar Kurulu ve veya Mahkeme tarafından iptal edilmediği sürece yürürlüktedir”… Başbakan “Sayıştay gereğini yaptı” derken bunu mu kastetmişti? Sayıştay’ın görevi mali denetim ve harcamanın usule uygun olup olmadığına bakmak değil midir? Bu nasıl cevap? Karar yasalara aykırıysa, yine de geçerli midir? Sayıştay niye var o zaman..?
































