yazımda bundan sonra yeni ve çok farklı dönemleri çağrıştıran referandumundan söz etmek gereğini duyarken, “Evet çıkarsa bundan sonra Kıbrıs Türk halkının tek muhatabı Erdoğan olacak” dediydim. Önemsediğim için o dünkü yazımı tabiatım olmadığı halde bazı ekleme ve çıkarmalar yaparak yeniden aktarıyorum.
BİLİNENDİ: Artık bileceğiz ki eğer referandumdan “evet” çıkmışsa bundan sonra “koordinatörümüz de dışişleri bakanımız da kaderimizi saptayacak birinci adam da Erdoğan olacak. “Zaten bugüne kadar öyle değil miydi” sorusuna cevap vermek bile abes de “tek adam” konumundaki Erdoğan’ın üzerimizdeki etki ve yetki alanı farklı olacak tabi.
NE MAHZURU VAR: (O mahzuru anlatabilmek için dünkü yazımın bir bölümünü aşağıya aktarıyorum) Geçen gün KKTC’de de 200 polise FETÖ soruşturması başlatıldığını okuduğumda, “korkuyla irkildim!” İlk aklıma gelen şu oldu:
“Demek ki KKTC’de Ankara istediği anda bu tip hukuki tasarruflarda bulunabilir, Türkiye paralelinde Kıbrıs’ı da içine katacağı operasyonlar yapabilir dolayısıyle yargıyı Kuzey’e taşıyabilir…”
Denecek ki “zaten Güvenlik Kuvvetleri Türkiye’ye bağlı. İki ülke arasında adli ve illegal olaylarla ilgili anlaşmalar var…” Biz bundan tekvacı değiliz ancak hatırımıza geliyor: Yıllardır “polis sivile bağlansın” diyen siyasi partilerle bazı STÖ’nin bu konuda görüş ve mücadeleleri bilinmektedir. (Bizse diyorduk ki yozlaşmamış tek polisimiz kaldı şimdi onu da bağlayın sivile, sokun politikanın içine benzetin kendinize!” Oysa bugün ne görüyoruz? Polis teşkilatımız da iyi yönetilmediği için yozlaşmış ki “FETÖ’cü soruşturmaları” başlamış hatta deniyor ki bu soruşturmalar işinsanlarına da sıçrayabilir! MADALYONUN DİĞER YÜZÜ: Artık çözümün mümkün olmadığını görüp anlamak bir kehanet değil! Pekala sonrasında ne olacağız?
Bizim gibi ille de “ayrı devleti” değil, fakat “konfederal sistemi” savunan kesimler için “KKTC’nin varlığı” çok önemlidir. 1974’den beridir “Türkiye’ye bağlanalım bu siyasi sorunun derdinden kurtulalım” kolaylığına sığınmadan dedik ki “Türkiye dışında fakat tabi ki Türkiye’nin desteği ile bir Türk devleti..” Pekala 17 Nisan Pazartesi günü itibarıyla Erdoğanlı bir döneme giriyoruz. Mesela bu tezin siyasi gelişmelerini mi göreceğiz yoksa… Açıkçası önümü göremiyor, tedirgin oluyorum! Nedeni şudur:
***
RUMUN KIBRIS EGEMENLİĞİ HEDEFİ: Tutun ki Kıbrıs türk halkı Osmanlı kültüründen doğdu, İngiliz sömürge bürokrasinden süzüldü, Rum ticari üstünlüğünün üzerine serdiği tekele karşın var olmaya çalıştı. Tepografik yapısını da hiç kaybetmedi..
Siyaseten ne kendini tüm adanın “tek egemeni” saydı ne de ada egemenliğine soyundu. Doğrusu şu ki eğer 1955’lerde Rahmetlik Dr. Küçük yollara düşüp Ankara kapılarında, “Kıbrıs’ta size anavatan diyen bir Türk toplumu vardır ve yardımınızı beklemektedir çünkü Rumlar Enosis kamışına binmişler, ‘deh deh’ derken Kıbrıs’ı göz göre Yunanistan’a bağlayacaklar, biz de tıpkı Batı Trakya, Bulgaristan Türkleri gibi “esir Kıbrıs Türkleri” durumuna düşecek belki ikinci Girit faciası yaşanacak…”
Dememiş olsalardı doğrusu bugün tartışılacak bir Kıbrıs sorunu da olmayacaktı! Sadece TC’nin Batı Trakya ve Bulgaristan Türkleri ile ilgisi ne kadarsa öylesi bir ilgi alanında kala kalacaktık!
Bu tarihi realiteye bir mim koyun çünkü henüz tehlike geçmiş değil! Rum tarafı gitgide adanın tek hakim devleti olduğunu daha açık seçik seslendirirken, (belki Eide bunu görmek istemiyor) adadaki “egemenlik haklarından” söz ediyor ve “kimse bu konuda bana müeyyide dayatamaz diyor!
Eee federasyonu nasıl kuracağız eğer Rum’un egemenlik alanlarını paylaşamayacaksak?
Merak etmeyin diyor Rum tarafı! Biz size hakkınızı vereceğiz! “Kim kime ‘hak’ verir? “Egemen taraf egemeni olduğu topluma!” Yani Rum tarafı gitgide daha pervasız bir üslupla mesela Kasulidis, “Rum çoğunluk devleti altında Türk azınlık toplumu” politikasını yoğuruyor ki bir süre sonra “biz sizin için Türkiye’nin yerini almaya hazırız” diyecek! Nitekim bana göre geçen haftanın bir iki önemli gelişme arasına sıkışan Rumun bu siyasi iddiası, ileride daha çok başımızı ağrıtacaktır çünkü diyor Kasulidis, “Türk askeri çekilmezse çözümün anlamı yoktur.” Ve ekliyor: “Kıbrıs’taki Türkleri devletin yönetimine katmaya hazırız!” Ve tekrar ediyor: “Ancak Türk askeri çekilecek!”
Yerini kim alacak? AB mi? Yoksa “Rum çoğunluk diktası mı?” Çok mu kötümseriz? “İyiliği sağlığı unutmamak için olmak zorundayız!”
KISACA TAKILDIĞIM: (TÜRK HALKININ BAZI HUYLARI!)
Ve tabi huysuzlukları! Her şeyi bilir! Bilmediğini söylerseniz yüzüne tokat atar gibi “sen çok bilin” der!
Karşısındakinin Başbakan Bakan olması günlük konuşmasını değiştirmesini gerektirmez neyse dobrası öyle söyler!
Dinine imanına kimseyi karıştırmaz. Üzerine giderseniz “sana ne be der, Allah’la kul arasına kimse giremez!”
Yemesini içmesini sever, bu sevdiklerinin tartışmasını da ne yapar ne yaptırtır. (Bir tek doktoru dinler.)
Emredilmekten nefret eder. Despot yöneticileri sevmez!
Fakat çocuklarını çok sever uğurlarına yapmayacağı fedakârlık yoktur, gerekirse onların aşı işi uğruna bir KKTC’yi karşısına alacağı skandallar pahasına, siyasilerin kuyrukları olur, parti değiştirir parti teper!
Namaz kılmasını bilmese de bayramdan bayrama camiye gider, bu alışkanlığıyla da gurur duyar.
Hayatında hiç acelesi yoktur ama arabası ile trafiğe çıktı mıydı eceline araba sürer sonra hem ölür hem öldürür!
Gazete okumaz ama okur gibi yapar! Kavgalı açık oturumları çok sever! (Kıbrıs Türk insanın huyları yazmakla bitmez ama biz yeniden yazmak efkârında bitiriyoruz!)
































