Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Statükoyu Kalıcılaştırmak… İstedikleri Bu…

Güney Kıbrıs’ta aşırı milliyetçiliğin, tutuculuğun, fanatizmin ne boyutlarda olduğunu, dün Meclis oturumunda bire bir görme fırsatı bulduk.

Enosis plebisitinin okullarda kutlanması yasası geçerken, Anastasiadis’in partisinin neden çekimser kaldığını da…

Gelmiş geçmiş tüm liderlerin nasıl bir toplumsal baskı altında olduğunu da…

Hatta daha genel olarak, bunca zaman çıkan fırsatlarda neden bir anlaşmaya varılamadığını da bir kez daha anladık…

Bu toplumun çoğunluğu bu anlaşmayı istemiyor kardeşim.

Siz Meclis’teki partilerin sandalye sayılarına falan bakmayın, uzlaşma yanlısı partilerin tabanları bile 2004 referandumundan bir milim ileri görünmüyor…

Biz burada ne kadar kendimizi paralasak da, anlaşmaya ‘evet’ diyecek çoğunluk yok.

Ya ne var, hala daha geleneksel politikaların yarattığı ağırlıklı bir siyasal bağnazlık var…

Rum yönetimi, her görüşme sürecinde, belli konularda ilerleme sağlandığı açıklanırken, anlaşma isteyenler umutlanırken, aniden hiç olmadık bir hareketle çıkıyor karşımıza; bizler de o zaman çeşitli analizler yapıp, sonuçlara varıyoruz…

Bir kısmımız, ‘bunlar adanın tümünü ister ya da enosis ister’derken, bir kısmımız daha akılcı nedenler buluyoruz…

Mesela bu son dönemde, benim de inandığım, Rum liderliği, kara sularındaki hakimiyetini, sözde münhasır ekonomik bölgede gücünü, çıkacak enerji kaynağının şimdiden üstüne oturmayı garantiye almadan bir anlaşma istemez…

Bunu da neden yapar..?

İşte o “tek egemen benim” mentalitesinden.

Üstüne üstlük bir de seçimler yanaşmışken…

Dünkü Temsilciler Meclisi’nde yaşanan kavgalar, o sırada sarfedilen sözlere bakın…

DİSİ’nin önerisi onaylanmış olsa da, gelecek için umut değil…

Yine aynı şeyleri düşünüyorum. Aradan geçen kırk yıldan fazla zamana rağmen hala süreye ihtiyaç var.

İki halkın birbirine güvenmesi, geçmişten gelen bağnazlıkların geride bırakılması için…

Çağdaş dünyada insanlar daha refah içinde, daha iyi koşullarda yaşamak, daha iyi eğitim ve sağlık hizmeti almak, milli gelirden daha adil pay almak, daha çok üretim yapmak, işsizliği azaltmak mücadelesi verirken, biz burada, dünya coğrafyasının geri kalmış bir çok bölgesinde olduğu gibi,  fanatizm ve onun getirdiği sorunlarla geleceği karartıyoruz…

Bir kere diğer toplum, sahip olduklarını paylaşmak niyetinde değil.

Hem de bedeli ne olursa olsun…

Durumun böyle sürüp gitmeyeceğini, yeni koşulların ortaya çıkabileceğini, şu an elde edebileceklerini dahi kaybedeceklerini bildikleri halde…

Uzlaşmayı “boyun eğmek” olarak görüyorlar.

İşte o noktada temel çelişki ortaya çıkıyor.

İşi zamana bıraktığımızda neler olacak…

Geçmiş kırk yıl olduğu gibi olmayacak artık. Kimse bunu beklemesin.

Bugünün dayattığı koşullar çok farklı.

Güney’deki kadar ezici çoğunluk olmasa da, bizde de benzer inanışta, ayrılık yanlısı kitleler var.

Ve o kitlelerin sayısal olarak arttığını görmemek için de kör olmak lazım. Çünkü böyle bir politika izlenmekte…

Ancak ne yazık ki, Güney’de fanatizm aklın önüne geçmiş, AKEL Basın Sözcüsü Stefanos Stefanu’nun dile getirdiği “Tehlike, statükonun kalıcılaşmasıdır ve bu sadece müzakerelerle sonlanabilir” ifadesini bile anlamaktan uzak…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

İPTAL DE ETSE, NEYE YARAR:

Müzakereleri bitiren enosis kararı yumuşatıldı… Ne işe yarayacak? Görüşmelerin hızını, ivmesini, güveni yok ettikten sonra… Bundan sonra aynı samimiyetle ilerlemek mümkün müdür? Herkes şunu bilmeli, bu enosis kazası, önemli bir dönüm noktasıdır. Bir daha asla Şubat ayından öncesine dönüş olmaz… Anastasiadis bilerek ve isteyerek, her iki tarafta da çözüm karşıtlarına yıllarca kullanılacak bir malzeme vermiştir…

 

AKEL-DİSİ SIKI DURABİLİRLER Mİ:

Dün Rum Meclisi’nde AKEL de DİSİ de vatan hainliğinden tutun, her türlü hakarete maruz kaldılar. Peki acaba bundan sonra bu fanatiklerin üstüne cesaretle gidip, dün Meclis’te yaptıkları gibi sıkı durabilecekler mi? Hiç sanmıyorum. Çünkü, o kesimi tümden karşılarına almak, kendi tabanlarını da kaybettirir de ondan… Baksanıza DİSİ’den ilk istifa geldi bile…

 

KISASA KISAS:

Güney Kıbrıs’taki Ekologlar Hareketi, dünkü yasa değişikliğine karşı, “Beşparmak Dağları’ndaki KKTC bayrağının kaldırılmasını, 20 Temmuz Barış Harekatı ve 15 Kasım KKTC’nin kuruluş yıldönümü kutlamalarının durdurulmasını” talep etmiş. Gördünüz mü, göstermelik bir değişiklik karşılığında nasıl taleplerde bulunuyorlar…

 

SORGULANANLAR, KEYFİ OLANLARDIR:

Serdar Denktaş yine vatandaşlıklar konusunda duygusal konuşmalar, suçlamalar yapmış… “İnsanlık ayıbıdır, sorgulamayın, istismar etmeyin”… Tamam, hak kazananlara birinin bir şey dediği yok zaten. Sorgulanan da bu değil… Sorgulanmak istemiyorlarsa,  Bakanlar Kurulu kararıyla keyfi vatandaş yapmaya son versinler. Eleştirilen kategori budur. Saptırmaya gerek yok…

 

GİRNE KAYMAKAMLIĞI NELER YAPIYOR:

Vakıflar’da icrada olan bir mal üzerinde tasarruf yapılıyor, altından Girne Kaymakamlığı çıkıyor. Ana yola izinsiz çıkış konusu gündeme geliyor, belediye ve Karayolları kapatıyor, hemen arkasından bariyerler kesilip, giriş-çıkış devam ettiriliyor, yine altından Girne Kaymakamlığı çıkıyor. Çıkıyor da, ben bir kaymakamın da böyle ciddi işleri kendi başına yapmadığını düşünüyorum. “Yürü de korkma” diyen birileri olsa gerek…

 

ZEHİRLİ ELMA:

Bir kere daha soracağım, sağır kulaklar duyar da ses verir mi diye bekleyeceğim; kardeşim ithal ürünün denetimini niye KKTC yapsın? Bunların sağlık sertifikası ile getirilmesi zorunluluğu yok mu? Bir Allahın kulu da çıksın söylesin. En azından Türkiye’den? Hadi bizi geçtik, sapır sapır kanserden dökülüyoruz, ya çocuklar? Onlar da elma yiyor… Yakalanan zehirli elma, ülkeye girenin kaçta kaçı? Çocuklarımız kim bilir ne kadar yedi bu zehirli elmalardan… Her sandığı denetlemek mümkün mü? Resmen bir cinayet işleniyor ve hep birlikte göz yumuyoruz…

 

 

 

ZİRVEDEKİLER

Prof. Dr. Ahmet Sözen: “Toplumdan, sivil toplum örgütlerinden ve siyasi partilerden bu kadar kopuk bir şekilde iki lider ve çok az sayıda kişinin yürüttüğü müzakerelerde o davranış ve alışılagelmiş davranış kalıplar içerisinde siz bir anlaşmaya varamazsınız. Bunların kırılması gerekiyor. İki liderin tabu sayılan ve çok radikal gibi görünen davranışlara girmesi gerekiyor. Ben bunları göremiyorum…”

 

DİPTEKİLER

Irkçılık Suçlaması: Kitleler halinde vatandaşlık veriliyor olmasını eleştirenlere “ırkçı, bölücü, ötekileştirici” yakıştırması yapılıyor belli bir kesim tarafından… Ben bunu dehşetle izliyorum. Bu yakıştırma, ırkçılığın da, bölücülüğün de kendinden daha tehlikeli. Böyle bir savunma olamaz. Ancak çirkin bir propaganda ve gerçek anlamda bölücülük olur…Bu ufacık toprak parçasının kaldıramayacağı kadar bir nüfus yaratmanın getireceği sorun var mı, yok mu bunun tartışılması gerekir…