Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, BM’nin 11 Nisan duyurusuna rağmen, Rum meclisinin 7 Nisan’daki toplantısını bekliyor. ENOSIS kararı düzeltilmezse, Türk tarafı 11 Nisan’da masada olmayacak
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, şartların açıklandığı şekilde olumlu gelişmesi durumunda müzakerelerin 11 Nisan Salı günü başlaması için Kıbrıs Türk tarafının hazır olduğunu ifade etti.
Akıncı, bir kez daha, ENOSIS kararı geri çekilmezse, 11 Nisan’da görüşmelerin olmayacağını bu yolla duyurmuş oldu. Türk tarafı 7 Nisan’da Rum meclisinin ENOSIS kararını düzeltmesini bekliyor.
Akıncı, Brüksel temasları çerçevesinde dün ABD’nin Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Jonatahan Cohen, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikasından Sorumlu Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Federica Mogherini ve AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’le görüştü.
İkinci günün ilk görüşmesi Cohen’le
Cumhurbaşkanlığından verilen bilgiye göre, Akıncı dünkü ilk görüşmesinde Cohen’e, Kıbrıs Türk tarafının pozisyonunu ve müzakere sürecindeki tıkanıklığın nedenini aktardı.
Cohen, Kıbrıs sorununun çözümü için, talep edilmesi durumunda her türlü desteği sağlamaya hazır olduklarını belirtti.
Mogherini ve Juncker ile art arda görüştü
Akıncı, temaslarının öğleden sonraki bölümüne Mogherini görüşmesi ile başladı.
Akıncı’nın son görüşmesi ise, Rum yetkililerin Salı gününden itibaren “Juncker Akıncı’yla görüşmeyecek” iddialarının tersine Juncker ile oldu.
Akıncı, görüşmelerinin ardından temaslarını değerlendirdiği bir basın açıklaması yaptı.
Akıncı, Juncker ve Mogherini ile gerçekleştirdiği her iki görüşmeye değinerek “Özellikle Juncker ile olan görüşmede konulara ayrıntılarıyla girme fırsatı bulduk. Neden müzakere sürecinde tıkanıklık yaşandı, bu neden Kıbrıs Türk haklı için önemliydi ve bunun şimdi aşılmakta olması konusundaki adımların ne olduğu ve Salı günü başlayacak olan müzakerelerin hangi çerçevede devam edip bizi sonuca götürebileceği, önümüzdeki zamanın sınırlı olduğunun ve bu kısa süreli zamanda çok iş yapılması gerektiğinin altını çizdik” dedi.
AB’ye, Kıbrıs Türk halkının ve kurumlarının hazırlanmasının son derece önemli olduğunu söyleyen Akıncı şöyle konuştu:
“Özellikle son zamanlarda kurulan bir Ad-Hoc komite var. Bunun çalışmalarını maalesef Rum tarafı zaman zaman geciktiriyor. Hele müzakerelerin biraz sıkıntıya girdiği dönemlerde, AB temsilcilerinin Kıbrıs Türk tarafının kurumlarıyla ve onların yetkilileriyle bir araya gelmesini engellemeye çalışıyorlar. Halbuki Kıbrıs’ta çözüm olacaksa, Kıbrıs Türk halkının kendi kurumlarıyla geleceğin iki eşit kurucu devletinden birisi olacak olan KKTC’nin kurumlarının AB müktesebatına uyumunun sağlanması için çok ciddi çalışmalara ihtiyaç vardır.
“İlk günden Euro’nun tedavüle girmesini istiyoruz”
Bir çözüm noktasına varıldığında ilk günden Euro’nun tedavüle girmesini istiyoruz. Bunun için yapılması gereken çok iş var. Ve buna benzer birçok konuda düşüncelerimizi kendisiyle paylaştık. Bu müzakereler sürecinde yaşanan sıkıntılar hakkında söylediklerimizi çok iyi anladılar. Bundan sonraki süreçte Kıbrıs sorununu oluşturan önemli başlıklarda ilerlemeye çalışacağız. O konularda daha büyük yakınlaşmalar elde etmeye gayret edeceğiz ve onun ardından Cenevre konferansı yeniden toplanacak ümit ederim. İşte orada da geçen defaki gibi AB gözlemci sıfatıyla hazır bulunacak. Kıbrıs’ta bulunacak bir çözümün iki eşit tarafından biri olan Kıbrıs Türk tarafıyla ilişkilerini sürdürmekte kararlı olduklarını bize teyit etti. Her iki görüşmeden de çok memnun bir şekilde ayrılmaktayım.”
“Sınırlı zaman dilimi”
Bir gazetecinin “Juncker ile görüşmede, yeni Cenevre Konferansı için bir takvim görüştünüz mü? 11’inden itibaren bir mutabakat sağlayacak ve yeni bir Cenevre Konferansı için nasıl bir zaman dilimi var?” şeklindeki soruya Akıncı, Cenevre Konferansı’na yeniden gidecek olan süreç bakımından ve Kıbrıs sorununu bu dönem çözme bakımından sınırlı bir zaman dilimiyle karşı karşıya olduklarını söyledi. Akıncı şöyle devam etti:
“Bunun birkaç tane önemli nedeni var. Bir tanesi bizim de payımız olan hidrokarbon yataklarında Rum tarafının tek taraflı attığı adımlar var. Bu adımlar ileriye taşınırsa, maalesef çok istemediğimiz bir durum olsa da, yeni gerginliklere neden olacak. Burasının bir işbirliği alanı olmasını istiyoruz. İkincisi, Rumlar bir iki aylık bir zaman diliminden sonra kendi başkanlık seçimlerine odaklanacaklar. Aslında odaklandılar demek daha doğru olur. Nisan-Mayıs ayları o açıdan çok önemli. Yazla birlikte bu tren bir kez daha kaçacak diye düşünüyorum. Bu anlamda modaliteler değişmesin deniyor ama BM yetkililerinin daha aktif olmaları gerekecek. Ama bizim yavaş yavaş bir paket görmemiz lazım. Bu pakete hepimiz bakacağız. Bunu önce yaratıp, sonra dönüp bakacağız; eşitliğimizi, güvenliğimiz, özgürlüğümüzü içeriyor mu? Ve diğer konularda da makul bir çerçeveyi çizebiliyor muyuz? Toplumlarımıza onaylamaları için tavsiye edebileceğimiz bir çerçeve midir bu? Elbette Türkiye ve Yunanistan da garantör olarak bakacak. Değerlendirmelerini yapacaklar ve ona göre bir sonuca varacağız. Tüm tarafların ortak bir paydasını bulmak mümkündür ama zaman gittikçe daralıyor.”
“Türk-Yunan vatandaşlarına eşdeğer muamele”
“İngiltere’nin AB’den ayrıldığı bir ortamda belki AB Kıbrıs sorununu çözerek belki de yeniden birleştirici bir güç olabilir mi? Bu garantörlük meselesi ve 4 özgürlük konusunda Ankara’nın talep ettiği unsurlar AB tarafından nasıl karşılanıyor?” yönünde bir soruya ise Akıncı, konuşulanın Türk-Yunan vatandaşlarına eşdeğer muamele olduğunu belirtti. 4 özgürlük derken bu kapsamda değerlendirildiğini söyleyen Akıncı, “1960 Anayasası’nda olan, en fazla müsaadeye mazhar ülke tanımlanması yapılmıştı. Daha sonra, benden önceki liderler döneminde, demografik dengeleri bozmadan bu eşdeğer muamelenin yapılabileceği bir mutabakat vardı” dedi. Son dönemlerde Rum tarafının bunu çok büyük bir mesele haline getirdiğine dikkat çeken Akıncı şöyle devam etti:
“Türkiye 80 milyonluk nüfusuyla arka kapıdan AB’ye girecek gibi söylemler tamamen provokasyondur. Ortak nokta bulunabilir. AB için de Kıbrıs’ta bir çözümün iyi bir örnek olacağı aşikar. Onlar da bu konuda istekli, hevesli.
“Engel Rum tarafından kaynaklı”
Genel Sekreterle de yaptığımız dahil, tüm temaslar da yararlı geçti diyebilirim. Kıbrıs sorununu çözmek için geldiğimiz bu son merhalede çözüm konusunda Kıbrıs Türklerini ve kurumlarını AB müktesebatına hazırlamaları konusunda yapmaları gerekenler var. Bu konuda isteklidirler. Engel onlardan değil Rum tarafından kaynaklı olarak gelişiyor. Yeri geldikçe AB’nin taahhütlerini kendilerine hatırlatıyoruz. KKTC, eğer bir çözüm olursa iki eşit devletten biri olarak Kıbrıs Türk kurucu devleti haline dönüşecek. O kimliğiyle Avrupa kurumlarıyla temaslarını federal çatı altında sürdürecek. Bunu memnuniyetle gördük ki AB buradan baktığı zaman Kıbrıs’ta iki tarafın olduğunu gözden kaçırmayacağını bize teyit ediyor.”
































