Hani demiştim ya, “Kişi olarak ben de kapsamlı bir çözümü istiyorum ama, bizimki gibi uzun süreli anlaşmazlıkların yaşandığı yerlerde kapsamlı çözümün kalıcı barışı getirmediğine inanıyorum… Bunun yerine önce iki halkın birbirine güveneceği, bir anlaşma ortamını zaman içinde bizzat halkların yaratacağı bir formül daha iyi olmaz mı?” diye.
Bunu söylerken, BM Temsilcisi Eide’nin “yeni metodoloji” sözü de acaba bu anlama gelir mi diye sorgulamıştım.
Belki Eide tam olarak bunu kastetmiyor ama, sanki bizim tarafta böyle bir eğilim baş gösteriyor…
Geçen gün Rum lider Anastasiadis, Cumhurbaşkanı Akıncı ile katılacakları yemekte eğer güven arttırıcı önlemeler konuşulacaksa, bunun kötü olacağı yorumunu yapmıştı…
Demek ki, böyle bir işaret almış. Keşke ciddiyetini de anlasa…
Ardından Cumhurbaşkanı Akıncı, bundan sonraki çabaların sadece güven artırıcı önlemlerle ilgili olması algısının yanlış olduğunu söylese de, iki toplum arasında güvenin olamayışının rahatsızlık verdiğini, mobil telefonlar, elektrik sistemlerinin birbirine bağlanması, eğitim komisyonunun ortaya çıkarttığı yönergelerin uygulanması, öğretmenler arasında işbirliği, yangınlar gibi konularda tarafların ne yapacağının netleşmesi gibi konuların hala açıkta olduğunu, bu nedenle 2 yıl önce mutabakata vararak aldıkları kararların uygulamaya geçirilmesini istedi.
Bunlar güven arttırıcı önlemler.
Ve Anastasiadis’e bunları hatırlatacağını da vurguladı…
İşte bam teli burada. Ambargoların kaldırılması gibi daha zorlu konularda olmasa bile, en azından gündelik hayatla ilgili konularda mesela sınır ticaretindeki engellerin kalkması gibi konular da eklenerek bir güven ortamı yaratılsa, müzakereler de zaman içinde bunların üstüne bina edilse çok daha iyi olmaz mıydı?
Ama şurası da kesin ki, Rumlar her güven arttırıcı adımın, KKTC’nin güçlendirilmesi anlamına geleceği gibi bir hezeyan içindeler. Hatta bu düşünceyle, Kıbrıs Türk halkının insan haklarını bile çiğnemekteler. Hem de tek başlarına değil, tüm dünyayla birlikte.
Cumhurbaşkanı Akıncı Rumların bu sıkıntısını “tanıma fobisi kalkmadıkça güven yaratıcı önlemler bakımından ileriye doğru adım atmak çok zor” şeklinde ifade etmiş.
Bu arada, Serdar Denktaş’ın Lefke Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada da benzer göndermeler vardı.
Denktaş, “…dünyaya yeniden adapte olmamıza imkan tanıyan güvenin ve karşılıklı saygının yeşereceği yeni bir düzen Kıbrıs’lı Türk’ler için istenilen sonuçtur” demiş.
Bunun sağlanması da, iki tarafın karşılıklı adımlar atmasıyla mümkün…
Masadan kaçarak, başka yollar arayarak değil.
Kısacası benim hissettiğim, olayı zamana yayma, önce iki tarafın birbirine güveneceği ortamı yaratma gibi bir tutum var.
Ama benim beklediğim anlamda değil. Herkes kendi yoluna gider, bir gün gerçekten birbirlerine güvenirlerse, çözüm olur gibi bir şey…
“Son şans, son fırsat penceresi, yeni süreç olmaz” gibi açıklamalar bu anlama mı geliyor acaba?
Bugün için doğal gaz ve petrol adı altında münhasır bölgeleri ihaleye çıkaran Rum tarafı, bu güç savaşını anlaşma olmadan halletmeye çalışırken, döndüğünde masaya gelecek bir muhatap bulamayacağını da bilmeli.
Aynı şekilde uluslararası camia da…
Biz Türklerin bu duruma cuk oturan bir lafımız var, “Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak”….
YERİN KULAĞI VAR
İYİMSER OLMAK ZOR:
Uzun bir aradan sonra iki lider, Anastasiadis ve Akıncı yarın akşam yeömeğinde bir araya geliyor. Yeni süreci belirleme açısından önemli olan buluşma öncesi, özellikle Anastasiadis’in yemek öncesi yaptığı açıklamalar ve öne sürdüğü şartlar, yemeğin hiç de kolay olmayacağını gösteriyor. Özellikle seçimler öncesi Rum liderin süreçle ilgili beklediğimiz adımları atması hiç de kolay olmayacak…
AKSA’NIN BU RAHATLIĞI NEREDEN GELİYOR:
AKSA’nın hükümetin onayı olmadan kapasite arttırımına gitmeyeceğini, koca santralı onaysız getiremeyeceğini düşünmüştük. Yanılmışız. Gerçekten de korkunç bir pervasızlıkla, izinsiz, onaysız getirmiş. Dağ başı çünkü burası… O zaman şunu soralım; “Getiririm, sonra da nasıl olsa onaylatırım” deme cesaretini nereden buluyor? AKSA’nın bu rahatlığı nereden geliyor..?
%3 FON PARALARI NE OLDU:
Aklım almıyor. Daha bir yıldan az bir süre önce Tarım Bakanlığı, Toprak Ürünleri Kurumunu kurtarma adına, tüm ithal ürünlere yüzde 3 fon koymamış mıydı? O günden beri de biz bu kazığı yemiyor muyuz? “TÜK’ü küçülteceğim, kurtaracağım, borcunu ödeyeceğim” diye direten Tarım Bakanı Çavuşoğlu, 7 ay sonra ansızın aynı, “Ben TÜK’ün borcunu ödemem” diyor? Ne oldu o yüzde 3’lerle toplanan para? Sonra TÜK’ün Genel Tarım Sigorta Fonu’na olan borcu, bir önceki hükümet tarafından ayırılmışken, o borç neden ödenmedi? Yanıt yine Bakan Çavuşoğlu’nun sözlerinde. Yüzde 3’lük fon için bakın yine ne demiş; “TÜK’ün iflasını mı açıklasaydım. Zaten aciz durumdaydı biz kurtarmak istedik. Ben ekonomistler gibi bakmam buraya. Ben siyaseten bakarım”… Hangi zihniyetle yönetildiğimizin itirafı bu, başka bir şey değil…
BİR PEŞKEŞ DAHA YARGIDAN DÖNDÜ:
Olay yeni değil. Taa geçen Aralık’ta şu meşhur Noel Baba köyünün kokusu çıkmıştı. Kendilerine sözde yatırım için orman arazisi kiralanmış, tepkilere neden olmuştu. Malum, kimse tınmadı. Ta ki, olay yargıya gidene kadar. Bu son hükümetin yargıdan dönen icraatlarına bir yenisi eklendi. Mehmetçik Belediyesi ara emri alınca, bizimkiler “İptal gündemde” demeye başladılar. Hani Girne’de sit alanını verirken, yargıya yakalandıkları gibi… Zaten kendini çevre dostu diye tanıtan bir Vakıf, 1000 dönüm orman arazisine inşaat yapmaya kalkışmışsa, ortada bir tuhaflık var demektir…
“YASALLAŞTIRACAKLAR”:
Kaya Grubu’nun izinsiz yaptığı ve yıkım kararı bulunan inşaatın mahkemesinde, bir ay daha süre isteyen avukatın söylediğine bakın; “Girne-Çatalköy Bölgesi için hazırlanan imar planı Haziran ayında tamamlanarak açıklanacak. İmar planına özellikle katlar konusunda yapılacak muhtemel değişikliklerle, otelde yapılan çalışmalar yasallaşabilecek”… Yorum yapmıyorum… Siz görün… Bu arada Grubun, bölgede iki araziyi daha alıp, genişlemeye çalıştığı, bunun için de halk meclisi toplanması çağrısı yaptığı da biliniyor. Bu çağrıda da, arazilere onay verilirse, izinsiz katların yıkılacağı tahhüdü var…
BIRAKIN HERKES ÖZGÜRCE OYUNU KULLANSIN:
Bu ülkede yaşayan herkesin kendi fikir ve inançları doğrultusunda görüş belirtmesine karşı değilim. Ancak, Türkiye’deki Anayasa referandumunu bahane ederek, kendi görüşlerini tüm toplumun görüşü gibi yansıtanlara, kraldan çok kralcı kesilenlere de kulak asmamak lazım. Hele de bunu başka yerlere çekerek, toplum üzerinde baskı kurmaları asla kabul edilemez. Bırakın herkes özgürce iradesini sandığa yansıtsın. Ama ‘belli bir doğrultuda oy kullanılmazsa, başınıza şu gelir, şöyle olur’ gibi tehditvari baskılar ters teper bilirsiniz…
ZİRVEDEKİLER
Cenk Diler: “Memlekette halkın malı arazi, toprak, deniz bırakmadınız. Dere yatakları, askeri bölgeler, SİT alanlarının gözünün yaşına bakmadınız. Şükran nöbetleri tuttuğunuz yerler da dahil, rant uğruna sermayeye ya beleşe bağışlamakta bir sorun görmediniz. Yıkım kararı verdiniz ama uygulayamadınız. Aciz kaldınız. Gücünüz garibana yetiyor. Siyasi çıkar uğruna basiretsiz kalmayı tercih ettiniz…”.
DİPTEKİLER
Paketçinin Marifeti: Lefkoşa-Ortaköy bölgesinde önceki gün paket siparişi için gittiği evde 14 yaşındaki kız çocuğunu taciz eden 25 yaşındaki M.T. isimli paketçi, şikâyet üzerine tutuklandı. Sokakta yürümeye korkardık, artık “güvenli” dediğimiz evimizde bile tacize uğruyoruz… Amma çok sapık var ortalıkta. İnanılır gibi değil…
































