Bir kış vakti…
Dağların sesi var; o dağlar çağırmakta…
Karşıda Akdeniz…
Dağlarda patikalar…
İnce uzun bir yol düşer önünüze…
Yürümek…
Boylu boyunca patikalarda…
Toprağın tozunu kaldırarak ya da çamura bata çıka…
Ağaçlar dost…
Yılanlar uykuda…
Harnup, zeytin ve servi ağaçları…
Dağların gerillası…
En mağruru servi…
Başı göklerde…
Kendine güvenli…
İnce uzun bir kadın kadar endamlı…
Endamı, rüzgârla daha anlamlı…
…
Bir ıslık…
Kuzeyden esmekte…
Türkü gibi kulaklarda…
Açıklarda, birkaç balıkçı teknesi gezinmekte…
Biraz telaşlı…
…
İnce uzun bir dağ Beşparmaklar…
Her tepesinde özgürlük…
Neresine baksan,
Bedava…
Bulutlar düşmüş doruklarına…
Başınız dumanlı…
Bir içindesiniz bulutların, bir dışında…
Deniz yakın…
Bıraksalar, denize düşmek ihtimal…
Ya da öyle gelir insana…
Mevsim, kış değil sanki bahar…
İçiniz dışınız aydınlık…
…
Araba gürültüsü yok, radyo yok, gazete yok, televizyon yok, politika yok…
Sadece kendiniz…
Kuşlarla böceklerle birlikte…
Ot kokusu bulaşmış ellerinize…
Gözlerinizde ışık…
Uyarsa, bir de türkü dilinizde…
“Dolama dolamayı / Getirin bağlamayı…”
Güven verir zeytin ve harnup ağaçları…
Altına uzanıp yaslanmak için…
Ya da bir kaya parçasının dibine…
Otların üzerinde…
Gözleriniz sıcak, vücudunuz serin…
Şaşarsınız…
Dünyanın haline…
Güneşle birlikte ufka dalmak geçer içinizden…
Çok uzaklarda bir yerlere uçuvermek…
…
“Haçanda geçti yıllar” deyip hayıflanmak en kötüsü…
Gördükçe bin yıllık ağaçları dimdik ayakta…
Ama, “böyle şeyler gelmemeli insanın aklına…”
Durup dururken…
Ağaçlar da ölür sonunda…
































