Köşe Yazarları

Eide, Anastasiadis’e nasıl meram anlatacak? (Adamın derdi üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek!)






Bırakın sorunun çözümünü! Çözümü için müzakerelerini bile başlatamadıklarının heyamolasını çekiyorlar! BM Kıbrıs Özel Temsilsi de yavaştan yavaştan çözümsüzlüğün tarihi isimlerinden birisi oluyor! Görevi hitama erip yerini bir başkasına devrederken, hatırlanıp anılması için BM müzesinde fotoğrafını “diğer özel temsilcilerin” yanına koyacaklar!
Kısaca Eide bugün geliyor! Ne var ki daha gelmeden Anastasiadis’li Rum tarafı restini çektiydi: “Türkiye Navtex’i kaldırmadan masaya oturmayacaklar!”
MERAK BU YA! Merak ettim! Eğer KKTC adına Doğu Akdeniz’de sismik araştırma yapan Türkiye’nin Navtex’i olmasaydı, Anastasiadis masadan kaçmak için hangi bahaneleri bulacaktı? (Bunu yazmak gerektiğine inanıyorum çünkü “çözüm da çözüm” diyenlerin yine dertleri depreşti! “Türkiye’nin kendi çıkarı için araştırma yaptığını, sismik araştırmaların tamamen kendi tasarrufu olduğunu iddia ediyorlar!) Bu aksi büksü laflara karşın bir CTP’li olarak değil, KKTC’nin Dışişleri Bakanı olarak görev yapan ve yetkileri ile sorumluluklarını da bu bilinçle kullanan Özdil Nami, dünkü Havadis Gazetesi’nde Rumların tutumu konusunda Hüseyin Ekmekçi’ye açıklamalarda bulunurken bu konuda şunları söylediydi: ÖZDİL NAMİ NE DİYORDU: Önce “üzülüyorum” diyor ve ekliyordu: “Türk tarafının ortak iradesini sadece Türkiye’nin aldığı bir karar olarak göstermek üzüntü vericidir… Bizim aramızda böyle bir ayrılık yoktur… Türkiye bahse konu parselde hiçbir hak iddia etmiyor zaten. Bu 9. parsel dediğimiz parselde Türkiye’nin hiçbir hak iddiası yoktur. Kıbrıslı Türkler olarak bizim vardır. Biz Türkiye ile yaptığımız anlaşmalar altında ‘git bizim adımıza araştırmalar yap’ dedik. Nitekim Rum tarafı da şu anda uluslar arası şirketlerle anlaşmalar imzalamadı mı?..”
FAKAT! Doğu Akdeniz’de KKTC yönetimin siyasi iradesi olmadığını söyleyip her vesile ile “amacımız KKTC’yi tanıtmak değildir” diyen aynı “kesimlerin” sürdürdükleri Parlamento dışı muhalefetlerine gerekli olan “Türkiye ile KKTC’nin devletler düzeyinde ikili anlaşmaları değildir!” Kısaca Türkiye’nin devreden çıkmasıdır! Kime ne yararı olacaksa!
MÜZAKERELER BAŞLAR MI? Eide temaslarına başlayacak. Tabii ki başarılı olmasını dileriz… Fakat müzakereleri başlatmış da olsa Anastasiadis yine bir bahane bulur, masadan yine kaçar inancındayız! Kaldı ki 19 Nisan’da Cumhurbaşkanlığı seçimleri vardır… Kimseler dönüp de “müzakerelere bakmaz!”




***********     
Dakato uçakları ile tazelediğim hatıralar (Ve şu bizim cemaat esamesindeki nüfus sorunumuz!)

İlk uçak yolculuğumu, kanatları uçağın pencerelerinin üzerinde olduğu için aşağıları tas gibi görme olanağı sağlayan iki pervaneli Türkiye Hava Yolları’na ait Dakato uçağı ile İstanbul’a yaptıydım… Galiba yıl 1957 falandı, Namık Kemal Lisesi’nden yirmi kişilik bir öğrenci grubu, Pendik’te bir ay kalacağımız “Gençlik Kampı”na öğretmenimiz rahmetlik Ahmet Yavuzkurt’un gözetiminde gitmiştik…
1960’larda da Cyprus Airways ile tanıştıydım. Jet motorluydu, daha çok yolcu kapasiteliydi ve daha süratliydi. Fakat daha pahalıydı! Dolayısıyla daha ucuz olan Dakato uçakları ile Adana’ya, oradan da otobüsler yahut trenle Ankara’ya giderdik…
Geçtiğimiz gün bir zamanlar öğrencilik hatıralarımıza kazınmış Cyprus Airways resmen iflasını ilan etti. Ben bu “iflasın” sadece Güney’in ekonomik krizi ile ilgili olduğuna inanmıyorum. Nitekim KKTC’nin de iki yakası bir yere gelmeyen ekonomisinin tek sorumlusu “ambargolar” yahut “tanınmamış devlet” oluşu değildir…
En canlı örneği de bizatihi “Kıbrıs Türk Hava Yolları”nın kendisidir! Nitekim bugüne kadar yapılan değerlendirmeler “iyi yönetilmediği için battığıdır!” Ki bu tip sektörlerin “batışlarına” bugüne kadar hep aynı kulpu taktık! “İyi yönetilmemek!”
Pekala Rum’un hava yolları da mı kötü yönetim sonucu battı? Güney’in sorunu büyük olasılıkla süratle gelişen ve kıran kırana rekabet halinde olan öteki hava yolları ile artık yarışamayacak kadar gerilerde kaldığı dolayısıyla zarar ettiği için olmalı!
KKTC’DE İSE SORUNLARDAN BİRİ DE ŞUDUR. Devlet biraz da “nüfustur!” Kendi üretimini kendi içinde tüketecek kadar nüfus… Oysa KKTC’de mesela bir süre önce yeniden düzenlenen “Vatandaşlık” Yasası bizzat İçişleri Bakanı’nın açıklamasıyla daha çok zorlaştı! Artık kimseler KKTC’de kolaylıkla vatandaş olamayacaklar! (Kısaca biz bize kaldık! Yeter ki “Kıbrıslılığı” bozacak zararlı unsurlar aramıza girmesinler!) ÖTE YANDAN: Başka ülkelerde 280 binlik nüfusumuza “cemaat” derler! Bu cemaatin yarısı emeklidir fakat çalışma çağındaki genç insanların “istihdam alanlarını” işgal edip onları işsizliğe ittikten sonra açıkta bırakmaktadırlar!
Cemaat esamesindeki bu nüfusun sigortalarından emekli olanlarının ise çalışan sigortalıların yatırımları hiç karşılayamadı! Dolayısıyla eğer her ay devlet açıktan on milyon TL katkıda bulunmazsa sigortalar da iflas bayrağını çeker!
Keza “Kıb-Tek”in harcamaları ile gelirleri de bir ayağını çukurdan çıkarmaya yetmemektir!
Belediyelerde durum daha vahimdir! Hizmet ettikleri küçücük nüfusa her gün biraz daha artan personel ve araç gereç giderleri eklenirken, zam üzerine zam bastırmaktan başka çareleri kalmamaktadır…
280 BİN KİŞİLİK NÜFUSLA BÜYÜK İŞ YAPILMAZ! Dolayısıyla batma kaçınılmazdır! Ki Rum’un nüfusu 8 yüz binleri orsa etmiştir ama o da rekabete dayanamamıştır! Neyse ki KKTC de “kapalı toplum ekonomisi” vardır, yoksa bir de “uluslararası rekabete” açılsaydık ne olurdu hallerimiz!
KISACA BU NÜFUS OLAYINI İYİ DÜŞÜNMEK GEREKİR. Yoksa bir gün içine düştüğümüz yalnızlık ve “paylaşım kavgası” nedeniyle birbirimizi yiyeceğiz!



**********      
Arkadaşım İbrahim Adem…

İbrahim Adem Davulcu ile çok uzun yıllar Mağusa Gazi İlkokulu’nda birlikte çalıştık. Geçtiğimiz hafta Havadis Gazetesi’nde “ölüm ilanını” gördüğümde şaşırdım çünkü henüz genç sayılacak yaştaydı.
Gerek İbrahim’le gerek diğer öğretmen arkadaşlarımla, her hatırladığımda, “ne güzel günlerdi onlar” dediğimce, sevgi saygı içinde geçirdikti yılları. Allah rahmet eylesin, İbrahim çok zekiydi. Her sabah okula götürdüğüm üç dört gazeteyi didikler, siyasi gelişmeleri yorumlar ve evet tartışmayı sevdiği için de benimle “inadına” tartışırdı! Şu var ki pek çok arkadaşımın aksine “hak bildiği” ve “hakkı olduğuna” inandığı yasaları da didik didik ederek, eğer varsa haksızlığa isyan ederdi…
Bir merakı ince telli saçlarına kına yakıp boyatmaktı… Bazen kına tutmaz saçları kızıl olur, bazen siyaha kaçar, her defasında, “bırak yahu derdi, gene tutturamadık!”
Birlikte güzel, tatlı yıllarımız geçti… Arkadaşım İbrahim Adem’e Allah’tan rahmet ailesine başsağlığı dilerim…





Başa dön tuşu