Aslında üzerinden çok geçmedi.
Hatırlardadır.
…
Konu komşu bir araya gelir, küçük çocukları da yanlarına alarak hamama giderlerdi.
…
Lefkoşa’da birçok hamam vardı.
Ama en rağbette olan Büyük Hamam’dı.
…
İnsanlar baş baş yıkanırdı…
…
Gündüzleri kadınlara, geceleri de erkeklere ayrılırdı hamam saatleri.
…
Baş baş yıkanan cemaat, ileride birçok meselede de baş baş yıkanacaktı…
…
Bilindiği gibi hamam sefaları cümbüş şeklinde geçerdi.
Hamamda ne yenilecekse önceden hazırlanır, bunlar torbalara sepetlere konurdu.
…
Göbek taşı her tarafı ısıtırdı.
Kaynarcasına.
Bir sis bir duman.
Kurna başları da öyle.
Duman duman…
…
En güzel şarkılar da kurna başlarında söylenirdi zaten.
“Zeytin yağlı yiyemem aman
Basma da fistan giyemem aman…”
…
Şarkı eşliğinde güzel hayaller kurulurdu…
…
Cemaatin kültürü buydu.
Evlerde baş baş yıkanacak olanaklara sahip olmayanlar, cümbür cemaat hamamlara giderler ve orada hep birlikte yıkanıp, hem ihtiyaçlarını görürler, hem de güzel sosyal bir eğlenceyi meydana getirmiş olurlardı.
…
Evinde olanağı olanlar da hamama girdiğinde baş baş yıkanırdı…
…
Neydi bu baş baş?
Bir baş, iki baş, üç baş.
Yeşil sabunlarla.
Köpürte köpürte…
…
Ahalinin başına gelmeyen kalmayacaktı…
…
Askerde, siyasette, partilerde, sendikalarda, meclislerde, protokollerde, görüşmelerde…
Hayatları boyunca baş baş yıkanacaklardı…
…
Rumların adetleri de böyle miydi?
Onlar da baş baş mı yıkanırlardı?
…
“Hamama gidiyorum” demek normaldi.
Nasıl ki şimdi “bir duş alıyorum” ya da “banyo alıyorum” deniyorsa.
Tek fark,
Şimdi tek tek alınırken,eskiden hep birlikte alınmasıydı.
Hamamlarda erkek erkeğe, kadın kadına.
Göbek taşında hep beraber…
…
Ortalık mis kokardı…
…
Ansızın bir kürüm insan hamamdan çıkınca, daracık Lefkoşa sokakları çeşitli kokuların içine gömülürdü.
…
Şimdi o Lefkoşa başka kokuların içine gömüldü.
Ama baş baş yıkanma meselesi adalıların mukadderatı oldu sanki…
İnsanlar eski hamamlardan kurtuldu fakat baş baş yıkanmaktan kurtulamadı.
…
Ağzını açan baş baş yıkandı.
Hâlâ böyle…
































