Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türk Tarafı Neden Sessiz..?

Anastasiadis çözümden kaçma manevralarında çıtayı yükseltti.

Şimdi de Türkiye’deki referanduma kadar bölgede sıcak olay çıkabileceğinden endişe duyduğunu söylüyor…

Konuyu doğal gaz meselesine bağlıyor tabii…

Yapılan sondajın sadece kendilerinin değil, aynı zamanda İtalya, Fransa ve ABD’nin çıkarlarıyla ilgili olduğunu, Türkiye’nin buna karşı bir hareketinin, bu ülkeleri de ilgilendirdiği yorumunu yapıyor ve aslında kışkırtıyor… ‘Bakın eğer Türkiye bir harekette bulunursa, sondajı engellemeye kalkarsa, bu bu bu ülkeleri de karşısına almış olacak’ falan demeye getiriyor. Yani, ‘durdurun, engelleyin, masadan kaçan da zaten onlar’ propagandası yapıyor…

Oysa hepimiz de biliyoruz ki, masadan kaçan kendisi ve esas sebep de bu doğal gaz hikayesi.

Muhtemel bir anlaşma olmadan önce, gaza kavuşma hayali kuruyor.

Anlaşmalar yapmak, çıkacak gazı önceden kafasına göre pazarlamak, ittifaklar kurmak, stratejik ortak olmak…. Bunlar birincil hedefi.

Biz burada kendisinin iç politika nedeniyle taviz verdiğini, onun için enosis hikayesine ses çıkartmadığını yazdık çizdik…

Görüntü bu aslında…

Ama işin perde gerisinde, çözümü ertelemek var…

Enosis bunun için bulunmaz bir nimetti.

Hem iç politikada suçlanmaktan kurtuldu, hem de masadan sıyrıldı.

Anastasiadis ne derse desin, eğer Doğu Akdeniz’de çıkacak gazın stratejik değeri olduğuna inanan başkaları varsa, onlar istikrarsızlığın, çatışma potansiyelinin olduğu bir Kıbrıs istemezler.

Zaten çok uzun yıllar sonra gerçekten bir çözüm için çaba gösteriyor olmaları da bundandır.

Her neyse, herkes ne yaptığını biliyor sonuçta…

Yalnız, buradan bakınca benim gördüğüm, meydanı boş bulduğudur.

Masada sürekli tekrarladığı edepsizliğe, sonra da dönüp 67 yıl öncesinin saçma enosis plebisitine sarılmasına rağmen, şu anda görünen, mikrofonun Anastasiadis’de olduğudur…

Kimse kusura bakmasın ama, haklıyken haksız duruma düşmek bu olsa gerek…

Türkiye’den sürekli olarak gelen ses, Türkiye’nin bir anlaşmaya hala bağlı olduğu, elinden geleni yaptığı şeklinde.

Ancak bu yetmiyor…

Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının birlikte, Anastasiadis’in oynadığı diplomasi oyunlarına karşı koyacak bir politika belirlemesi gerekiyor…

Uyarılacak tarafın Güney Kıbrıs olduğunu vurgulamak, bunu sağlamak gerekiyor.

Her zaman olduğu gibi, gerçek niyetini yalanlarla, suçlamalarla, kışkırtmalarla gizleyen Rum tarafı, bal gibi zamana oynuyor.

 

 

YERİN KULAĞI VAR

VATANDAŞLIK VERMEYE DEVAM:

TC Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş önce bizdeki gazetecilere “yalan yanlış” haber yaptıklarını söyleyerek “ayar” verdi, dün de UBP-DP ikitdarının dağıttığı vatandaşlıklarla ilgili olarak KKTC’den  “vatandaşlık verirsek Rum masayı devirir” dendiğini söyleyerek “Böyle bir şey olamaz, bu ciddilik değil. Bunu kabul edemeyiz” dedi. Sonuçta, hükümetin vatandaşlık politikasına açıktan destek verdi…

 

O BİLE İNANMIYOR:

İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Seçim yapıldığı zaman söz konusu bu tuhaf birliktelik, UBP-DP koalisyonu ortadan kalkacak olsa, yerine vatandaşın önceliklerini öne çıkaracak bir hükümet kurulacağına inansam daha sıcak bakabilirdim” diyerek erken bir seçimin, mevcut siyasi tabloda pek bir değişiklik yaratacağına inanmadığını vurguladı…

 

BORÇ GIRTLAĞA DAYANDI:

KKTC Merkez Bankası’nın yayınladığı ‘Bankaların Mali Raporları’na göre ülkede bankalara borcu olmayan insan neredeyse yok… Bu durum ülkedeki ekonominin durumunu gözler önüne sererken, vatandaşın nefes almakta güçlük çektiğini de ortaya çıkardı. Ülkede durum böyle iken, yapılan anketlerde hala UBP’nin birinci parti olarak uzak ara önde çıkmasını nasıl izah edebiliriz. İşte benim anlamadığım da bu…

 

YANLIŞ ANLAŞILMA OMUŞ:

Dünkü yazımda TDP’nin yaptırdığı anketi değerlendirmiştim. Gazetelerde yayınlanınca Genel Sekreter Asım İdris’i arayarak, anketle ilgili bilgileri bana göndermesini rica etmiştim. Dünkü yazımda da bu bilgileri Asım İdris’ten aldığımı yazmam, belli ki birlerinin hoşuna gitmemiş. Herkesin isterse alabileceği bu bilgileri, kimden aldığımı yazmam, tamamen kaynak belirtmek amacıylaydı. Zaten Başkan Cemal Özyiğit de, anket sonuçlarını isteyen herkese verilebileceğini söylemedi mi? Bu durumda, Sayın Genel Sekreterin bana göndermesini farklı yerlere çekmenin bir anlamı yok…

 

GİRNE GERİ GELMEZ:

‘Kocakarı elden gittikten sonra kapıyı pekilemek’ diye bir deyişimiz vardır. Girne’nin imar planı konusundaki çalışmalar bana bu sözü hatırlatıyor. Bu kent bir imar planı çıkana kadar en az üç dört defa emirnamelerle katledildi zaten. Girne’yi artık kaybettikten sonra, en iyi planı da yapsanız, bugünkü durumun üstüne yapacaksınız. Yazıklar olsun…

 

KARBON AYAK İZİYMİŞ:

Adnan Menderes Üniversitesi geçen yıl Mayıs ayında Kıbrıs’ta  I.Uluslararası Şehir, Çevre ve Sağlık Kongresi düzenlemiş. Oturmuş hesaplamışlar, kongreye katılan 300 kişi, toplam 16 ton karbondioksit salmış. Yani doğayı bu kadar kirletmiş… Bunun karşılığı olarak “karbon ayak izini silme” adına, Aydın’da 5 bin ağaç dikmeye karar vermişler. Peki ama kongre Kıbrıs’ta yapılmış, havası kirlenen Kıbrıs, ağacı niye Aydın’a dikmişler ki..?