Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Erkek hemşire ifadesi kulak tırmalıyor

Erkeklere “kız kardeş” denir mi? Herhalde denmez, hiç rastlamadım. Peki, erkeklere “hemşire” denir mi? Vallahi deniyormuş.

Bir süre önce Hürriyet gazetesinde şöyle bir haber okumuştum: “İspanya’nın Madrid şehrinde bir hastanede hemşire olarak çalışan Fran Suarez’in sosyal medyada binlerce hayranı var.” (Hürriyet, 10.02.17)

Aklınızdan, benim gibi, kadın güzel olmalı diye geçmiştir sanıyorum. Ne var ki hemşire Fran’ın gazetede kocaman bir de fotoğrafı vardı. Fotoğrafta hemşirenin yakışıklı bir delikanlı olduğu görülüyor.

6 Ekim 2016 günü de yerli gazetelerde şu haberi okumuştum: “’Adam öldürmeye teşebbüs’ suçundan 4 yıl hapse mahkum edilen eski hemşire Ali A., personel eksikliği nedeniyle, cezaevinden kelepçeli hastaneye geliyor, ameliyata giriyor, kelepçelenip geri cezaevine götürülüyor.” (Aslında basınımızda hemşirenin adı, soyadı bir tamam verilmişti ama ben eski yaraları deşmek istemediğimden sadece adını kullandım. Onu da sözü geçen hemşirenin erkek olduğunun anlaşılması için yaptım. Şu da var ki hemşire Ali, hastaneye herhalde gelmiyordu; olsa olsa getiriliyordu.)

İşe hemşire kelimesi ile başlayalım. Farsça’dan dilimize geçmiş olan bu kelime “kız kardeş” demektir. “Hem-şir-e” (“aynı, birlikte” ve “süt” kelimelerinden oluşuyor yani “aynı sütü paylaşanlar”. “E” de Aliye, Samiye kelimelerinde gördüğümüz müenneslik/dişilik e’sidir. O zaman da kelimenin anlamı “aynı sütle beslenmiş olan kızlar” oluyor. Karındaş – kardeş gibi. Kız kardeşler de “aynı karnı paylaşmış kızlar” demek değil mi?

Hemşire, aynı zamanda, “hasta bakıcı” demektir. Konuyla ilgili hayati soru şudur: Hasta bakıcılara neden “hemşire” denmiştir? Bu bize rahibelerden kalmış bir mirastır.

Koyu renkli uzun entariler giyen kadınlara İngilizler “nun” (rahibe) veya “sister” (hemşire, kız kardeş) derler. Özellikle Katolik mezhebinde “nun” olan rahibeler, çok acil ve gerekli durumlar dışında, manastırı terkedemezler. “Sister” olan rahibeler ise manastır dışına çıkıp toplum içinde çalışabiliyorlar. Bu tür rahibeler, genellikle ya okullarda çocuklara din dersleri verirlerdi vaya hastanelerde hasta bakıcılığı yapıyorlardı. Hastane olmayan bölgelerde ev ev dolaşıp hastalarla ilgilenirler ve onların ihtiyaçlarını gidermeye çalışırlardı.

Herkesin “kız kardeşi” olan bu kadınlar, manastırlarda eğitilirler ve toplum içindeki düşkünlere yardım etmeleri emredilirdi. Niye herkesin hemşiresiydiler?

Rahibe olabilmek için fakirlik, namusluluk/bekâret ve boyun eğme/sadakat üzerine yemin etmek gerekir. Yani zenginlik ve lüks peşinde koşmayacak, o andan sonra herhangi bir erkekle ilişki kurmayacak, dinine bağlı kalacak ve din önderlerine itaat adecek. Yeminden sonra sorumlu din adamı, o kadını sembolik olarak İsa ile evlendirir. O andan itibaren herkesin hemşiresi olur ve ona “sister/hemşire” olarak hitap edilir.

Aslında bu rahibelere önceleri “Anne” olarak hitap edilirdi. Yaygın olarak, özellikle de belli bir yaşın üzerinde olan deneyimli rahibeler, ebelik mesleğini icra ediyorlardı. Bu nedenle doğuran da “anne” oluyordu doğurtan da. Giderek “anne” unutuldu, “hemşire” yaygınlaştı. Zaten genç hasta bakıcı rahibelere “anne” demek yakışıksız olurdu.

Biz bu mesleği, kuşkusuz, Florence Nightingale’den öğrendik. Kırım savaşı yıllarında Üsküdar’da ekibiyle birlikte, başarılı olan ve yaralı asker sayısındaki ölümleri düşüren Nihgtingale bir efsane olmuştu. Günümüz tarihçilerinden biri, Victoria Britanyası’nın bir kahramana ihtiyacı vardı ve dönemin basını Hemşire Florence’i kahraman olarak lanse etmişti diyor.

1854 yılının Ekim ayında Hemşire Florence, 38 gönüllü kadınla birlikte İstanbul’a ulaştı. Hastabakıcılar ya kendi eğitiminden geçmiş kadınlardı ya da bu işlerin erbabı olan Katolik rahibelerdi. Ve elbette birbirlerine “Sister/Hemşire” olarak hitap ediyorlardı. Hasta bakıcılara da “sister/hemşire” dendi. Hasta bakıcıların hemen hemen hepsi de kadın olduğu için bunda bir sakınca görülmedi.

Günümüzde erkek hasta bakıcıların sayısı artınca bu iş çatallaşmaya başladı. İngiltere’de bazı hastanelerde “sister” kelimesi tamamen kaldırıldı. Avustralya’da ise “sister/hemşire” kelimesi erkekler için de kullanılmaya devam ediyor. Ancak hasta bakıcılık eğitimi gören erkek üniversite öğrencilerinin protestoları sonucu onlar da terminolojiyi değiştirmeye başladılar.

Araplar, bu konuda bizden daha akıllılar. Katarlı bir doktora göre, Araplar da kadın hasta bakıcılarına “hemşire” diyorlar. Ne var ki erkek hasta bakıcılarına “kardeş” diyorlar. (Unutmamak gerekir ki Arapça’da kelimelerin tümü, ya müzekker/eril ya da münnes/dişildir. Dolayısıyla bir erkeğe dişil bir sıfatla hitap etmek, veya bunun tersi, mümkün değildir.)

Hemşire Florence, rahibe değildi ama dindar bir insandı ve yaşamını bir rahibe gibi sürdürmüştü. İddiaya göre “namusuyla” ölmüştü. Yani, öldüğü zaman bakireydi. Ancak hemşirelik mesleğini rahibelerin elinden koparıp alan da kendisiydi.

1860 yılında açtığı okulda eğittiği genç kızlar, başarılı olunca bu eğitim tarzı dünyada yaygınlaşmaya başladı. İddiaya göre, 1880’li yallarda Britanya hastenelerinin çoğunda baş hemşireler, Florence’in okulundan mezun olan kızlardı. Sonuç olarak bilimsel hasta bakıcılığın temelleri Florence tarafından atılmıştı. Bu yüzdendir ki onun doğum günü olan 12 Mayıs, “Dünya Hemşireler Günü” olarak kutlanmaktadır.

Kim ne derse desin, “Hemşire Ali” benim kulaklarımı tırmalıyor. Bir an önce bunun çaresine bakmak gerekiyor.