Rum tarafının “Enosis arızasından” dolayı dağılan masaya dönmek isteyeceğini bekliyordum.. Çünkü Anastasiadis daha müzakerelerin başladığı ilk günlerdeki açıklama ve önerilerine karşın gitgide hayal kırıklığına düşüyordu çünkü beklediği kazanımlara ulaşmakta zorlanıyordu! Bunların ne olduğunu hatırlamakta yarar vardır:
Federasyon Kıbrıs Cumhuriyetinin evrimleşmiş şekli olacaktır diyordu.
Annan planının üzerinde kazanımlar elde etmemiz gerekir diyordu.
Garantiler kabul edilemez diyordu.
Bir kısım Rum ahali Kuzey’e dönecek diyordu.
Omorfo olmazsa olmazımızdır diyordu. Ve araya “kutsallığı” nedeniyle “Karpaz”ı da sıkıştırarak kazanımlarını Annan planının üzerinde tutmaya çalışıyordu.
Tabi bu konular “başlıklarıyla” birlikte Mont Pelerin’e de taşındıydı.
HATIRLATALIM: Sn. Akıncı Rum tarafının aksine müzakereler boyunca ketum davranarak çözüm umutlarını hep yukarıda tuttu. Hatta bir tek garantiler konusunun bile “müzakereleri” sonlandırabileceğini bildiği halde sorunu hep geriye atarak müzakerelerin devamını sağladı.
Ancak bir süre önce TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile yaptığı ortak basın toplantısında hem “Kıbrıs’ta ikili müzakerelerde çok ilerleme sağlayamadık” dedi hem “Rum tarafı Kuzey’deki kurucu devletin siyaseten Güney’deki ile eşit olmasını içine sindiremedi” dedi..
Ve dediği de gerçekleşti! Daha geçen gün Anastasiadis “azınlığın çoğunlukla eşit olamayacağını” söyleyerek sahneyi viran eyledi!
Tabi eklemekte yarar var. Söz konusu ortak basın toplantısında Cenevredeki son toplantıyı işaret eden Çavuşoğlu, “Rum tarafının tavırları çözüme hazır olmadıklarını gösterdi” dediydi..
Tabi Rum tarafını kaygılandıran bir başka sorun da bir yıldır devam eden müzakerelerde “kenarda bekleyip görelim” modundaki Türkiye’nin Cenevre’den bu yana bilfiil sorunun içine bodoslama dalmasıydı. Mesela:
4 ÖZGÜRLÜK OLAYI: Anastasiadis bütün stratejisini Türkiye’yi hem askeri hem TC’den kaydırılan nüfusu ile ada dışına itmek üzerine kurduydu. Kısaca “Türkiyesiz bir Kıbrıs” murat ediyordu.
Devenin sevmediği diken burnunda bitermiş. Anastasiadis Türkiye’yi dışlamaya çalışırken Türkiye ciddi ciddi adada AB müktesebatının “4 özgürlüğünü” kullanmak teklifinde bulundu! Zannedersem Anastasiadis’i asıl çıldırtan olay da hiç hesapta olmayan bu Türkiye önerisiydi!
VE ENOSİS: Başında yazdığımı yine tekrarlıyorum. Rum tarafı adadaki Türk halkına karşın Enosisi gerçekleştiremeyeceğini zaten biliyor, aslında ne buna ihtiyacı vardır ne de olmasını istemektedir! Zaten her iki ülke ihtiyaçtan dolayı AB’nin memelerine yapışmış çekiştirirlerken, siyaseten ne böyle büyük olayları yaratacak dermanları vardır ne de cesaretleri! Zaten faydası da yoktur..
O halde Meclisinden çıkan o maskaralık enosis kararı neydi? Seçim arifesinde hiçbir parti “ret oyu” verip de Rum’un “tarihine girmiş” bir mücadeleyi karalamak istemedi mi diyelim.. Anastasadis de öyle söylüyor zaten.. Yine de olay tam bir fanatizm!
SORUN SİYASETE YEDİRİLEN KANUNLARDIR
Geçmişte “avaracı papaz dirileri gömerdi” derdik. Yapacak iş kalmayınca ilk akla gelen de “erken seçim” oluyor. Ne var ki bu kez kazın ayağı farklı. “Yüce” dediğimiz Meclis iki gün üst üste iktidarın katılmaması nedeniyle oturum yapamıyor! Mesele neymiş?
UBP’nin desteklediği Mehmet Ali Rıfkı’nın meğer emekliliğine üç ay kalmış. Eğer Sayıştay üyeliğine seçilirse tam 200 bin TL fazla emeklilik ikramiyesi alacak. Ne var ki DP bu olaya sıcak bakmıyor Meclis oturumlarına “nisap androşunu” koyuyor.
ESKİ FİLM: Biz bu filmi Pervin Gürler döneminde Polis Teşkilatında seyrettiydik! Kırk yılın üzerinde çalışması söz konusu olan ve “Emniyet Genel Müdürlüğüne” zaten vekâlet eden Pervin Gürler, dönemin Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun desteği ile Başbakanı Yorgancıoğlu’nun kösteği arasında kalınca, hem terfi alamamış hem de emekliliğine az kala ikramiyesine yansıyacak fazladan paradan olmuştu! Olmuştu da ne olmuştu? Sonuçta kadın olmasına karşın emeklilik yaşına kadar Polis teşkilatında çalışmış hakkı olan bir terfiyi hak etmişti.
Siyasilerin “muvafık ve muhalif tutumlarına” tutun ki kurban gitmiş bir devlet görevlisi…
Denecek ki hadi “canım sen de hiç de hak etmediydi geçmişte ayni kumpası ayni durumda olan rütbeli emniyet mensuplarına da yaptılardı!” Ben de buna “hadi canım sen de” derim!
SORUN NE? Sorun açık seçik ortada. KKTC’e huzur ve güven sağlayan, kanunları çiğneyenlerin düşmanı “poliste” ne olmuşsa; KKTC’nin bütçesini bu bütçenin dağılımını, kurumlarda harcanmasını bircik bircik denetleyen Sayıştay’da da o oldu..
“Fakat adam giderayak emekliye çıkarken fazladan 200 bin lira cebellu edecekti, yakışır mıydı bu Sayıştay’ın işlev ve ciddiyetine” denebilir! Doğru!
Sorun şudur ama. KKTC’de üst kademe bürokratlarını eğer “siyasetin “iktidar muhalefet sürtüşmeleriyle partizanca atamaların dışında tutmaz, ağızlarda sakız gibi “benim adamım benim partilim” deyişlerinde çiğnerken devlet itibarını yerle yeksan ederseniz… İşte “yüce” denilen Meclis’in içine düştüğü durum! Ve hemen akla erken seçim geliyor! Sanki vardır birbirlerinden farkları!
KISACA TAKILDIĞIM: (KÖPEKLERE BİLE BARINAK YAPIYORLAR!)
Yıllar önce Londra’ya gitmiştim. Beni gezdirirlerken “Müslümanlar için inşa edilmiş caminin yanında tam da caddenin üzerinde dükkânımsı fakat içi boş iki büyük oda gösterdilerdi. “Londra’ya gelen Kimsesizlerin, dar gelirlilerin sığıntı yeriymiş. Bir süre oralarda misafir edilirlermiş falan..”
Geçen gün “paraları pulları olmayan, banklar üzerinde yatan aç bilaç insanların haberi vardı.. Mağusa’da da zaman Namık Kemal Meydanında görülen manzaralardan.. Cebinde parası olmayan işsiz ve aç insanlar ya Cümbezin altındaki banklarda uyurlar yahut Bandabuliyanın saçakları altında.
Belediye’lere veya ilgili mercilere diyorum: Bu insanlar için sadece başlarını sokacakları bir misafirhane yapılamaz mı? Yedirip içirmek, beslemek için değil! Sadece soğuktan sıcaktan korunacakları barınaklar.. Ki hatırlatayım: Köpeklere bile yapıyorlar! “
































