Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Allah düşürmesin…

Bir kaç gün önce akşam 19.00 sıralarında, bir yakınım acile gitmek zorunda kaldı. Kemoterapinin yarattığı bir sorun nedeniyle…

Aman aman, ölüyorum deseniz, doktora ulaşmanız imkansız…

Nefes darlığı çeken bir çocuk, kolunda damar yolu açılmış bir başkası ve onlarca insan, numara alarak bekliyor…

Gecenin o saatinde 96 numarayı aldı birisi…

Sanki de sabah beşte polikliniğe normal muayeneye gitmiş gibi.

Doktor, sadece bir tane. Onun da yemek yediği söylendi.

Bekledi insanlar çaresiz…

Her neyse sıra gelip de içeri girerken, derdini anlatacak durumda olmayan hastamızın yanında birinin içeri girmesine izin verilmedi. Hasta yakınına derdini hemşireye anlatması, onun da doktora ileteceği söylendi…

Kocam ölüyor, doktor yok mu” diye bağıran bir kadın…. Hemşireye, “Beni görmediniz ha” deyip, yukarı kaçan bir doktor… Yoğunluktan usanmış olacak…

Acil için yıllardır benzer şikayetleri duyduk, okuduk, ama insan başına gelmeyince anlamıyor.

Ama ya umursaması gerekenler..?

40 yılın reformunu yapacağım diyen Sağlık Bakanı..?

Hastanenin başhekimi, idarecileri, rotasyonu ayarlayanlar..?

O hastane kurulalı 37 yıl… Gelen, giden nice bakanlar her seferinde umut dağıttılar ama, 37 yılda adı üstünde, ‘acil’in geldiği durumu bu…

Son Bakan Faiz Sucuoğlu’nun Bakanlığa geldikten sonra ilk işi, acili ziyaret etmek olmuştu. “Yeni düzenlemeler yaptık, vatandaşın memnuniyetinin daha da artacağına inanıyorum” demişti.

Yaptıkları, bekleme salonunu büyütmek olmuştu. E, iyi olmuş, 96 sıra numarası olan bir yerin büyük olmasında fayda var. Sanki ‘acil servis’ bekleme yeriymiş gibi…

Hastane dökülüyor, sözde dıştan hizmet alıyor ama pislikten geçilmiyor. Koridorlarda koca koca çöp kutuları, tuvaletlere girilmez…

Hepsinden geçtim de, bari tıp hizmeti tamam olsa…

O ortamda, siyasetin duyarsızlığına rağmen, mucizeler yaratan kıymetli hekimler bir bir istifa ediyor. Daha da devam edecek…

Önce kadın sığınma evini, sonra da Sosyal Riskleri Önleme Vakfı’nı yerinden ederek, poliklinik açan, törenler düzenleyen, onkoloğu olmayan koskoca onkoloji hastanesi yapan Bakanlığın en büyük hastanesinin durumu bu…

İnsana saygı bu…

Bu ülkenin nüfusu, beklenenin çok üstünde artıyor. Okulu, hastanesi buna yetişecek, yetecek durumda değil. O zaman, devletin parasını partizanlıkla belli kitlelere akıtmak yerine, önceliğin, devletin bu temel görevlerini adam gibi yerine getirmesini sağlamak olması gerekir değil mi..?

Yok böyle bir şey…

Kapıdan girdiğinizde, kendinizi belgesellerde izlediğiniz Afrika ülkelerinin hastanesinde sanıyorsunuz…

Kıbrıs müzakerelerinin bir an önce bitmesini bekleyen hükümet, alternatifini “KKTC’yi yaşatmak” olarak açıkladı…

Umutlanmayın, kapasite bu, zihniyet bu, olacağı bu….


 

YERİN KULAĞI VAR

DÖN ARTIK:

Dağılan görüşme masasıyla ilgili olarak taraflar birbirini suçlarken, her iki lidere yeniden masaya dönülmesi çağrısı yapmaya başlandı. Akıncı’nın, yaptıkları hatayı itiraf edip tekrar masaya dönmesi çağrısında bulunduğu Anastasiadis de Akıncı’ya çağrı yaptı. Sizin anlayacağınız her iki lider de masaya dönmek için peşrev çekmeye başadı. Öyle görünüyor ki yıkılan masa yeniden onarılacak. Ama ne kadar sağlam olacaki orası şüpheli…

 

‘ÇÖZÜN’ DEMEKLE OLMUYOR:

Önce BM’den geldi çağrı, tarafları çözüm yolunda çalışmaya çağırdı Eide. Ardından Avrupa Birliği Komisyonu Başsözcü Yardımcısı Alexander Winterstein, liderlere müzakerelere devam etmeleri ve uygun bir çözümün bulunması için yoğun çalışmaları çağrısında bulundu. Bir de üstüne, “duygusallık da normaldir” demiş… Bu kadar basit yani… Ah böyle bir tavır bizden gelmiş olsaydı… Dünyayı başımıza yıkarlardı… Acaba biz, bunu mu beceremiyoruz diye düşünmeden edemiyorum…

 

AKEL GÖZÜNÜ AÇMALI:

AKEL Genel Sekreteri Kiprianu, Ulaş Barış’ın röportajında 50 yıl federasyon görüştükten sonra enosis istenmesini şizofreni olarak niteliyor.  Evet, öyledir. Ama o şizofrenlerin oranı Rum Meclisinde yüzde 30’ları bulmuş durumda. Adamlar 50 yıldır görüşülen federasyonu reddediyorlar. AKEL’in bu çıkışları da seçime yönelik değilse, uzlaşma isteğini daha somut ortaya koymalı bence. En azından, “Annan Planı’nı reddetmemiz hataydı” diyebilmeli. Federasyonu açıkça savunacak cesareti gösteremezlerse, ilk seçimde federasyon karşıtlarını iktidarda bulacaklar…

 

HERKES BİLSİN:

“CTP’nin yerinde ben olsam Meclisi allem kallem ederim ve harcadıkları rakamı öğrenir ve kamuoyuna açıklarım” diyen ikinci Cumhurbaşkanı Talat, “Bunlar Cenevre’ye gittiler, dünya para harcadılar, kamuoyuna açıklamaları lazım ne kadar para harcadıklarını. Akıncı’nın heyetinden daha kalabalık gittiler ve yaptıkları tek şey, Akıncı’yı protesto edip resepsiyona katılmamak oldu. Ne için gittiler, gezmeye mi? Bunun hesabının halka verilmesi lazım” değerlendirmesinde bulundu. Artık çok geç, atı alan Üsküdarı çoktan geçti…

 

TARİH AFFETMEYECEK:

Girne antik limanıyla ilgili günlerdir gazetelerde haber yapılıyor. Görüntüler insanın içini acıtıyor ama, bugüne kadar bir yetkili çıkıp da buna cevap verme zahmetine katlanmadı. Ülkeye gelen herkesin hayranlıkla izlediği o güzelim liman, gözümüzün önünde yıkılıyor, bitiyor. Oraya el atacak kimse yok mu? Herkes sorumluluğu birbirine atıp kaçıyor ama tarih hiçbirinizi affetmeyecek…

 

SUÇLAR ÜLKESİ OLDUK:

Memleket resmen suç makinesine döndü. Önüne gelen cezayı kendisi kesiyor. Bunun başlıca nedenlerinden birisi de, ülkeyi sorma gir hanına çeviren yöneticiler. Kontrol hak getire, geliyor suç işliyor, cezaevinde besleniyor. Hapishanede yatacak değil, duracak yer kalmadı. Bunları beslemek yerine, kolundan tutup geldiği yere göndermek gerek…

 

KİME GÜVENECEĞİZ:

Girne Belediyesi’nin denetim sonuçları dehşet vericiydi. Adını hiç duymadıklarımız bir yana, müşteri kapasitesi en yoğun, en gözde restoranlara da ceza yazılmış. Peki bu rahatlık nereden geliyor? Tabii ki denetim konusundaki yetersizliğimizden. Belediyeler denetimlerini ara vermeden sürdürmeli, işletmelerin kendi denetimlerini yapmasını beklemek saflık olacak…

 


 

ZİRVEDEKİLER

Cenk Uzunoğlu: “Göçün hızını kesemezsek bugün kendi içimizde ve Rum tarafı ile tartışıp didiştiğimiz hiçbir şeyin önemi kalmayacaktır. Rum ‘’enosis’’ deyince kendimize gelip birlik olup tencereden

sıçrayabiliyoruz da, göçün etkisini nedense dikkate almayıp suyun yavaş yavaş ısınmasına aldırış etmiyoruz…”


DİPTEKİLER

Anastasiadis’in Özürü: “Enosis plebisitine atıfta bulunmak sadece zamanlama açısından değil, amacı bakımından da yanlış oldu”… Görüşmeleri bozan taraf olmamak adına yarım ağızla söylediği bu…  Ama devam ediyor, ‘zaten enosis kutlamaları yapılıyor’ diyor… Diğer yandan, Türk tarafının gösterdiği tepkiyi de aşırı ve haksız buluyor… Demagojinin de bu kadarı… Madem zamansızdı, madem yanlıştı, o zaman tepki gelmesi de normaldi… Ne şiş yansın, ne kebap… Öyle değil işte… Bu güven sorunu herşeyin başı, o da bunu iyi biliyor…