Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Amerika niçin büyüktür

İşte şimdi Amerika’nın niçin büyük olduğunun ispatını çakan olayları izliyoruz. ABD Başkanı Trump bazı müslüman ülkelerin vatandaşlarına ABD’ye  girişlerini yasaklayan kararnameyi yayınlıyor. Fakat hemen ardından  50 eyaletin 16’sının başsavcısı bu kararı kınıyor, ortak bildiri yayınlıyor..

Buna “özgürlüğün” yani ”demokrasinin ruhu” denir. Ki Amerika’yı Amerika yapan keşfinden sonra dünyanın her tarafından kıtaya akan mültecilerdi. Onlar asırlar süren büyük bir iç savaştan ve   mücadeleden sonra “büyük Amerika”yı yarattılardı. Kuruluş temelinin harcında  “ırklar” değil, “Amerikalılık” yani “aidiyet duygusu” ile “vatan sevgisinde” bütünleşen insanlar vardı. Zencisi beyazı, müslümanı hristiyanı, yahudisi ile.. Trump asırlardır bir oya gibi en gelişmiş demokratik ve etik yasalarla işlenen bu    “insanlık mozaiğini”  yıkmaya çalıştığında, karşısında binlerce Amerikalının “hepimiz Müslümanız” çağrılarındaki kitlesel eylemleriyle karşılaştı.

Fakat daha önemlisi bütün dünyaya demokrasi dersi verirken “kuvvetler ayrılığı” ile “zıt güçler dengesinin” ne olduğunu öğreten bir yargıç’ın kararı oldu..

58 yaşındaki kadın yargıç Ann Donnelly   Trump’ın  kararını yasalara aykırı bularak vizesi olanların sınır dışı edilemeyeceğine hükmetti. Ardından 16 Eyalet başsavcısı Trump ‘ın kararının  Anayasa ve  Amerika değerlerine aykırı olduğunu belirterek  “dini özgürlüğün ABD’nin temel ilkesini teşkil ettiğini  ve bu gerçeği hiç Başkanın değiştiremeyeceğini vurguladı.”

YA IŞİD? Olanlar ortada! Müslümanlık adına Suriye’yi Irak’ı kan gölüne çevirdi! Şeriat kanunu diyerek insanların başlarını kılıçla kesiyor! Ve işte insanlık bu  iki “ayrı dünya insanını” ayni zaman dilimi içinde izliyor. Biri “hepimiz müslümanız”  diyerek din ırk ayırımcılığını protesto eden Amerikalılar; öteki “müslümanlık adına Ortadoğu’yu kana bulayan İşid!

Tutun ki “bu iki ayrı dünya” birbirlerine yakınlaşmadan “hepimiz önce insanız” demeden dünyada barış ve huzuru tesis etmek mümkün olmayacaktır..

 


 

      29 ARTI TARTIŞMALARI VE MANTIK!

GELELİM BİZE! Dünya umurumuzda bile değil! Kendi derdimiz bize yetip artıyor, sağolsun Sn. Akıncı peşini bırakmadığı müzakereleri sessiz sedasız Lefkoşa’ya taşırken, bir yandan da çözüm umudu pompalıyor..  Ne var ki bu kez de  yüzde 29+ tartışmasıyla Türk tarafı tıkanıyor! Sonunda Meclis tutanakları devreye sokuluyor  ve ispat ediliyor ki 1987 yılında Guellar Çerçeve Anlaşması 30 Ekim 1987’de Mecliste görüşülmüş ve tüm partilerin oybirliği ile kabul görmüştü!

       İNSAF AMA: Düşünün 1983’de KKTC ilan edildi. O yıllarda Kuzey hâlâ 1974’lerden kalma henüz taş üzerine taş oturtulmamış bir coğrafyaydı! Yolu, suyu, elektriği, turizmi, üniversiteleri, sanayi bölgeleri,  imar iskânı, yolları, barajları, göletleri, suyu… Yoktu!

Bir çözüm için yüzde 29 artı’ya razı olmak ne teslimiyet sayılırdı ne de kayıp! Buna karşın Guellar da her zamanki gibi Rum engeline takıldığından sonuç elde edemediydi!

Bugüne bakalım: Bilir misiniz bu adada yüzde 3’lük bir toprak parçasının içine üç dört köy girebilir çünkü adanın demografik yapısı bu.. Yerleşim yerleri neredeyse içiçe girmişler..

Kaldı ki KKTC 1987’leri çok aştı. 2004’den sonra  Yukarıda “yok” dediklerimizin sahibi oldu. Yazmaya söylemeye gerek yok. Artık Kuzey’i 1987’lerin coğrafyası olarak düşünmek mümkün değil, mantıksızlık olur! Çünkü Bir çözüm olasılığında bu tarafa şu kadar Rum gelse bile yerleşeceği yörelerin parasal faturalarını ödemek zorundadır!

BUNA KARŞILIK:  Neden Annan planı tartışılmıyor?   Guaellar raporuna bu halk “evet” demedi ama Annan planına “evet” dedi! Bugünkü koşullar artık Annan planını bile kadük duruma düşürürken hangi mantık 1987’de sabitleşiyor! Mantıksızlık olmuyor mu?

DAHASI ŞU: Doğruya doğru diyoruz ama: Müzakereler başlarken hepimiz biliyorduk ki şu veya bu oranda toprak iade etmezsek çözüm olmaz! Oysa konu toprak iadesine geldiğinde aslında nerelerin nasıl verileceği de hâlâ bilinmemesine ve hâlâ ortada bir harita yokken ve gerçekten  Rum tarafının yüzde 29 artıyı kabul edip etmediğinin de kesin olmadığı bir bilinmezlik ortamında taktık 29+’a!

       Oysa önemli olan 29+’dan çok, sınırların nasıl çizileceğiyle nerelerden geçerken hangi yörelerin  Rumlar’a bırakılacağıdır bir, Kuzey’in AB’nin 4 müktesebatını kullanacak Rum nüfusla delinemeyeceği bir çözümü gerçekleştirmektir iki..

Yoksa 1963’lerden beridir müzakerelerden müzakerelere taşınan Kıbrıs’ın  çözüm arayışlarında  Gali Fikirler Dizisi de vardı öncelerinde Açison planları da! Hepsi de ayrı ayrı tellerden çalarken  aradan 43 yıl geçti  ama. İşte büyük gerçek bu 43 yılın bugünkü son noktasıdır. Çünkü artık Kuzey’deki KKTC köklü bir gerçektir.

 


 

KISACA TAKILDIĞIM: (ELEKTRİĞE DE KARŞI ÇIKILMASIN!)

Sadece elektriğe yapılan zam, maaşlara eklenen son zamları aldı götürdü!  Dövizin yaptığı tahribat ise sürmeye devam edecek çünkü piyasada  ne zaman bir emtia zamlansa sonrasında döviz yerlerde sürünse bile o çıktığı yerde asılı kalıverir ta ki “insaf”  duyguları depreşsin!

Ve o “insaf” El-Sen’den geldi.. “Eğer dedi Hükümet elektriğe yapılan zammı geri almazsa    biz de eylemlere gideceğiz..”

Şimdi madalyonun diğer yüzünü çeviriyorum. Deniz altından kablo ile elektrik akımı gelmesi için KKTC ile TC arasında anlaşma sağlandı. 7 maddelik bu anlaşmanın kapsamında petrol, doğal gaz gibi altyapı alanında işbirliği de var… Ki biliniyor: Adaların en büyük sorunudur enerji. Zaten yaşıyoruz!   Fakat aklımıza TC’den akıtılan suya gösterilen olumsuz tepkiler geliyor ve bir daha ürperiyoruz! Olmaya ki bugün “zamlar karşısında hükümete tepki  gösteren El-Sen yarın kablo ile KKTC’e iletilecek elektriğe de karşı çıkar! Ve olmaya ki suyun başına gelenler elektriğin de başına gelir! Şimdiden insaf ve basiret dileriz.