Yine döndük dolaştık Kıbrıs sorununu uluslararasılaştırarak içinden çıkılmaz bir hale getirdik.
Bu aşamaya gelmemizin müsebbibi olarak hiç bir tarafı suçlama niyetinde değilim ama en azından geldiğimiz aşamayla ilgili daha soğukkanlı bir tahlilde bulunmamızın zamanın geldiğine inanıyorum.
Masaya baktığımda, görebildiğim kadarıyla varılan noktada, Kıbrıslı tarafların, Kıbrıs’taki görüşmelerde çoktan çözmeleri gereken bir çok unsuru hala daha çözemediğini ve çözülmesi mümkün meselelerin ise başka konularla ilişkilendirilerek çözülmesinin daha da zor bir hale getirildiğini görmekteyim.
Özellikle birçok pişirilmemiş konunun Yurtdışında büyük bir şatafatla yapılmış olan çoklu konferansa taşınmasının masada ekstra bir tıkanıklık yarattığına inanmaktayım.
En son görüşülecek toprak ve Garantilerin şimdiden masaya getirilmesi, aynı konuların Kıbrıs’ta çok önceden anlaşılması gereken ikincil konularla ilişkilendirilmesine neden olmuştur. Mesela daha önce şartlı kabul edilmiş “dönüşümlü başkanlık” ilk başlarda daha ikincil konularla ilişkilendirilirken, Cenevre’den sonra Garantiler konusuyla ilişkilendirilmeye başlandığını görüyoruz. Yani “ya garantörlük, ya da dönüşümlü başkanlık” ikilemine sokulmuştur.
İnşallah bu tespitimde yanılırım.
Bu tıkanıklık nasıl aşılabilir?
Bence taraflar bir an evvel süreci tekrar Kıbrıs’taki tarafların kontrolüne sokup, süreci tetikleyecek bazı küçük adımlar atmaları gerekir. Çünkü büyük oranda halkın çözüme olan inancında büyük bir erozyon yaşandığı gözlenmektedir.
İnanç yenilenmesi için bazı güven artırıcı önlemlerin uygulamaya sokulması bu aşamada artık kaçınılmazdır. Bir de en önemlisi, savunmacı bir içgüdüyle mevcut durumun toz pembe gösterilmesinden de derhal vaz geçilmesi lazımdır. Çünkü süreç bu şekilde yapılan gereksiz reklamasyon ve algı operasyonlarıyla inandırıcılığına darbe vurmaktadır. Sahicilik elzemdir. Gerçekçi olmayan iyimser beklentiler, olağan kötümserlikten daha tehlikeli olabilirler. Özellikle BM’nin bu tür iyimserlik bombardımanı yaparken, daha sonraki etkilerini iyice düşünmesi gerekmektedir. Aşırı iyimserlik, ters tepen bir silaha rahatlıkla dönüşebilir.
Tabii uygulanması muhtemel bazı güven artırıcı önlemlerle sürec tekrardan bir süre için aktive olabilir ve karşılıklı güveni bir nebze geri getirebilir ama daha sonra eğer taraflar yeniden sonu gelmez “bütünlüklü çözüm arayışı” formatına dönerler ve yıl sonuna kadar herhangi bir sonuç üretemezlerse, büyük ihtimalle toplumları tarafından “yalancı çoban” muamelesine tutulacakları kaçınılmaz olacaktır.
Daha önce de yazdığım gibi “Bütünlüklü çözüm” çok büyük bir sosyal mühendislik paketidir ve “her şey anlaşılmadan, hiç bir şey anlaşılmış sayılmaz” mottosu, günlük hayatı ve barış inşasını devamlı surette erteleyen bir unsurdur ve 50 yıldır da pek bir işe yaradığını söyleyemeyiz.
Bence artık başka alternatif formatları deneme zamanı çoktan gelip de geçmiştir. Benim naçizane arzum; tek taraflı ve karşılıklı adımlarla, adım adım, paça parça bir çözüm arama formatına geçmemizin yönündedir. Günlük hayata yansıyacak, iki toplum arasındaki karşılıklı bağımlılığı artıracak her adım bizi çözüme bir o kadar daha yanaştıracaktır. Bu şekilde çözüme varmak belki biraz daha uzun bir süreye yayılacaktır ama atılacak her adım bize kalıcı bir barışın sağlam temelleri olarak bir işlev görecektir.
































