Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Poli

Dedem… Kış güneşi… Demli çay

 

Şanslıyım diye düşünüyorum,

Keyifli bir çocukluk geçirdim.

Değerlerimi, örf ve adetlerimi gözlemleyerek öğrenerek büyüdüm.

Büyüklerimle sohbet etme, tecrübelerini paylaşma, o eşsiz anlam yüklü  hikayelerini dinleme fırsatı buldum.

Ceplerime doldurdum gördüğüm  o sonsuz hoşgörüleri,

Yüreğime sıkıştırdım gülen yüzleri

Aklımın hep bir yanında,

Sadakatı, sabırı, sonsuz sevgiyi…

Parayı değil, insan biriktirmek gerektiğini

Söz de değil  öz’de olmak gerektiğini

Ailenin önemini

Dostlukların satın alınamayacağını

En önemlisi;

Olmazsa olmaz saygıyı…

Işıklar içinde uyusun canım dedem. Değeri, özlemi, heybetli duruşu, yumuşacık kalbi, gülen yüzü, insan sevgisi hep aklımda.

O genç yaşlarımda onunla yaptığım sohbetlerin tadı hala damağımda saklı.

Öğrettikleri hep ışık oldu hayatımda.

Gösterdiği yoldan gitmeye,

Hep doğru bildiklerimi yapmaya

Hak yememeye gayret ettim.

Kaç yıl önce dinlediklerim

Kaç yıl sonra  çıktı karşıma.

Sohbetine doyum olmazdı.

O güzel an’lardan biri;

…..

Sırtımızı kış  güneşine  verip başlıyoruz sohbete…

Elimizde çayımız mis gibi… Dedeciğim ile çay keyfi  nefis!

İç çekiyor dedem; “Çayın kokusu bile değişti be yavrucak” diyor. Başlıyor anlatmaya;

“Eskiden televizyon yoktu, gazete ara sıra gelirdi köye.

Ama öyle güzel geçerdi ki zaman….” Ve devam ediyor; “Kışın dışarıda diz boyu kar yağardı. Ama içeride kuzine öyle içten içe yanardı ki anlamazdın soğuğu. Sabahları kuzinenin üzerine demir maşa koyup, maşanın üzerine ekmek dilimleri dizerdik. Ekmekler nar gibi kızarırdı. Evi kızarmış ekmek kokusu sarardı. Mutfağın diğer tarafında çaydanlıkta su kaynıyor. Göbek atıyor. Kızarmış ekmeklerin üzerine, mis gibi tereyağını sürerdik. Kaymak…Beyaz peynir  ve en safından altın sarısı bal, yeme de yanında yat! Öyle sucuk mucuk yok!… Yumurta en lezzetlisinden sahanda…”

 

“Evimizde huzur ve içimizde  kanaat vardı yavrucağım. Elimizdeki ile mutlu olurduk. Birbirimizi olduğumuz gibi öyle kabul eder, öyle severdik. Saygı ve sevgi tam kıvamında idi. Hürmet en derinden idi. Vefa yaşamın bir parçasıydı. Dostlar ve misafirler evin en köşesinde ağırlanırdı. İzzeti ikramda kusur olmazdı.

Kış gecelerinin sohbetlerinde, kuzine üzerinde kestane közlemek en büyük keyif idi. Portakal kabuklarını kuzinenin üzerine dizip kokusunu içimize çekerdik.

Dışarıda kar, yağmur çamur…

Ama, evimizde huzur….

Ne güzel günlerdi…

Geçimimizi sağlayan küçücük  birikimler verimli toprakların zenginliği idi. Ne hayat yaşattı bize toprak Ana!….Şükürler olsun.

Yoktu öyle geçim derdi… taksit derdi…Trafik karmaşası…Oraya buraya yetişeceğim derdi. Bu yıl nereye tatile gidelim telaşı… Kimin umrunda idi.

Bizim için her gün bayramdı gönlümüzde ve evimizde.

Ne güzel mutluyduk… Ne güzel huzurluyduk…

…..

Öğrettiklerin ile ben de huzurluyum dedecim…

Fakat;

Kestanelerin tadı yok!

Portakal kokusu yok!

Çayın lezzeti yok!

Rahat uyu,

Doğru yoldan dönmek yok!

Aynur Hekimoğlu | Poli