Birkaç hafta önce Metin Münir, uzaydan bir uzman getirtti. Ondan Kıbrıs’ı gezmesini ve 1974 yılında yapılan savaşta hangi tarafın savaşı kaybettiğini tahmin etmesini istedi. Akşam olmadan uzman geri gelmiş ve “Türk tarafı kaybetti” demiş.
Metin Münir, yazılarını okumaya değer bulduğum pek az gazeteci-yazardan biridir. Ne yazık ki birçok iyi yazar gibi o da gazeten uzaklaştırıldı. Sesi kısılmak istendi. Bir dereceye kadar kısıldı da. Şimdilerde “T24” adlı bir internet gazetesinde yayımlıyor yazılarını. İnternet gazetelerinin kaç kişi tarafından okunduğunu bilmiyorum. Gerçi hemen hemen herkesin elinde birer akıllı telefon var. Ama onlar başka amaçlar için kullanılıyor.
Metin Münir “Kıbrıs: Kazananın kaybettiği, kaybedenin kazandığı ada” başlıklı yazısında “Kıbrıs ‘Hristiyanlar neden ileri, Müslümanlar neden geri’ konusunun incelenmesi için dünyanın en mükemmel laboratuvarıdır” diyor. Ziya Paşa ne demişti birbuçuk asır önce: “Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşāneler gördüm / Dolaştım mülk-i İslam’ı bütün virāneler gördüm”. Dali köyünde kendi adını taşıyan camiin banisi olan Ziya Paşa’yı, durup dururken, yalancı çıkarmamız abes olmaz mıydı?
Bu geriliğin nedenlerini Metin Münir şöyle sıralıyor:
“Geriliğin en önemli nedeni Kıbrıslı Türklerin ganimet, yolsuzluk ve hukuksuzluk üzerine kurulu, kamu [yararına –BA] değil kişi yararına dayalı bir yönetim tarzı benimsemeleridir.
“Ada birleşirse Türkler Rumların düzeyine yükselmeyecek. Refah bir örgütlenme ve akıl işidir. Ne yazık ki, Kıbrıslı Türkler ne birine ne de diğerine sahiptir.
“Kıbrıslı Türklerin öncelikle araması gereken çözüm değil, ellerindeki kaynakları kalkınma için etkin bir biçimde kullanmaktır. Bunun için ilk yapılması gereken çürük siyasi yapının ve ranta dayalı yönetim mantalitesinin değişmesidir. Akraba, ahbap çavuş, siyesi çıkar üzerine kurulu bürokrasi gitmeli, yerine yeteneğe dayanan memuriyet gelmelidir. Eğitime kalite getirilmelidir.”
Metin Münir’in tesbitlerinin çoğuna katılmamak elde değil. Rumların durumunun bizdekinden iyi olduğu yadsınamaz. Ne var ki ekonomik krizden sonra onların halleri de pek iç açıcı değil. AB istatistikleri, Rum nüfusunun %20’sinin fakirlik sınırında olduğunu göstermektedir.
Yağma ve ganimetin bizdeki sosyal yapıyı zedelemiş olduğu kesin. Anımsıyorum, dışarıda yaşayan bir tanıdığım, 1974’ten birkaç yıl sonra Kıbrıs’a tatile gelmişti. Bir yeğeni kendisini yemeğe davet etti. Anlattığına göre, yeğeni avizelerin sarktığı saray gibi bir evde oturuyormuş. “Adam ansızın bizden daha zengin oldu. Ben bunun yedi sülalesini bilirim. Köyümüzde bunun bir frahtisi bile yoktu” dedi bana.
İnanmayacaksınız ama Rumlarda da buna benzer sorunlar var. 2004 referandumunda pek az Rum göçmen “Evet” demişti. Bir Rum arkadaşım nedenini bana şöyle izah etmişti: “Adamlar deli mi? Kim ister gidip çöl gibi Mesarga köylerinde yaşasın? Çöreklendiler kıymetli Türk mallarının üzerine, onları kaybetmek istemiyorlar. Elbette “Hayır” diyecekler.”
Rum aydınlar da yolsuzluk ve hukuksuzluktan şikâyet ediyorlar. Hem de sürekli olarak. Makariyos döneminden beridir, bal tutan parmak yalıyormuş. Rüşvet gırla. İktidara gelen parti, kendi yandaşlarına menfaat sağlamakla mükelleftir. Tıpkı bizimkiler gibi, KİT’leri arpalık olarak kullanıyorlar. Bu nedenle değil mi ki, bizimkiler gibi, onlar da Hava Yolları’nı batırdılar?
Zamanında Lefkoşa bölgesinin EOKA ileri gelenlerinden biri olan bir arkadaşım niye bir an önce çözüm olmasını istediğini şu şekilde açıklıyor: “Yolsuzluk diz boyu. Herkes kendi cebi için uğraşıyor. Müteahhidinden bankacısına, belediye çalışanından bakanlık çalışanına hepsi de yolsuzluk yapıyor.” [Yolsuzluk göstergelerinde Kıbrıs (elbette Rum Kesimi) 2016 yılında 6 basamak birden gerilemiş. Harama el sürmeyen dindarların yönetimindeki Türkiye ise, geçen yıl, 9 basamak gerilemiş. Biz herhalde Güney Kıbrıs’tan çok Türkiye’nin yanı başında yerimizi alırız.]
Arkadaşım şöyle sürdürdü gerekçelerini: “Geçen referandumda ‘Evet’ demiştim. Bu referandumda da ‘Evet’ diyeceğim. Hükümette Türklerle birlikte olacakları için bu kadar rahat yolsuzluk yapamayacaklar. Türklerden çekinecekler diye ümit ediyorum.”
Eğitim konusunda Rumların bağrı da yanıktır. Dünya çapında yapılan lise düzeyi bilgi yarışmalarında yıldan yıla gerilere gidiyorlar. Aydınlar, bu gerilemeyi eğitim sisteminin bozukluğu ile izah ediyorlar. Sistemi temelden bozan da Makariyos’muş.
Eğitim ve din işleri Kıbrıs Rum Cemaat Mecisine bırakılmıştı. Makariyos, ayakları içinde dolanan Türklerden kurtulunca, her otokrat gibi, her şeyi kendisine bağlamaya girişti. Cemaat Başkanı’na bir öneri yaptı. Cemaat Meclisi’ni lağvederse kendisini Eğitim Bakanı yapacaktı. Öyle de oldu. Başkan, Meclis’i ortadan kaldırdı, Makariyos da anayasaya aykırı olarak onbirinci bakanlık olarak Eğitim Bakanlığı’nı ihdas etti, eski Cemaat Meclisi Başkanı’nı da bakan atadı.
O gün bu gündür, Eğitim Bakanlarını ya Başpiskopos’un kendisi atar yani atanması gereken kişinin ismini verir, Cumhurbaşkanı da onu atar. Ya da Başkan, Başpiskopos’un onayını aldıktan sonra Eğitim Bakanı’nı atar. Bu muameleye tabi tutulmayan bir tek Eğitim Bakanı vardır. Hristofiyas, Başpiskopos’a danışmadan atadı Eğitim Bakanı’nı. Bu nedenle sistem kendisine hemen hemen hiçbir şey yaptırmadı. Yaptıkları için de fırtınalar koparıldı.
Metin Münir’in ileri sürdüğü gibi Kıbrıslı Türkler, örgütlenme işlerinde başarılı olmayabilirler ama akıl yoksunu olduklarını sanmıyorum. Gerekçelerimi haftaya sıralamaya çalışacağım.
































