Sevgili dostum, yol arkadaşım, dürüstlüğün, gerçekçiliğin simgesi, Kıbrıs Türk siyasetinin hem büyük bir kazancı, hem büyük bir kaybıdır Raif Denktaş…
Dün onun doğum günüydü. İkimiz aynı yıl iki gün ara ile dünyaya geldik. Yıllar sonra aynı noktada buluştuk. Büyük ideallerimiz vardı. Ama hem onun yaşama çok zamansız vedası, hem de bu ülkenin yerleşik siyasi zihniyeti buna izin vermedi…
Her doğum gününde, her ölüm yıldönümünde sayfamda ondan bir şeyler yayınlamak isterim. En azından gençlere bir şeyler düşündürür diye…
Sosyal Demokrat Parti Başkanı olarak üyesi olduğu Kurucu Meclis’te 1 Ekim 1984’de yaptığı konuşmadan bir alıntı… Konu, Cumhuriyet’in ilanından sonra, seçimlerin Kıbrıs konusu bahane edilerek yapılmaması…. İktidar da muhalefet de halinden memnun. Raif bunu eleştiriyor…
“…. halkın egemenlik sahibi olduğu devlet düzenine Cumhuriyet denir. Kurucu Meclis dönemi halkın egemenlik sahibi olduğu gerçek anlamda bir cumhuriyete sahip olmamızı engelleyen, geciktiren, erteleyen bir dönemdir. Böyle olduğu için de gerçek anlamda cumhuriyetten yana olanlar hiç parmak arkasına saklanmadan Kurucu Meclis döneminin geride bırakılmasını isteyenler olacaktır. Anayasayı cumhuriyetin halkın iradesine dayalı olarak gerçek anlamda kurulmasına erteleme için gerekçe yapanlar halk önünde ve tarih önünde mahkum olmaktan kurtulamayacaklardır. Çünkü seneler senesi icraatsızlıktan muzdarip bir iktidarın biriktirdiği, kangrenleştirdiği, çözümlemek bir yana, çözülemez duruma getirdiği sorunların altında artık ezilmiş bir insan kalabalığına dönüştürülmüştür toplumumuz ve 31 bin-32 bin lira maaşla aile geçindirmek zorunda olan ve bundan dolayı bunalan, ezilen ve patlama noktasına gelen bir halk mevcuttur Kuzey Kıbrıs’ta….
Kurucu Meclis Anayasa yapılacak diye kurulmuş ama 14 kişilik AnayasaKomitesi dışında, Anayasa ile meşgul olmamış bir Meclistir!. Dolayısıyla Anayasa konusunda, bu içinde bulunduğumuz dönemde kahramanlık taslayarak, şampiyonluk taslayarak Güvenlik Konseyinin isteği ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından yürütülmeye çalışılan toplumlararası görüşmelerde bozguncu, yıkıcı tavır katiyen alamayız. Bunun sorumluluğunu hiçbir şekilde hiçbirimizin almaya hakkı dahi yoktur. Dolayısıyla hem Anayasa konusunda adım atılmayacak, hem Anayasa konusunda kıl kıpırdatılmayacak, hem de Anayasanın şampiyonluğu yapılarak Türk tarafını dünya önünde suçlu duruma düşürme gibi bir hataya gidilecek, bu herhalde tahammül edilmesi gereken bir hata olmaması gerektir….. Halkımızı kandırmayalım, kendi kendimizi hiç kandırmayalım, Anayasanın rafta olduğunu inkâr ederek…. Anayasa raftadır ve rafta kalmaya da belli bir süre daha devam edecektir. Öyle ise en azından bu halka imkân verelim, iktidarını seçsin ve kendi kendini yönetsin ki bu memleketin adı da Cumhuriyet olsun.
…bıçak kemiğe dayanmıştır. Bu memleket insan için yaşanmaz hale gelmektedir her gün ve her gün. Dolayısıyla halkın geçim derdinde olduğu inancı ile sorumsuzlaşıp, politik oyunlarla halktan koparak bu binanın çatısı altında, koridorlarda, odaların içinde imza toplayarak, parmak sağlayarak ve en son Çağatay döneminin şaibelerini tekrar bu memlekette anahtar yapacak şekilde, Çağatay döneminin, Çağatay Hükümetinin içinde bakanlık yapmış olup da şaibe altında olanları ve hâla o şaibenin altında bulunanları tekrar bu memlekette anahtar yapacak şekilde parmak sayıları ile oynayıp bu memleketi tekrar bir partizan baskı ve terör altına itmeye kimsenin hakkı yoktur ve eğer buna tevvessül edilirse buna karşı reaksiyon, herhalde sadece bu kürsüden konuşmakla kalmayacaktır. Bu memleketi inatla sürüklemek isteyenler büyük sorumluluk altına girmektedirler. Ve bu, altından kalkılabilecek bir sorumluluk da değildir. Herkes haddini bilmelidir…
Bu memlekette iktidarı isteyen, halktan isteyecektir. Muhalefet olmaya da herhalde halk karar verecektir kimin muhalefet, kimin iktidar olduğuna. Muhalefet, ben muhalefet olmaya sonuna kadar kararlıyım ve muhalefetten başka birşey de istemiyorum diyebilir. O zaman halkın oluşturduğu başka muhalefet olacaktır. Ama kimse ben muhalefeti kabul ettim, ben de iktidarı isterim diyerek bu memleketin siyaset sahnesini parselleyemez ve kimse halktan önce bu konuda kaarar veremez. Önemli olan bu memlekette eğer biz 70 kişi, burada istersek derhal seçime gidilebilir. Çoğunluğumuz istiyor mu, istemiyor mu meselesidir, çoğunluğumuzun buna cesareti var mı yok mu meselesidir. Başka da hiçbir şekilde konunun uluslararası politika ile alâkası yoktur ve olduğu iddiası da çok çabuk çürütülebilecek bir konudur”….
YERİN KULAĞI VAR
SOYER NOKTAYI KOYDU:
Son günlerde en çok tartışılan, rahmetli Denktaş’ın, kabul ettiği 29+ konusunun Mecliste onaylanıp onaylanmadığı tartışmalarına CTP milletvekili Soyer “Meclis, gizli bir oturum yaptı ve bu gizli oturumda bu Perez de Cuellar Belgesi, her yönü ile tartışıldı ve Meclis o zaman oy birliği ile, Perez de Cuellar Belgesini yüzde 29 plus olarak, toprak oranı olarak da benimsedi ve birlikte karar verildi” diyerek son noktayı koydu…
TEK TÜRK YAŞAMASA BİLE:
“Kıbrıs’ta bir Türk toplumu olduğu için Kıbrıs ile Türkiye ilgileniyor” algısının yanlış olduğuna vurgu yapan Türkiye Başbakan YardımcısıTuğrul Türkeş; “Kıbrıs’ta bir tane Türk yaşamasa dahi Türkiye’nin Kıbrıs diye bir meselesi vardır ve bundan vazgeçmesi mümkün değildir” dedi. Türkeş’in bu sözü bana rahmetli Ecevit’i hatırlattı. O da “tek Türk yaşamasa da Türkiye’nin stratejik çıkarları dolayısıyla Kıbrıs Türkiye için hep önemli olacak” derdi…
MAAŞ GÜNÜ GELDİ HP BELLİ DEĞİL:
Maliye Bakanı Denktaş’ın Ocak ayında çalışanlara vereceğini açıkladığı % 7.5 artış, Aralık 2016 itibarıyle %10.19 olarak gerçekleşti. Bugün yarın ödemeler yapılacak ancak bırakın %10.19 hayat pahalılığını, %7.5’luk artıştan bile haber yok. Keşke bakan çıkıp verilecek artışın miktarını ve ne zaman verileceğini açıklayıverseydi…
BU KAÇINCI İPTAL KARARI SAYMAK ZOR:
Hükümet yanlış bir karar alıyor, sonra ya mahkeme kararına, ya kamuoyu baskısına direnemiyor, geri alıyor. Hatta bazen, “bilmezdik” falan da diyorlar. Hani şu peşkeş çekilmeye çalışılan “sit alanı” gibi… İşte Girne yokuşunu inmesine izin verilen “çok özel” ağır vasıtalar konusu. Karayolları Dairesi Müdürü, o kararı kendi aklıyla mı verdi? Ona bunu “yap” diyen olmadı mı? İnanayım mı? Hem neden bir şirkete? O Müdür gerçekten bu ayrıcalığı bir şirkete verdiyse, derhal sorgulanmalıdır. Ama öyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu yapılan da bir tür geri çark…
ATALARININ YOLUNDAN:
Büyükkonuk Belediye Başkanı Ahmet Sennaroğlu, belediye meclis üyeleriyle beraber Ulusal Birlik Partisi’ne katıldı. Sennaroğlu’nun bu kararı kimse için sürpriz olmadı. Gerekçe olarak, “beldemiz için istemiş olduğumuz hiçbir şeyi geri çevirmeyen Sayın Başbakanımız Hüseyin Özgürgün’ün yanında olma kararını almış bulunmaktayız” sözleri ise hayli ilginçti. Hatırlayacaksınız CTP milletvekili babası Önder Senneroğlu, bakanlıktan alınınca partisinden istifa etmiş ve UBP-DP hükümetinin kurulmasına destek vermişti…
REKOR OLUR MU:
Milli Piyangolar İdaresi’nin “Sevk Halinde Kaybolan Biletler” adlı bir yönetmeliği varmış. Demek ki bu iş sıklıkla oluyormuş. Fena olmadı aslında, piyangodan başka şansı kalmayan insanımız sayesinde, Devlet Piyangosu da en büyük satışını yapmış olacak. Bu arada KKTC’nin şansı da Kastamonu’ya gidecek…
ZİRVEDEKİLER
Rasıh Reşat: “Ülkede, cep telefonu ile konuşmak pahalı, elektrik ile aydınlanıp ısınmak pahalı, et ve süt pahalı, pasaport ve kimlik pahalı, ehliyet ve seyrüsefer pahalı, ilaç pahalı. Yani lüks.
Kendinizi bir şey zannedip de lüks olan bu şeyleri alıp kullanamıyorsunuz diye şikayet etmeye kalkmayın. Haddinizi bilin. Amma lükse düşkünmüşsünüz siz de!”.
DİPTEKİLER
Dağılan Dağılana: Kıb-Tek Yönetim Kurulu’nda çıkan çekişmeler ve DP kanadının UBP’yi şikayetinden sonra, Genel Tarım Sigortası Yönetim Kurulu da dağıldı. Onlar da hükümetin kararına karşı çıktıkları için görevden alınıyorlar. Son dönemde siyasetin tam anlamıyla emrinde olan, yanlış kararları bile sorgulayamaz hale gelen bürokraside, hala sorumlu insanlar olduğunu görmek güzel. Ama işte bakın, bir kalemde müşavirler ordusuna katılıverdiler…
































