Geçen hafta bir gözümüz Cenevre’de öteki de günlük döviz kurlarındaydı.. Bir üçüncü gözümüz olmadığı için ıraklardaki yeni Cumhurbaşkanı Trump’ın törenle göreve başlamasını çok da önemsenmedik. Oysa artık ülkelerin üzerlerine vazife olmasa da burunlarını birbirlerinin içişlerine sokmaları nedeniyle dünya gitgide küçülüyor.. Küçüldükçe de şer ve hayır’ları daha çok artıyor. Nitekim Trump daha Cumhurbaşkanlığı görevini devralmadan “yeni bir Amerika vaat etti!” Fakat Obama gibi dünyanın jandarması olmaya devam edeceği iddiasında değil, aksine kendi ulusal değerlerleriyle kendi içine kapanıp yeni güç tazelemek vaadinde.. Neyse biz artık bizim dediğimiz “Cenevremize” bakalım..
HARİTA OLAYI: Hafta içinde “haritalardan” söz edildi. Harita demek vereceğimiz topraklar demek olduğundan dolayısıyle es kaza bir çözüm olursa insanlar yeniden göç yollarına düşmek zorunda kalacaklarından, olay büyük ilgi gördü. Tabi önce haritaların lafazanlığı yapıldı “ilk defa tarafların birbirlerine harita sundukları bunun da çok önemli bir ilerleme olduğu” söylendi!
Zaten kıyamet de bu nedenle koptu! Çünkü harita olayına Erdoğan’nın ironisi oturdu. (Bana göre Rum tarafını dalgalandırmak için pimini çekmeden ortalarda attığı bir bombaydı. Ne var ki Rum tarafında görmedi paniği bizim tarafta gördü halâ devam ediyor!) Erdoğan’nın söylediği “kapalı ve açık Maraş bölgesini vereyim, siz de karşılığında Güzelyurt’tan Pirgo’ya kadar olan bölgeyi verindi” Karpaz’ın verilmesinin asla söz konusu olamayacağını da özellikle belirtiyordu..
Tabi ki “harita olayı” bu kadar değildi. BM’ler kasasında kilitliydi ve kesinlikle Ankara ile hazırlandıydı. Fakat bu harita sonunda “Sn. Akıncı’nın başında patladı!” Şöyle ki:
(YÜZDE 29 +) Sn. Akıncı’yı Hem Maraş’ın iadesi hem de mevcut KKTC topraklarını yüzde 29’a çekilmesini kabul ettiği için kıyasıya eleştirenler, tabi ki neyi iade edip neyi vermeyeceklerini söylemediler. “Öyle geldi böyle gidecek” dediler! Bu sava yapışanlar UBP’li DP’li Sağ cepheydi. Sol cephe ise vakti zamanında rahmetlik Denktaş’ın “toprak yüzdesi de 29 artı” idi diyerek bu “yüzdeliği” KKTC’nin resmi politikası haline getirmek için salvo ateşlerine başlarken, bazı aklı evveller de sanki Maraş 42 yıldır koz olarak elde tutulmuyormuş gibi “işte şimdi rehin olduğu anlaşıldı” diyerek bir yumurta da onlar doğurdu!
KISACA. Geçen hafta görmediğimiz bilmediğimiz, ismi var cismi yok, Zümrüt’ü Anka kuşu gibi bir mahlûk olması gereken haritayı tartıştık! Bu hafta kaldığımız yerden devam edeceğiz Allah isterse. Ki bu da Sn. Akıncı’nın Türk halkına reva gördüğü gizlilik politikası komedyası olmalıdır!
DÖVİZ DAHA ÇOK VURACAK
Geçen hafta döviz vurgunu daha çok hissedildi. Ekonomi tekerleğinin ithalatla döndüğü ülkede döviz piyasaları delip geçerken, bırakın hissedilmesini, acısını kuyruk sokumumuzun bittiği yerde duyduk! Ki artık günlük sorunlarımızın arasına, döviz vurgunu hikâyeleri de girdi! Nitekim artık sorular hiç bitmiyor: “Hükümet ne zaman tedbir alacak?”
Anladığımız bir konu değil ama “hayatın beterince zorlaştığı” bir gerçek! Kaldı ki yeni Cumhurbaşkanı Trump’ın bundan sonra Amerika’nın kendi içine kapanacağı, daha çok “Amerikanlaşacağını” açıklaması, dolar’ın değerinin de tüm dünyada yükseleceğinin belirtileri olarak kabul ediliyor.
Yani başını dolar’ın çektiği euro ile sterlin de TL’nin değeri sürekli düşeceği için sürfekli yükseklerde kalacaklar! İnsanlar müthiş tedirgin.. Ve tam böylesi bir ortamda geçen hafta hükümet devlete ödenen harçlara yeniden zam yaptı. Tabi döviz vurgununu katmerleyecek bir dolaylı vergiydi ki hazinedar Serdar Denktaş yeniden tetkik etmek için bazı zamları geri aldığını açıkladı falan… Yani KKTC işler hâlâ hükmü karakuşidir!
İYİ İŞLER DE OLDU: Mesela TC-KKTC arasında Enerji alanında işbirliği anlaşması imzalandı.. Derdi ise bazı CTP’lileri sardı! Yeni istifalar yeni dalgalanmalar yarattı! Son zamanlarda CTP koalisyon hükümeti olarak iktidara gelip giderken KKTC’ye yansıtamadığı iyilik sağlığı, hükümetten gitti mi muhalefet erki olarak gelen iktidarlara yansıtan CTP bu kez kendi kendini yemeye başladı!
Siyasi partilerin kaderidir. Eskidikçe amipler gibi bölünürler. Yekpare kaya gibi görünen UBP de bir çatladı hâlâ yeni siyasi partiler doğurmakta! CTP de geçecek bu yollardan diyelim…
KISACA TAKILDIĞIM: (ÇİFTÇİNİN İSYANI DERKEN)
Ya dünyanın en demokratik ülkesiyiz veya en çaresizi! “Birlikler, sendikalar” zırt pırt Bakanlıkları basıyor, Meclis önüne yığılıyor, yolları kapatıyor, bağırıyor, çağırıyor ve tek bir şey istiyorlar! Parrra!
Geçen hafta sonunda sıra çiftçilerdeydi! Öncesinde Hayvancılar bastıydı Tarım Bakanlığını.. Kuraklık paralarını istiyorlardı.
Bu baskın olayından iki gün önce ise Meclis oturumunda CTP Milletvekili Biray Hamzaoğlu konuşmasında şöyle diyordu: “KKTC’de 4 binin üzerinde üretici var. Bunlardan sadece 100-150 bin kişi doğrudan gelir desteğinden yararlanıyor.Bu konuda sıkıntı var…”
Hamzaoğlu’nun sıkıntısına Tarım Bakanı Nazım Çavuşoğlu doyurucu cevap veremedi. Belli ki “üreticiler saflarında da popülizmle particilik” almış başını gidiyor!
Çiftçiler ise haftanın son eyleminde Bakanlık makamına kadar girdilerdi. Kuraklık paralarının ödenmesini istiyorlardı. Gazetelerde çıkan fotoğraflardan birinde Bakanın tam karşısında gençten bir kişi duruyordu. Bir arkadaş uyardı beni: “Bu dedi zaten Belediyede çalışıyor nerden çiftçi oldu!”
Bakanlık mertebesine kadar gelmişler, kimin ne olduğunu, nerede çalıştığını ve kazancını bilmezler mi. İnsanların çiğerlerini okurlar! Buna karşın makamlarına kadar girmiş gözlerinin önündeki gerçeği görmezden gelirlerken, giderler doktorlara ikinci iş yasağı getirmek için mahkemelerde koştururlar!
Kanunların “insanlardan insanlara değişip kılıfına uyduruldukları KKTC’de yukarıda sözünü ettiğimiz demokrasi ile çaresizliğe şunu da ekleyin: “O bakanlığın basılmasına yumulan gözler ne demokrasidendi ne çaresizlikten..” Suçluluktandı! Memleketi iyi yönetememenin suçluluğundan!
































