Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Vatandaş Cenevre’nin değil, cebinin derdinde…

Güzel havadan istifade ederek dün, Surlariçinde dolaştım.

Memleketin yarısı Cenevre’de olunca, ister istemez herkesin de konusu anlaşma olur sandım.

Biraz nabız tutayım dedim.

Bir de ne göreyim, kimsenin umurunda değil…

Yani bir uzlaşma çıkarsa, herkes için sürpriz olacak.

Aradan geçen 12 yılda, anlaşma karşıtları için değişen bir şey yok, ama Annan Planı referandumunda iki taraftan da “evet” çıkmasını beklemiş olanlar, Rum tarafını bu son 12 yılda tanıdılar. Tabii referandum sonucunda çıkan hayal kırıklığının etkisi büyük. Oysa bugün Anastasiadis’in oynadığı oyunların, Rum halkından gelen baskının aynısı daha önce de başka liderler için vardı. Ancak umutlar o kadar çok pompalanmıştı ki, kimsenin bunları görecek hali yoktu.

Mesela bugün akil adam olarak Cenevre’de olan Vassiliou, seçilmeden önce uluslararası tanınmış bir şahsiyet olması, daha önce siyasette olmaması nedeniyle, bir çözümü yapacak kişi olarak lanse edilmişti. Sonra Klerides, Denktaş’la eski dostluklarına rağmen, olmadı.

Bugün sokaklarda çözüm, anlaşma, hemen şimdi diyen kalabalıklar bunun için yok.

Kıbrıs Türkü daha realist.  Körü körüne anlaşma beklentisi içinde olanlara bile tuhaf bakılıyor artık.

Gelelim esas meseleye.

Gezdiğim her yerde, konusu Kıbrıs meselesi olmayan hararetli konuşmalar vardı. Yüksek sesle tartışmalar.

Ortak konu, döviz….

Cenevre, anlaşma, şu, bu hepsi bunun gerisinde kalmış.

Hatta eski bir üst düzey bürokrata “Sence ne olacak” diye sordum, tabii Cenevre’yi kastettim, aldığım cevap şu;

“Ben de dahil, kimse bankalara borcunu ödemeyecek, ödememiz mümkün değil, öyle olunca bankalar zora girecek, al sana kaos” dedi.

“Yahu anlaşmayı soruyorum” dedim, “Boş ver onu sen, olursa olur, olmazsa olmaz” yanıtı aldım.

Bu arkadaşım, hızlı CTP’lilerden… Annan Planı döneminde ön saflarda olanlardan.

Umursamıyor, çünkü yaşadığı tecrübelerle Güney insanını daha iyi tanıyor artık. Sürdürülebilir olmayan bir anlaşmadan da uzak…

Umursamıyor, çünkü kendi evinin içinde bir yangın var. Perişan, yarını göremiyor.

Son bir kaç ay içinde sadece sterlin’de 1 liranın üstünde artış var.

Düşünün, özellikle gençler aylık 500-600 sterlin ev taksidi ödemekteler. Bu, ayda 500-600 lira fakirleşmeleri demek. Onlar fakirleşirken, dövizle ev kiralayanlar, dövizle araba satanlar, dövizle ev satanlar haksız kazanç elde etmekteler.

O kadarla kalsa iyi, bu artışa paralel iğneden ipliğe artan fiyatlar var…

İsyan burada başlıyor.

“Bu kadar mı çaresiziz… Bu kadar mı başsız bu toplum… Yapılacak hiç bir şey yok mu” diyor insanlar.

İcralar, iflaslar kapıda.

Kredilerin geri ödemeleri zora girmiş durumda.

Bankaların elinde ipotekler olabilir, ama bunlar şıp diye paraya çevrilmez ki… Bankaları da zor günler bekliyor.

Üstelik de dövizin nerede duracağı belirsiz.

Hükümetin akıl almaz sayıda insanla Cenevre’ye kaçmasının sebebi, gündem değiştirmek olabilir mi acaba?

Bakarsanız, anlaşma için öldükleri yok. Olmasa da olur onlar için. Bu kadar kalabalık heyetlerle, bu kadar masrafla eşler, çocuklar falan Cenevre’ye taşınmaları nasıl izah edilir?

Ama görünen o ki, vatandaş yutmamış, gündemini de değiştirmiyor.

Çünkü canı yanıyor, yarının hesabını yapıyor ve sorunlarından bu kadar uzak olan yönetiminden bahsederken, demir leblebi çiğniyor…


YERİN KULAĞI VAR

MA AİLE TATİL:

Cenevre’deki Kıbrıslı Türk nüfusu buradakini geçecek neredeyse. Kimi sorsan Cenevre’de. Hele hükümet kanadı eşler, çocuklar, memurlar ma aile oradalar. Resmen turistik geziye çıktılar. Bu kadarına gerek var mıydı, devletimiz bu kadar mı zengin… Üstelik anlaşma diye bir dertleri de yok. Ne iş yapacaklarsa orada…

 

İLGİNÇ:

Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım, Büyükelçiler toplantısında yaptığı konuşmada ilginç bir şey söyledi; “AB, geçen sefer olduğu gibi işin kenarında durmamalıdır. 2004’teki işte bize kazık attılar. KKTC’ye kazık attılar. Aynı şeyi yapmayın. Türk tarafı, Rum tarafı birliğin aynı anda üyesi olacaksa, bu dörtlü özgürlükten taviz verilmemesi lazım. Türk tarafını AB’ye sokmuş oluyorsunuz. AB’ye girişin bir provasını Kıbrıs’ta başlatabiliriz. Yeterince güvenceyi de bir anlamda sağlamış olur”. İlginçti…

 

YDP’NİN HESABI:

Yeniden Doğuş Partisi Başkanı Erhan Arıklı, “Taraflar Cenevre’de imzayı atarlarsa bu iş bitti diye düşünüyorlar ama, son sözü halk söyleyecek. Nüfusun %35’ni oluşturan TC vatandaşları hayır diyecek” demiş. Arıklı’nın nereden bu kanıya vardığını bilmiyorum ama, bundan sonra çıkıp da “biz de Kıbrıslıların partisiyiz, sadece TC’lileri temsil etmiyoruz” demesin, inandırıcı olmaz.

 

AKANSOY’UN SÖYLEMİ:

Asım Akansoy, “Çözümsüzlük halinde, varolan durum aynen devam etmeyecek” diyor. Bu söylem, ilhak çığlıkları atanların, B planları üretenlerin maksatlarıyla aynı olmasa da, yeni dönemde illaki bir değişiklik olacak manasına geliyor. Ve kendisi öyle düşünmese bile, diğer grubun değirmenine su taşımış oluyor…

 

NE OLACAK ŞİMDİ?:

Yüksek İdare Mahkemesi, Toplumcu Kurtuluş Partisi’nin kuruluşu ile ilgili yürütmeyi durdurma kararı vererek, TKP’nin kuruluş bildiriminin kabul edilmediğini bildirdi. TKP’nin yeniden hayata geçmesinden oldukça rahatsız olanlar var. Yine de demokrasilerde çareler tükenmez… Yarın adını TKP değil de bilmem ne koyarlar yollarına devam ederler.

 

BİR GARİP HÜKÜMET:  

Barbaros Şansal’ı  ihraç eden hükümet, polisi darp dahil, hırsızlık, sahtekarlık gibi birçok suçtan dolayı 2014’te KKTC’den ihraç edilen Savaş Boybay’ın ülkeye giriş yasağını, Bakanlar Kurulu kararıyla kaldırmış. Demek ki bu ülkede polis dövmek, hırsızlık yapmak çok da önemli suç sınıfına girmiyor. Çifte standart dedikleri bu olsa gerek…


 

ZİRVEDEKİLER

Esin Esmen: “Bizi yönetenler, muhalefet edenler. Ticaret Odası ve benzeri sivil toplum örgütleri. Özellikle Ticaret Odası görev ve sorumluluklarının bilincinde mi, nasıl bir önlem aldınız ne öneriniz var, ne yapıyorsunuz? Memleket yangın yeri oluyor. Arık herkes elini taşın altına koymalı ve bir kriz masası oluşturulmalı. Bir kere olsun doğru zamanda doğru şeyi yapalım…”.

 


DİPTEKİLER

Uyuşturucu: Yıllardır ülkede uyuşturucu ile mücadele ediyoruz ama, bir arpa boyu yol almak bir yana, her geçen gün, kullanıcı sayısı katlanarak artıyor, kullanım yaşı orta okul sıralarına kadar iniyor. Hergün 3-5 gram yakalamakla bu işin sonunu getirmemiz imkansız. Önemli olan içicileri değil, bu tezgahı kuranları yakalamak…