BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel temsilcisi Espen Barth Eide, son günlerde sıkı mesai yapıyor.
Hem adadaki taraflarla, hem de garantörlerle ve ilgili diğer aktörlerle…
Önceki gün Yunanistan’daydı. Maksadı, havayı yoklamak.
Tamam bu liderler zirveye gidiyor ama, ne çıkacak? Ülkelerin konuşulacak konularda kendi içinde fikir birliği var mı? Yani katılacak liderler rahat olacak mı?
Bence bu Kıbrıs’taki süreçten çok daha ciddi.
Çünkü eğer, zirvede istenmeyen bir durum ortaya çıkarsa, bunun etkisi büyük olacak.
Orada sadece taraflar karşı karşıya gelmeyecek. Türkiye-Yunanistan’da taraflar olarak orada olacaklar.
Muhtemel bir başarısızlık, bir çözülme durumu, Türk-Yunan ilişkilerini de, hatta NATO’nun iç dengesini de etkileyebilir…
Dün Yunanistan medyasında bir haber vardı. “Meclis’te grubu bulunan parti liderleri ile başbakanlıkta gerçekleştirilen toplantılarda, Kıbrıs meselesinin yanı sıra Türk-Yunan ilişkileri ile ilgili ortak bir milli çizgi belirlenmesi konusunun görüşüldüğü ifade edildi” deniyordu. Hatta daha da ileri giderek, Türkiye, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında yeni bir denge oluşturularak bölgede ortak iş birliğinin sağlanması için üçlü bir dostluk anlaşması imzalanması konusu da ele alınmış…
İşte demek istediğim budur…
Eğer taraflar oraya kamuoylarının tam desteğini almadan, içte uzlaşma sağlamadan giderse, atacakları her adımda, ülkelerinde kıyamet kopacak.
Yunanistan bu mutabakatı sağladı mı, bilmiyoruz.
Ama bizde pek öyle bir mutabakat görünmüyor…
KKTC’de hem zirveye gideceklerini açıklayıp, hem de şimdiden “hayır” kampanyası yürütenler var. Ankara’ya sıra sıra yaplan ziyaretlerde asgari de olsa bir uzlaşma sağlandı mı? Bilmiyoruz.
Hükümet kanadından bu yönde bir açıklama zaten beklemeyiz…
Bir tek işaret CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman’ın sözlerinde var. Erhürman’ın Ankara ziyareti sonrası söylediği “çözüm iradesinin tam bir irade olarak ortada durduğunu gördüğü ve bunun sevindirici olduğu” şeklindeki sözlerinden bir mutabakat sonuç çıkarabilir miyiz? Yoksa diplomatik ifadeler mi bunlar…
Açıklamalar o kadar ketum ki, kimse ne o ziyaretlerin nedenini, ne de ne konuşulduğunu anlayabiliyor…
O zaman da, içte mutabakat sağlandığı algısı maalesef oluşmuyor. Bu durum, Akıncı’nın elini zorlar gibi geliyor bana…
Türkiye de farklı değil…
Hükümet ve Cumhurbaşkanı Erdoğan çözüm hedefine bağlılığını sürekli tekrar ederken, CHP ve MHP hiç olmadığı kadar şahinlik yapıyor. İktidara muhalefetin yolunu böyle bulmuşlar sanki. Kıbrıs gibi hassas bir konuda kamu vicdanını kaşıyarak prim yapmaya çalıştıkları görülüyor. Bu da Türkiye tarafının çok rahat hareket etmesini engelleyecek bir neden…
Evet, Annan Planı’nda da durum belki aynıydı. İmzalar atılırken Lefkoşa’da “hayır” mitingleri düzenleniyordu. Gerçi sonuçta “evet” çıktı ama, bir işe de yaramadı…
Şimdi bir uzlaşma sağlansa, iki taraftan da “evet” çoğunlukla çıksa, yapılan anlaşmanın sürdürülebilirliği nedir..?
Bu aşamada benim geleceğimse konu, ben bir vatandaş olarak, asgari düzeyde de olsa, bir fikre sahip olmak istiyorum…
YERİN KULAĞI VAR
ZAMANLAMA MANİDAR:
Sendikalarla ilgili yasa değişikliği konusunda ilk endişem, okullarla ilgili olmuştu. Sonra sakin kafayla düşününce, “neden şimdi” dedim. Bence gündem değiştirmek. Düşünsenize, Cenevre’de görüşmeler sürerken, içte bir kaos olacak. Eylemler, grevler… Cenevre de bunun gölgesinde kalmayacak mı?
NELER OLUYOR:
Yeni yılla birlikte önce KTÖS’ün ajandası, ardından Barbaros Şansal’ın tartışmalı sınır dışı kararı ve şimdi de kim veya kimlerin dağıttığı bilinmeyen çözüm karşıtı bir bildiri krizi ile karşı karşıya kaldık. Rastlantıya bakın ki tüm bunlar, Cenevre zirvesine sayılı günler kala yaşanıyor. Birileri Kıbrıs Türkü üzerinde bir algı operasyonu başlattı ya, Allah sonumuzu hayır etsin…
UTANMALIYIZ:
İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ülkede yaşananalarla ilgili olarak yaptığı açıklamada, “artık bu ülkede yapılanlara kızmıyorum, sadece utanıyorum!.. Bu halkın layığı, böylesi bir hükümet mi?.. Ah KKTC, vah KKTC…” değerlendirmesini yaptı. Talat’ın da dediği gibi bu yaşananlardan toplum olarak utanmalıyız…
SINIR DIŞI KARARI YANLIŞ:
Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Denktaş, Barbaros Şansal hakkında alınan sınırdışı kararı ile ilgili olarak “bana göre kalkmalı” dedi. Demek ki Bakan Evren’in sınırdışı kararına ve gerekçelerine katılmıyor. Ama bu söylemi popülizmden öte değerlendirilemez. Yani samimi olamaz. Sonuçta kararı veren, kendisinin de mensubu bulunduğu hükümet. O vebal, Kutlu Evren kadar onun da boynundadır…
EL İNSAF:
KTTO, devletin kendi açıkladığı hayat pahalılığı oranının iki kat üzerinde bir artış yapmasının, zaten zor ekonomik şartlar ve bozuk piyasa koşullarında hayatta kalmaya çalışan binlerce işletmeyi ağır bir yükün altına koyacağını iddia etti. El insaf…Devletin açıkladığı rakam olan %7.78’i kabul etsek (ki gerçek rakamın çift haneli olduğunu siz de biliyorsunuz) 142 liralık bir artış yapılması gerekir ki bu da 1834+142=1976 eder. Batarız, biteriz edebiyatı yapmak neyin nesi. Üç kuruşluk artışı çalışanlarınıza çok mu görüyorsunuz…
BUNU DA YEDİK:
Sendikacı Mehmet Seyis, Başbakan’ın asgari ücret açıklamasına sosyal medya üzerinden yanıtlayarak, “Başbakan Hüseyin Özgürgün hepimizle dalga geçtiğini sanmış yine… Asgari ücrete yalnızca yıllık enflayon oranı eklense, asgari Ücret 2020 TL olur. Yani 2000’in üzerinde olur. Oldu. Olduuu… Oldu paşam… Oldu efendiler… Oldu. Biz de kerizik ya bunu da yedik…” diye eleştirdi. Eminim Seyis’in, Ticaret Odası’nın son açıklamalarına da bir yanıtı olacaktır…
ZİRVEDEKİLER
Metin Münir: “İçişleri Bakanlığı, yurt dışı ettiği kişilerin ait oldukları ülkeye teslim edilinceye kadar güvenliklerini sağlamakla sorumludur. Bakanlık bu görevi ihmal etti… KKTC’yi, suçlu oldukları yargı kararına bağlanmamış insanları, linç mangalarına teslim eden bir ülke seviyesine indirdi. Bunu yapan İçişleri Bakanı istifa etmelidir… Ama etmeyecektir. O zaman, hukuk devletinin aldığı yarayı iyileştirme görevi, bu gibi hallerde toplumu politikacılardan çok daha iyi temsil eden sivil toplum kuruluşlarına düşüyor.İnsan Hakları Vakfı gibi kuruluşlar, Şansal’ın yurt dışı kararının iptali için mahkemeye başvurmalıdır. Şansal’a adada yaşama hakkının iadesine çalışmalıdır”…
DİPTEKİLER
Kutuplaşma: Siyasal ayrılıkları anlıyor ve normal karşılıyorum. Hatta Akıncı’nın masadaki tavrını da beğenemeyip eleştirebilirsiniz. Herkesin aynı fikirde olması da gerekmez ama, son zamanlarda her konuda toplumda yaşanan fikirsel ayrılıkların, sözlü teröre dönmesini anlamakta inanın zorlanıyorum. Öyle bir hale geldik ki, birinin ak dediğine, diğeri kara diyor, sevgi, saygı hak getire. Bu böyle gitmez, ya bunun ortasını bulacağız, ya da hep birlikte yok olup gideceğiz…
































