CEVİZCİNİN ÇUVALINDAN…
Birikim Özgür, toplum vicdanı gibi…
Bütçenin kapanış günü yaptığı konuşma, sadece siyasi muhalefet olarak değerlendirilmemeli.
Bu tam anlamıyla haksızlık olur. Bir önceki dönemin Maliye Bakanı olarak, somut verilerle konuşuyor. Söylediklerinin doğru olmadığını iddia etmek de mümkün değil. Bunu görmek için çok fazla ekonomi bilmeye de gerek yok. İki kere iki dört… O kadar açık yani…
Aslında söylediği, bizim de geçtiğimiz gün “Batakçı Kamu Yönetimi” başlıklı yazımızda değerlendirdiğimiz temel sorunumuz… Neydi o;
“Sözler verirsin, vaadlerde bulunursun, hatta protokolların altına imza atarsın, parayı da kaparsın, sonra o verilen sözlerin hilafına, tam 40 yıldır uygulanan yönteme geçersin”….
Biz buna statüko diyoruz. Partizanlık, kaynakların siysi çıkarlar hesabıyla çar çur edilmesi, kötü yönetim…
Birikim Özgür, 13. maaşlar için Türkiye’den avans istendiğini, ancak reddedildiğini, sonuçta devletin 80 milyon lira borçlandığını söylüyor.
Dahası da var; “Ekim itibariyle Türkiye’nin bütçe açığımıza katkısı olan 200 milyon liranın sadece 20 milyon lirasını harcayan hükümet, nasıl olur da 13. maaşları borçlanarak öder” diyor ve hükümeti cevicinin çuvalından oynamakla suçluyor…
Daha detayları da var. Ancak bu konu çarpıcı.
Şimdi birisi çıkıp da, neden böyle olduğunu açıklayacak mı? Bekler misiniz? Ben beklemem doğrusu.
Çünkü bu yıl da cari giderler hesapların ötesinde artacak. Açık artacak. İstihdamları duyuyorsunuz herhalde. Buna makam araçlarını, verimsiz alanlara yapılan destekleri, teşvikleri, gereken reformların yapılmamasının getireceği sonuçları ve de bir o kadar daha artan iç borcu ekleyin, kötü bir yönetim modeli görürsünüz.
Hani bütçe disiplini, hani reform mutabakatları, hani kamunun küçülmesi…
Türkiye şu anda hem Kıbrıs konusunda bulunduğumuz eşik yüzünden, hem de başındaki bin bir dert nedeniyle protokolun hesabını sormuyor olabilir. Ancak o gün gelecek.
Ve biz o gün yine bir kez daha geçmişe dönecek, yeniden yeniden borçlanacağız.
Kendi kaynaklarımızla, kendi kendimize yeterli olma hedefi de, bir kez daha hayal olarak kalacak….
KİM BU NOEL BABACILAR..?
Bu hükümeti nasıl hatırlayacaksınız?
Peşkeşleriyle değil mi?
Önce emirnamelere aykırı kat izinleriyle başladılar… Arkasından, sit alanlarını, kamu mallarını, hatta kendisine sormadan belediye mülklerini dağıttılar…
Mahkemelere düştüler, “pardon, bilmiyorduk” da dediler…
Şimdi bir Noel Baba köyü tartışılıyor.
Aslında yeni değil. Adamlar, tam bir sene önce bir internet sayfası açmışlar, Kuzey Kıbrıs’ta Noel Baba köyü kuracaklarını duyurmuşlardı. “8000 yatak kapasiteli ,çevre dostu, çevreyi incitmeyen ,tek kat ve iki kat yapılardan oluşan ve…” diye bir tanıtım gidiyordu.
Meğer ‘çevre dostu’ bu arkadaşlara, orman arazisi peşkeş çekmiş bizimkiler.
Kıbrıs Çevre Platformu, tahsis edilen ve bu arkadaşların web sitelerinde çoktan reklam ettikleri arazinin yasayla koruma altına alınan orman arazisi olduğunu, böyle bir yerin turistik amaçla tahsis edilmesinin anayasaya ve orman yasasına aykırı olduğunu söyledi… Platform dava açmaya da hazırlanıyor. Yapsınlar, destekleyelim ama benim umudum yok. İşte Kaya inşaatın göstere göstere yaptığı kaçak inşaat. Mahkeme kararına rağmen bitti bitiyor…
Hadi bizimkiler yasaları çiğnemeyi alışkanlık haline getirdiler de, acaba çevreci geçinen bu Noel babacıların ya da bağlı oldukları uluslararası zincirin de bundan haberi var mı?
Bir soru daha, 41 ülkenin yarıştığı iddia edilen projenin sahibi, Türkiye’de kurulu bir dernek… O dernek tatil köyünü niye KKTC’ye kurar? Sonra da, nasıl olur da “Proje Kuzey Kıbrıs’a gitti” diye haber yapar?
Yani sizin anlayacağınız, olayda ciddiyet yok. Sadece yine rant var…
YERİN KULAĞI VAR
BU DA OLDU:
Siyasi tarihimizde ilk kez Cumhurbaşkanlığı, hükümetin bir bakanını, yalanladı. Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın, makam araçlarının yenilenmesi konusunda Cumhurbaşkanı Akıncı’nın onayını aldığı yönündeki ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını belirten Sözcü Barış Burcu, “Cumhurbaşkanımızın ne talebi ne de onayı vardır” dedi…
İŞLERİ ZOR:
- maaşların nasıl ödendiği yönünde tartışma yapılıyor. Hükümet ve bazı belediyeler 13. maaş ödeyebilmek için yüksek fazili borçlanma yaptılar. Borçlanma yerine, “para yok ödeyemeyiz” deselerdi neler olacaktı… Birikim Özgür’den başka, “Tasarruf yapıp, kendi kaynaklarımızdan ödeyin” diyen yok… Eleştirenler, 13. maaşların ödenip, ödenmemesinin derdinde, nasıl ödendiğinin değil. Slogan da malum; “bulacan, ödeyecen canım”… O da bulup ödüyor işte. İstenen bu çünkü…
YİNE KRİZ, YİNE KRİZ KOMİTESİ:
Daha bir yıl olmamıştı mendirek için komite kurulalı… Mendirek yıkıldı, bir komite daha daha… Aslında doğa kendi kuralını dayatıyor. Aynen doldurulan dere yatakları gibi… Limanın içinde sirkülasyonu sağlayacak, limanı denize bağlayacak borular tıkanmış, liman çirkefe dönmüştü. Bakım yapılmamış, kaderine terkedilmişti. Deniz hepsini yıkıp, limanı denize açmaya çalışıyor. Bu kadar basit…
VİZYONUNUZ OLMALI:
Son yağmurlar bir kez daha gösterdi ki, ülkenin altyapısı artan nüfusa göre yeterli değil. Siz eğer 20 bin nüfusa göre yaptığınız altyapınızla 80 bin kişiye hizmet vermek isterseniz, olacağı budur. Burada önemli olan plansızlık, programsızlık. Daha doğrusu, planlara uymama hastalığı…
GÖSTERE GÖSTERE:
Girne limanındaki deniz fenerinin fırtınadan yıkılması sonrası siyasilerin hepsi, “biz söylediydik” modunda. Kimse sorumluluk almak istemiyor. Sorunlar söylemekle çözülseydi keşke. Bugüne kadar gelmiş geçmiş tüm sorumlular, konuşmaktan başka ne ne yaptınız, keşke onu söyleyebilseniz…
KONTROL ETMEK ZOR MU?:
Girne dağ yolunda 29 Kasım’da meydana gelen ve 3 kişinin hayatını kaybetmesine, 7 kişinin yaralanmasına neden olan feci kaza sonrası hükümetin, ağır vasıta araç sürücülerine karşı aldığı tedbirler işe yaramamış olacak ki, ağır vasıtalarla ilgili sürekli şikayetler geliyor. Tamam tedbir aldınız, belli saatlerde trafiğe çıkışlarını yasakladınız ama, bunun takibini yapmak, bu araçların nasıl ve ne şartlarda yollarda gittiklerini kontrol etmedikten sonra neye yarar. Sahi, yeni kurulan, altlarında gıcır gıcır jeepler olan Trafik Dairesi ne işe yarar …
ZİRVEDEKİLER
Ahmet Okan: “Yine böyle havalardı araba egzozları duman duman, kahvehane ve pastanelerin camları buğulu, bisikletlerin sellaları ıslak, Ermeni Ahmet bir başına, sellasına naylon geçirmiş bisikletinde gitmekte, Hisar üstleri tenha, feslikanlar mevsimini beklemekte yaprakları
dökülmüş,tencerede mercimek. Kimse çok şey beklemezdi hayattan, elindeki ile yetinmesini bilirdi herkes, ahali dibelik başkalaşmazdan, arkadaşlıkların, dostlukların yerini hırs, doyumsuzluk ve aç gözlülük almazdan evvel…”.
DİPTEKİLER
Vedat Yenerer: “KKTC’nin cesur yürek Başbakanı Hüseyin Özgörgün’ü ziyaret ettik. İşbirlikçi Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, Rumlarla nasıl gizli ve Türklerin haklarını elinden alacak anlaşmayı imzalamaya çalıştığını anlattı…”. Ben de bu arkadaşı iyi gazeteci sanırdım. Bindiği ata göre kişnermiş meğer… Kulaktan dolama bilgilerle halkın oylarıyla seçilmiş bir ülkenin cumhurbaşkanını “ülkesini satmakla” suçlamak bu kadar mı kolay…
































