Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Mal beyanı

Siyasi arenada mal beyanı nedense sorun oluyor.

Bu konuda kamuoyu baskısı da var.
Ahali durup dururken siyasilerin malını göstermesini ister.
Halbuki herkesin malı, kendi malı.
Ama, anlatamazsın.
Madem siyasetçisin malın da meydanda olacak.

Bizde de Türkiye’de de mal sorunu gündemden düşmez.
Göster derler.
Kimisi gösterir,
Kimisi göstermez.

Gösterse vay göstermese vay.
Mal büyükse bir bela, küçükse başka bela.

Bizimkiler, mallarını meclise vereceklerdi.
Anca belirli bir durum karşısında gösterilecekti.
Ahali hayır dedi.
Madem göstermezsiniz olmaz.

Cemaat böyle.
İlle siyasinin malını görecek.
Peki, siyasi sizin malınızı bugüne kadar görmek istedi mi hiç?
Tam aksine, malınız büyüsün diye elinden geleni ardına koymadı.
Gel anlat…

Türkiye’de cumhurbaşkanları mallarını gösterdiler.
Gösterince yer yerinden oynadı.
Kimisinin malı küçük, kimisinin büyük.
Hatta bir tanesinin neredeyse yok.
Büyük sanılan mal küçük gösterilince, yasal yollara da başvuranlar oldu.

Geçenlerde de bir yetkili malını gösterdi.
Açıkça beyan etti.
Her şey açık olunca, herkes de o malı görmüş oldu.
Malını kendi isteği ile gösterdiğinden onun için utanılacak bir şey yoktu.
Ama gel de birilerine anlat.
Sosyal medyada malın peşine düşenler oldu.
Neymiş, külahıma anlatsın imiş.
Böyle mal mı olur muymuş?
Malı küçük buldu.
Halbuki kendisi nereden biliyorsa, o mal daha büyükmüş.

Siyasiler de çekiniyor nedense.
Malını göstermek ayıp bir şeymiş gibi.
Bu işin ayıbı mı var?
Herkeste mal var.
Kimisinin büyük, kimisinin küçük.
Gösterdiğinde ne olacak?

Ama bir gerçek var ki,
Herkes malını gizlemeye kalkarsa, toplumdaki merak da hat safhaya ulaşır.

Mal denince, ister istemez Karl Marx’ın mal üzerine Kapital’de yazdığı izahatlar akla geliyor.
Marx bir malın değeri üzerine uzun uzadıya kafa patlatmış ve günümüzdeki kafaları hala meşgul etmeyi başarmıştır.
Marx şöyle diyor:
“Genel olarak, üretkenliği ne kadar büyük olursa, bir malın üretimi için gerekli iş zamanı o kadar kısa, o malda billurlaşan emek miktarı o kadar az, ve değeri de o kadar küçük olur;
Tersine, emeğin üretkenliği ne kadar azsa, bir malın üretimi için gerekli olan iş zamanı o kadar çok, malın değeri o kadar büyük olur.”

Yani önemli olan o malın değeridir.
Bakarsınız, adamın malı büyük ama değersiz.
Küçük ama değerli.

Yine Marx şöyle der: “Eğer biz az bir emek harcayarak, kömürü elmasa dönüştürmeyi başarabilseydik, elmasın değeri tuğlanın değerinin altına düşebilirdi.”

Bak, biz bu işi başardık!
Bizdeki mallar tuğla değerinde.
Çünkü az emek harcayarak başkalarının tarlalarına siteler, villalar, apartmanlar diktik.
Kömürü elmas yapmak gibi bir şey.

Nitekim, herkesin malını görüp de ne yapacaksınız?
Bu küçük adada herkesin malı meydanda.
Küçük malı olan da bilinir, büyük malı olan da.
Zaten, hepsi tuğla değerinde!..