İngiltere’de çalışma günlerinin dörde inmesi tartışılıyor.
Tartışmayı başlatan Prof. John Ashton.
Bunu çeşitli nedenlere bağlıyor.
…
Şöyle:
“Hayatlarımızı yaşama şeklimize bakınca, insanların stresi, zamanla yarışı, hastalık izinleri, işle bağlantılı ruhsal sorunları büyük bir problem. Dört günlük çalışma düzenine geçmeliyiz, çünkü nüfusun bir kısmı aşırı fazla çalışırken bir kısmı iş bulamıyor. Dengesiz bir iş dağılımı var. Ayrıca öğle tatilleri de yok oldu. İnsanlar masa başında bir sandviçle idare edip çalışmaya devam ediyor.”
…
Bizde kalk böyle bir öneri sun.
Deli diye seni çivilerler.
…
Ama, biraz kafa patlatınca, meselenin
1- Yaratıcı yanına
2- Yararlarına
Kafası basmaya başlıyor insanın.
…
Eğer ortam uygunsa, bu meselenin üzerinde durmak istiyoruz.
…
Önermiyoruz tabii.
Hemen, şimdi kavranacak bir şey değil zaten.
Kim bilir zararlı yanları da çok bu işin.
…
Bizde durum nedir?
Eskiden insanlar ayak üstü yemek nedir bilmezlerdi.
Memur, sabahleyin işine gider,
Herkese selam vererek,
Genellikle bisikletle,
Yemek molasında evine dönerdi.
Bir güzel yemeğini yer, elini yüzünü yıkar, üstünü başını tertipler, zinde bir vaziyette işine tekrar dönerdi.
Hatta işine dönerken ma(u)hallebiciye de uğrardı.
…
Ya şimdi?
Sabahleyin evden çıkar.
Önce bir trafik çilesi.
Sonra arabayı park etme meselesi.
Kim bilir park ettiği yerde arabaya vuracaklar.
Kafası zurna bir vaziyette işine varır insan.
Kim cesaret eder yemek molasında eve gitmeye.
Gitmez.
Telefon açar siparişini verir.
Az sonra motorlu biri damlar, elinde poşetler.
Yemeğini oracıkta, dairede masaüstü yer.
Lahmacun, hamur işi, tavuk dolma falan.
Bir koku alır ortalığı.
Sanki daire değil, lahmacun dükkanı.
Kadınların makyajı bozulur, erkeklerin fiyakası.
Durmadan lavaboya git gel.
Sabun mu dayanır, tuvalet kağıdı mı?
Titiz olan evden takviye getirir.
Haliyle kadın çalışan tekrar makyaj tazeler.
Belki birkaç sefer.
Kolonyasını ve parfümünü falan da beraberinde getirir.
Onları küçük el çantasında muhafaza eder.
Zaten bir de çocuk derdi var.
Okuldan çıktıydı çıkmadıydı, alındıydı alınacaktı…
…
Bir de bu işin dönüşü var.
Bakarsınız arabaya vurmuşlar; vuran belli değil.
Yolda arabalar day day.
Bir çeyreklik ev yolu en az bir saat.
Eve gel, ev işi yap.
Çöp topla, yatak topla, çocuk tertiple.
Yemek hazırla, bahçe varsa bahçeye bak.
Su akardı akmazdı.
Ertesi gün aynı filme kaldığı yerden devam.
Haftanın beş günü.
…
Çalışma gününü dörde düşürün ya da üçe bölün dense,
Haftanın üç gününde gadimiciler, 2 gününde geçiciler çalışsın…
Ya da başka formül.
Bir hesap kitap yapılsın.
Herkesin bütçesini tırtıklamadan.
Böylece işsizler iş bulsun.
Stres ortamları dağılsın.
İnsanlar daha sağlıklı olsun.
…
Boş günlerde ek iş yapmak serbest olsun.
Böyle olunca piyasa daha fazla hareketlenir mi?
Uzmanlar hesaplasın…
…
İngiliz önerdi.
Olur mu olmaz mı?
Tartışıyorlar…
…
Bu stresli ortamda böyle bir meseleyi gündeme getirmenin tahammül sınırlarını aşacağının farkındayız.
Dikkate alınmaması rica olunur.
…
Zaten Atilla İlhan ne demiş:
“Çoğu zaman üç beş kişi için yazdığımızı sanırız, onlar bizi okumazlar. Asıl seslendiklerimiz, hiçbir zaman tanımayacağımız, başka üç beş kişidir.”
































