Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Akıncı Cenevre’ye hazırlanırken…

Sn. Akıncı’nın siyasi partileri Cenevre’deki müzakerelere davet etmesi şık bir davranış oldu. Bugüne kadar halkın katılamadığı, siyasi partilerin zaman zaman  bilgilendirildikleri halde “yeterince bilgi sahibi olamadıklarından” şikâyet ettikleri bir müzakereler sürecinin “sonuç” bölümünde olagelen bu siyasi paylaşım, geç de olsa, “işte şimdi ulusal konsensus sağalandı”  dedirtebiliyor. Ki buna çok ihtiyacımız vardır..

Öte yandan: Yolun sonuna gelinirken Rum tarafı elini güçlendirecek siyasi baskı unsurlarını devreye sokmaya çalışıyor! Bunlardan birisi daha önce “hatta” dediğimiz ve çok inanmak istemediğimiz “BM’ler Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin de müzakerelere katılma istediğinin haberleriydi. Meğer doğruymuş  çünkü Sn. Akıncı “Zaten BM’ler sürecin bir parçası olarak masada ve müzakerelerin gözeteminde” diyerek bu Rum teklifini geri itmiş.

Ancak Ban Ki Moon görevi devrediyor ve Sn. Akıncı’ya göre 9 Ocak’ta (Ki artık 2017 yılını telafuz edeceğiz) yeni BM’ler genel sekreteri de açılışta olabilir..

SÜRPRİZ OLUR MU? Buna karşılık büyük olasılıkla AB’den bazı görevlilerin “masada” olacağı kesinlik kazanıyor çünkü bu katılıma Sn. Akıncı da sıcak bakıyor. Doğrusu Rum tarafı en büyük desteğini de AB’den alacak.. Hem de Erdoğan’ın  “açılışa”  resmen katılmasına karşılık! Çünkü bu nedenle çıngar çıkabilir! Ve Erdoğan “üyelik sürecini”  bir süre önce askıya alan AB’ye fırsat bu fırsat diye Kıbrıs sorunu ile Suriye ve PKK’nın uzantısı PYD  üzerinden  yüklenirken…

       İnsanın aklına türlü çeşitli olasılıklar takılıyor. Çünkü Erdoğan Cenevre’deki  açılışa Kıbrıs haritasını masaya serip, “işte burası sizin bunlar bizim” demek için gitmiyor! Yapacağı konuşmada büyük olasılıkla Türkiye’nin Kıbrıs politikasını, garantörlüğünün (belirli zaman dilimi içinde de olsa) devam edeceğini ve Doğu Akdeniz bölgesinde yanan ateşlerin dökülen kanların seslendirmesini yapacaktır. (Bunların konuşulmadan salt Kıbrıs diye bir tekil sorunu ele almanın bugünkü bölge koşullarında mümkünü yoktur) dolayısıyle  münhasır ekonomik bölgelerden hidro karbon yataklarına, oradan TC üzerinden geçmesi istenecek borularla gazın AB’ye sevkine kadar o konuşmada  yer alacaklarını  düşünüyoruz. (Yanılmış olabileceğimizi de kabul ederek tabi!)

GÜNEY’İN KOZLARI: Elindekiler belli. AB’nin açık ara desteği var! O desteğe destek katan müktesebatında 4 özgürlük var!  Doğu Akdeniz’de  “zengin” denilen hidrokarbon yatakları var! Rusya gibi artık bölgede etkin rol oynayan askeri yönü güçlü bir ülkenin de desteği var! Nüfus ve mülk çoğunluğu avantajı var… Kısaca 9 Ocak’ta o masa yeniden kurulduğunda Rum tarafı tüm siyasi argümanlarını  kullanacaktır..

 


       BÜTÇE GÖRÜŞMELERİ VE SAYIŞTAY’LA OMBUDSMAN..

“Geçmişte” dediğim 1974’lerin hemen öncesiyle sonrası yıllarda Meclisteki “bütçe görüşmeleri” toplum katlarında,  medyada bugünkünden daha fazla tartışılır, haberleri de “köşecilerin” yorumlarıyla birlikte etkinleştirilirdi.. Yanı sıra yine o dönemlerde hükümetlerin sadece “yıllık” değil, “devletin beş yıllık kalkınma” planları yapılırdı…

KKTC oluştuktan, geliştikten, düne göre daha donanımlı bir devlet olduktan sonra beklerdiniz ki  bu tip plan ve programlar da  olumlu gelişmişliklerin değişimlerinde mesela çağdaşlaşsınlardı.. (Devlet Planlama Dairesinin çalışmalarını bu değerlendirmemim dışında tutmaktayım çünkü başarılıdır.)

Oysa hepsini   popülist tutumlarda  harcarken  zaten uygulanacak ne plan kaldıydı ne de program..   Nitekim artık kimseler seçim arifelerinde siyasi partilerin “seçim bildirgelerini” okumazlar! Belediye Başkan adaylarının “vaatlerine” kulak asmazlar! Bilirler ki asla yerine getirilmeyecek boş ve kof vaatlerdir bunlar!

Dolayısıyle devletin sosyoekonomik yol haritası olması gereken “Bakanlıklar bütçelerinin” Meclis’teki tartışmaları da kimseleri ırgalamaz; bilinir ki cami ne kadar büyük olursa olsun imam bildiğini okuyacaktır sonrasında!

Bu nedenle Meclis’te devam etmekte olan “bütçe görüşmelerini” artık göz ucu ile izlerim. Ve şuna inanırım: Nitelik yönünden hiçbir Bakanlık bir diğerinden daha önemli değildir..  Buna karşın Bakanlıklar arasında ülke sorunlarının koordineli bir şekilde ele alındığına da inanmıyorum.

SAYIŞTAY VE OMBUDSMAN: Geçtiğimiz gün Meclis’te Ombudsman’la Sayıştay’ın bütçeleri görüşüldü. Meclis’te söz alan milletvekilleri Sayıştay’ın “devletin mali denetim organı” olması nedeniyle çok önemli bir kurum olduğunu söylediler.. Bir Milletvekili “elbet önemlidir çünkü devletin harcamalarını bire bir kontrol etmek görevindedir”  dedi.

Bütçesi kabul edilen Sayıştay’dan sonra “Ombudsmanlık bütçesi ” gündeme geldi. Genel görüş Ombudsman’ın başarılı olduğuydu.  Sonuçta bu Kurumun da bütçesi kabul gördü.

İKİ ÖNEMLİ KURUM: Birisi devletin harcamalarını  denetleyen “Sayıştay” diğeri “Yüksek Yönetim Denetçisi” yani Ombudsman!

Her ikisinin de ortak yanı Devleti denetlemeleri, Bakanlıklar düzeyinde devlete zarar veren sorunları izale edip   iyileştirmek için uyarılarda bulunmaları.. Ne var ki her iki kurumun da ne  bütçeleri ne personelleri bunlar için yeterli değil! Bu nedenle denetilmesi gerekirken  yıllarca askıda bırakılan  kurum ve kuruluşlar bir yana, bizzat Bakanlıklar bünyelerinde olagelen abuk sabuk “işleri” bile önlemek mümkün olmamakta!

       Kısaca hâlâ öyle geldi böyle gittiği için denetilip  uyarılamayan bir hükümet ve denetilip uyarılamadığı için yarattığı düzensizlik nedeniyle   sorunlar külliyesi  haline getirilmiş  bir devlet vardır!


       KISACA TAKILDIĞIM:  (HOCADAN BAKANLARA!)

Hoca borçlu. Bir gün ille de “borcunu öde” diyen birisine Hoca, “bak der şu mandıranın  girişindeki dikenli  seti (palluraları) görüyor musun?  İşte koyunlar girip çıkarlarken yünleri o dikenlere takılacak, ben onları toplayıp eğirecek, iplik yapıp satacak, sana da borcumu ödeyeceğim…” Der demez alacaklı adam başlamış sinirden gülmeye… Hoca hemen yapıştırmış: “Köftohor demiş paranın sesini duydukta nasıl da güldün ha!”

Bakanlarımız sıraya girdi: “Siz bizi 2017 yılında görün, bakın ne işler yapacağız” diyorlar!   Vallahi biz de gülüyoruz işittikçe bu vaatleri!