Protesto etmek haktı, eylem yapmak anayasal haktı. Siyasetin toplumu başka türlü duyacağı yoktu…
Ama ya şiddet..?
Trafik kazasında ölen canlara ağlarken, hamile bir polis kadının karnını tekmeleyerek hak aranabilir mi? Ya da bordür taşlarıyla bir polisin yüzünü ezerek…
Dünya üzerinde herhangi bir insan evladı böyle bir davranışa sempati duyabilir mi?
Eylemin, protestonun, tepkinin, hatta anarşinin bile raconu vardır da bu yapılanlar o raconun da dışındadır. İnsanlık dışıdır.
İşte tüm bunlar, eylemlerin haklılığını sıfırla çarptı…
Bu kez protesto edilenlerin eline, gerekçeler verdi.
İş karşılıklı suçlamaya, toplumsal bölünmeye vardı.
Biz ne istiyorduk? Toplum olarak, hep bir ağızdan, kötü yönetilmek istemediğimizi duyurmak değil miydi niyet?
Sesimizi duyurmak istemiyor muyduk?
İşte o ses kısıldı. Kimse duymuyor artık. Çünkü başka sesler çıkıyor. Hiç istenmeyen yerlere gitti olay… Hedef değişti, söylemler değişti…
Geçtiğimiz gün de yazmıştım. Aklı selim sahibi öğretmenler ve veliler çocuklarını oklula döndürsünler, daha üzücü olaylar yaşanmasından korkarım diye…
Artık bir an önce dönmeli çocuklar okullarına.
Eylemi şiddete döndürenler, eylemin sebebi ve talebi ile uzak yakın ilgisi olmayan istismarcılar açığa çıkmalı. Yalnız kalmalı.
Bir kez daha gördük ki, ülkeyi düzgün yönetmeyi, demagojiyi çok iyi bilirler.
Bakın memleket kalkıp otururken ortalıkta olmayan Başbakan Özgürgün, tam da bunu yapmaya kalkmış. “Teknik bir mesele siyasi bir konuya döndürüldü” diyor. Kendisi bir Mülkiye mezunudur. Onun imzasıyla böyle bir açıklama yapılmış olması şaşırtıcı. ‘Siyaset’in kelime anlamı, “devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış” tır. Evet, samimiyetle eylem yapan insanlar da sizin yönetim sanatınızı beğenmediklerini söylüyorlar. Görüşleri bu, anlayışları bu. Demokrasilerde siyaseti sadece siyasiler yapmaz. Sivil toplum da siyasetin bir parçasıdır. Tersi, özgürlük olmaz, demokrasi hiç olmaz. Eminim aslında Özgürgün de bu konularda tonla kitap okumuştur…
Bu çarpıtma, amacından saptırma, gündemi değiştirme çabalarını sonuçsuz kılmak gerek.
Kimse bu oyuna gelmemeli…
UBP KAYNAMIŞ…
UBP’nin içinde önemli bir kesim, vitrinde Serdar Denktaş’ın olmasından rahatsız.
Bir kaç gün önce “bu kadar sinik, ezik bir UBP hiç görmemiştim” diye paylaşmıştım görüşümü. Meğer UBP’nin içinde de aynı kazan kaynamaktaymış.
UBP Başkanı çareyi arka arkaya televizyonlara çıkarak, kendini savunmakta buldu.
Diyor ki; “Biz buna sessiz kaldıysak, bir şeyden çekindiğimiz için değil. Sorumluluk bilinciyle, ortamın gerilmemesi anlamında sessiz kalma oldu ama hükümet de gerekli kararları üretti”…
E, o zaman Serdar Denktaş’tan da soğuk kanlı olmasını isteseydi. Hükümet bir bütünseydi, tutumu da bütünlük içinde olurdu…
UBP’nin DP tarafından yönetildiği görüntüsü sadece son eylemlerde çıkmadı ki. Bu görüntü hükümet kurulduğu günden beri var. Baksanıza Maliye Bakanı, maaşlara artış önerisi vereceğini söylerken, rakam da telaffuz ediyor. Sonra da bunun hükümette tartışılacağını söylüyor. Doğru olan, rakamın bakanlar kurulundan çıktıktan sonra açıklanması değil mi? Bu prime oynamak değil de nedir?
Diğer taraftan aylardır toplanmayan UBP Parti Meclisi de alel acele toplandı, bir beyanat da oradan çıktı. Tuhaf bir şekilde, Parti Meclisi’nin hükümeti desteklediği açıklandı. Hükümet partisinin hükümeti desteklememesi mümkünmüş gibi…
UBP büyük ortak olsun diye, ülkenin en geniş tabanlı hükümetini bozdu, üvey kardeşi DP’yle bir azınlık hükümeti kurdu. Maksat, olası bir seçime büyük ortak olarak gitmek, bir önceki seçimde kaybedilen oyları geri almaktı.
Ancak görünen o ki, Özgürgün bu şekilde devam ederse, elde avuçta olan da gidecek. Hükümetin büyük ortağı dahi olsalar…
YERİN KULAĞI VAR
AB VEYA BAŞPAPAZIN SAATİ:
Başbakan Özgürgün dünyada geçerli olan kış saati uygulamasını böyle yorumlamış ve “niye uyayım ki” diyor. Demek ki teknik zorluk falan değilmiş mesele, düpedüz siyasetmiş… Yakıştırmadım. Ne eğitimine, ne görüntüsüne yakıştırmadım. Bu kafayla bu ülkenin başında olmasını ise Kıbrıs Türküne yakıştırmadım… Bunları duyduktan sonra, artık herhangi bir konuda ne dediğinin önemi yok…
KISIR DÖNGÜ:
Serdar Denktaş, sendikalara AB’nin standartlarında yollar yapılsın istiyorlarsa, maaşlardan kesinti yapılmasını da kabul etmeleri teklifi yapmıştı. Oysa Türkiye’nin yollar için verdiği paranın, proje üretilemediği için kullanılmadığı da ortaya çıktı. Bu konular tartışılırken, devletin üst düzey bir yetkilisinden öğrendik ki, proje yapacak olan İnşaat Planlama’da sadece 2 mühendis varmış. Devlet kaynaklarını, münhal açıp mühendis almak için harcamak yerine, arka kapıdan alınan ve kalifiye olmayan partililere harcarsanız, devlet mekanizması da böyle durur. Proje parası orada, siz de yol yok diye şikayet ediyorsunuz…
O DOĞRULAR BİR DE UYGULANSA:
Ersin Tatar diyor ki; “Daha adil bir vergi sistemi için direkt vergi tahsilatının artması gerekir”… Sayın Tatar, doğruları söyler de, sorumlu makama oturduğunda bu söylediklerini gerçekleştirmez. Kendi Maliye Bakanlığı döneminde, toplanan direkt vergiyi yüzde 48 açıklamıştı. Dahası, dolaylı vergileri en çok savunan ve uygulayan Maliye Bakanı olarak tarihe geçti. Yine de doğruları söylediği için bugünlerde dikkat çekiyor…
GÜNEYDE GÜNDEM OLDUK:
Salı günkü eylem ve grevler Güney basınında da gündemin birinci sırasına oturdu. Politis gazetesi haberi, Türkçe “ Yanınızdayız” başlığıyla verirken, eylemler diğer gazetelerde de geniş yer buldu. Güneyde de gündem olduk ya, birileri çıkıp, “Ruma malzeme verdiler, zaten istedikleri buydu” yollu değerlendirme yapmasın. Çünkü aynı konu Türkiye de de haber oldu. Eleştireceğimize, oturup, “nerede hata yaptık” diye düşünmeliyiz…
HÜKÜMETİN YARDAKÇILARI:
Eylemler sırasında yaşananlar bazı memurları oldukça tedirgin etmiş olacak ki, sosyal medya hesaplarında önüne gelene küfür etmeye başladılar. Kardeşim siz kamunun görevlisisiniz, UBP’nin değil. Sizin göreviniz, iktidarda kim olursa olsun tarafsız bir şekilde hizmet vermektir. Ama onlar da biliyorlar ki, oturdukları o makamlar kalıcı değil. Hükümetin bozulması halinde ne olacaklarını iyi biliyorlar. Onun için kraldan çok kralcı kesilip, tek taraflı bir karalama kampanyası ile ustalarına yaranmaya çalışıyorlar…
SEÇİM DİYETİNİ ÖDÜYOR:
Yerel seçimlerde CTP içindeki kavga nedeniyle, sürpriz bir şekilde seçimleri kazanan Mağusa Belediye Başkanı İsmail Arter’in, aldığı desteğin bedeli olarak istihdam yapacağını daha ilk günlerde yazmıştık. CTP Mağusa İlçe Yönetim Kurulu,yaptığı açıklamada, belediyenin 30 ayda, 200’ün üzerinde aşırı istihdamla batırıldığını, öz kaynakların tüketildiğini, yatırım yapamaz, maaş ödeyemez noktaya gelindiğini iddia etti. Arter şimdi, borcunu ödüyor, gerisi onun için teferruattır…
ZİRVEDEKİLER
Ahmet Okan: “Beethoven’ın cenaze töreninden sonra adet gereği bir bara gidilip bira içildi. Geleneğe göre birinci kadeh ölen adına, ikinci kadeh ise ondan sonra ölecek adına kaldırılıyordu saygı gereği. Şerefe ey hükümet! Hangi marşın çalınmasını istiyorsunuz? Hangi mevsimde?…Birinci kadeh çocuklar içindi. İkinci kadeh hükümetiniz için…”.
DİPTEKİLER
Cafer Gürcafer: Müteahhitler Birliği Başkanı Gürcafer, sorun iş araçlarıymış gibi gösterilerek alınan Bakanlar Kurulu kararının tüm ekonomiyi alt üst ettiğini söyleyerek, “Araştırmadan yoksun bu kararın zaten dövizin dalgalanmasından dolayı olumsuz etkilenmiş olan inşaat sektörüne daha fazla zarar vermeden iptal edilmesini istiyoruz” ifadelerini kullanmış. Kusura bakmayın Sayın Başkan ama, yollarda salon araçlar gibi sürat yapan, dorsesindeki tüm pislikleri saça saça giden kamyonların, verdiği zararı görmemek için kör olmak lazım. Siz para kazanacaksınız diye, insanların ölmelerine göz yummamızı beklemeyin…
































