Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ucu açık müzakereler sürecine doğru

Mont Pelerin bozgununun hemen ardından olayın değerlendirmesini yaparken “olmaya ki müzakerelerin berhava edilmesi   Anastasiadis’le Atina arasında tertiplenen bir tezgâhın sonucudur” diye yazmıştık.

Tabi olup olmadığını yeniden başlayacak müzakerelerde göreceğiz. Göreceğiz de bir “kumpasa” neden olacak Rum-Yunan planı ne olabilir?  Mesela şöyle düşünebilir miyiz?

Rum tarafı almak istediğini alamadığı için mi mızıkçılık yaparak zaman kazanmak istedi?

Yahut müzakerelerin pamuk ipliğine bağlı olduğunu ispat etmek amacında  ısrarla çözüm isteyen Türk tarafına masayı terk ederek “istediklerimi vermezsen  çözümü çok beklersin” yollarında dolaylı bir mesaj mı verdi?

ÇÜNKÜ: Anastasiadis Atina’ya gidene kadar  müzakerelere “başarısız” denecek  her hangi bir haber sızıntısı olmadığı gibi, taraflardan büyük umutsuzluk açıklamaları da olmadıydı..

Dahası damaya çıkmış taş gibi sürekli bir “muzırlık kozu” olarak kullanılan “garantiler konusunun” da  zaten 5’li konferansa havale edilmişliğinde müzakereleri olumsuz etkilememesi gerekirdi…

Tabi bu tahminlerimizde gelişen soruların cevabını ancak 9-11 Ocak’ta tarafların birbirlerine sunacakları haritaları ile 12 Ocak’ta başlayacak 5’li konferansta alacağız..

Pekala 9 Ocak’a kadar taraflar neyi pişirip neyi kotaracaklar?

Aslında Mont Pelerin’e giderken tüm başlıklarda uzlaşma sağlanmadığını hâlâ pürüzlerin olduğunu biliyorduk. Yani Müzakereciler Cenevre’ye “eksik” gittilerdi! O zaman “orada hallederiz mi” diye düşündüler bilemeyiz ama uzlaşamadıkları bir gerçek!

UCU AÇIK: Sn. Akıncı da artık “şu tarihten şu tarihe” diye müzakerelere bir süre vermekten vaz geçti çünkü başından beridir saptanan tarihler kendini aşarak hep bir ileri tarihe aktarıldı! Nitgekim 2016’da en geç yıl sonuna kadar bitecek denilen sorun şimdi 2017’nin Ocak sonlarına kadar uzatıldı…

Daha da uzayabilir! Çünkü artık Kıbrıs “tek başına müzakere edilip, çözüme bu tekil özelliğiyle kavuşturulacak  sorun olmaktan çıktı! Kıbrıs artık tüm Doğu Akdeniz, Ortadoğu hatta AB ve Türkiye çıkarları ile sarmalanmışlıkta “bölgedeki” büyük çoğulun içindeki parçasıdır. Bu yönü ile de çözümün kolay olmaması bir yana gitgide komplike bir siyasi sorun da olmaktadır…

Bu nedenle  Ocak’taki Cenevre müzakerelerinin  nasıl bir seyir izleyeceğini çok merak ediyorum…

 


               

KENDİ KENDİLERİNİ YİYEN HÜKÜMETLER!

Hükümetleri bizatihi yine kendi politikaları  yıkar, muhalefet değil! Sendikalar Birlikler de değil..

Mesela CTP ne zaman kendi ağırlığında bir koalisyon hükümeti oluşturmuşsa, bırakın muhalefet yapmayı artık iktidar olmayı da beceremeyen UBP yahut DP muhalefeti tarafından değil, kendi bünyesindeki rahatsızlıklarından dolayı terketti iktidarı! Hem de  kendi çizgisindeki sol sendikalarla  Birliklerin eylem ve grevleri dayatmalarında!

Şimdilerde de farklı bir olay yaşanmıyor! Yine karşımızda  “ben yaparım olur” diyerek kılıç sürüyen bir UBP-DP koalisyonu ve yine popülizme dayalı icraatlarla iktidarda kalma taktiği vardır!

Hatırlayın! Daha okullar 2016-17 ders yılına başlamadan sendikalar her Allah’ın günü okulların nelere ihtiyacı olduğundan öğretmen açıklarına kadar  medyada çarşaf çarşaf açıklamalar uyarılar yapıyorlardı. Okullar açıldı sorunlar hâlâ devam ediyor ama!

Hatırlayın! Halkın gözünden kaçırılmaya çalışılan Mersedes alımları! Hâlâ sorun devam ediyor ki Başbakan Yardımcısı memlekete yol yapmak için 3 bin TL maaş alanlardan kesinti yapılmasını teklif ederken, “biz de Mersedeslerden vaz  geçelim” şartını dayatıyor halka! Var mı dünyada halkı ile bu “cins” pazarlıklar yapan bir başka hükümet?

Öte yandan Girne’deki çarpık yapılaşmaların üzerine tuz biber eken şu sahillerde ona  buna peşkeş çekilen arazileri de hatırlayın!

Ya Toprak Ürünleri Ofisi’nin başına gelenler…

KISACA: Özgürgün hükümeti bugünlere sütten çıkmış ak kaşık gibi değil,  aksine tonlarca sütün yollara döküldüğü bir netameli yoldan geldi ki henüz o yolun da başında! Öte yandan plan programların uygulanmasına geçilemediği bir yana CTP’den intikal eden Mali ve Ekonomik Reformlar da askıda bekletiliyor!

Öte yandan mesela  sağlıkta henüz doktorların 2. iş yasağı sorunu bile çözülememiş!.

İSTİKRAR YOKSA: Demek istediğimiz KKTC’nin   “istikrarını” sağlamayan hükümetin “iç barışı” sağlamasının mümkün olmayacağıdır! Bu nedenle “iki genç kızımızın trafik kazasında ölmesinin” bahanelerine sarılarak  saatlerin geri çekilmesi  olayı etrafında geliştirilen aslında Türkiye’yi de hedef yaparken provokasyon haline getirilen “hükümeti ve tabi TC’i protesto eylemleri”  sadece bir iki örneğini ayazlattığımız yukarıdaki tatsız olayların yarattığı birikimlerin sonucudur!

Pekala dün  artık o birikimlerin taşması noktasında Lefkoşa’da gerçekleşen büyük katılımlı eylem ve tepkilerle kınamalar karşısında ne yapıyor hükümet?

Mesela “S.Denktaş tüm Sendika ve Birliklerle öteki STÖ’ne bakın ne diyor:  “Gelin hep birlikte elimizi taşın altına koyalım!”

Allah Allah! Kim, neden, niçin iktidarın payandası olsun ki? O zaman “muhalefet partileri, sendikalar, STÖ’nin işlevi ne olacak? Kuvvetler ayrılığı nasıl çalışacak?  Kaldı ki Başbakan yardımcısı da olsa S. Denktaş sonuçta bir partinin  başı ve  hükümetin Maliye Bakanıdır! Tüm halkın oyları ile seçilmiş “lider” değil ki?

Vesselam, her iktidara gelen gideni aratır oldu!

 


                KISACA TAKILDIĞIM: (

                KKTC Merkez Bankasına göre Kredi kartı borçları en yüksek düzeyine ulaşarak 410 milyon 539 bin 620 TL çıkmış!

Sebze meyve fiyatları durmadan yukarı dikiliyormuş! Döviz kurları dur durak bilmeden sürekli yükselirken, TL ayvayı yemiş!

Ve bir haber: Sadece Ekim 2016 yılının 9 ayında  KKTC’ye 560 Mersedes, 201 BMW, 64 Land Rower, 58 jeep, 5 Jaguar falan ithal edilmiş!

İnsanlar arasındaki sınıfsal makas gitgide açılıyor, iyi haber değil!