Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Nostaljik bir referandum hikayesi

Dipkarpaz’ın uzak köylerinden birinde, köy kahvesinde toplanmıştık. Köyün öğretmenin ricası üzerine gelmiştik bu yerleşim yerine. Köylü Annan Planını öğrenmek istiyordu. Kendilerini nasıl etkileyeceğini merak ediyorlardı. Sevgili Ayla Gürel ile birlikte o güne kadar onlarca köy gezmiş ve planı elimizden geldiğince tarafsız bir şekilde anlatmaya çalışmıştık. Her köyün Plandan beklentisi farklıydı. Sınır bölgesinde oturanlar, şu an oturdukları evlere ne olacağını, kendilerinin nerelere taşınacaklarını falan soruyorlardı. Eski Türk köyleri ise emekli ikramiyelerinin ne olacağını veya içimize ne kadar Rum vatandaşı geleceğini öncelikle merak ediyorlardı.

 

Götürdüğümüz “Power Point” projektörle onlara saatlerce yönetim, güç paylaşımı, vatandaşlık falan anlatmaya çalışırken konu dönüp dolaşıp hep mülkiyet sorununa takılıyordu. Örneğin yukarda söz ettiğimiz köydeki insanlar bizi sabırla dinledikten sonra, son bölümde tuttukları malın bir kısmının iade edilebileceğini söylediğimizde çok öfkelenmişler ve bir kaç tanesi ayağa kalkarak ellerinde tutukları, sunuş başlarken dağıttığımız “Annan planının” el kitapçıklarını yüzümüze atmışlardı. O akşamı hiç unutamam. Ayla kadın olmasa orada dayak bile yiyebilirdik.

 

Heyecanlı ama biraz da tuhaf bir dönemdi o günler. Tabii köye bizi kimin çağırdığı da önemliydi. Bazı köyler full-house bizi beklerken, bazen dört beş kişiyi ancak toparlayabiliyorduk kahvehanelere. Bu arada Genç TV’de de program yapmaya ve telefonla bağlananlara sabırla sorularını cevaplamaya çalışıyorduk. Adımız “Annancıya” çıkmıştı. Bazı Köylere vardığımızda “Annancılar geliyor” diye bağıran bazı çocukların sesleri hala daha kulaklarımda çınlamaktadır. O dönemde, sanki “dondurmacı geldi” gibi geliyordu bana bu çağrışmalar!

 

Bu arada referanduma yaklaştıkça kutuplaşmanın daha da bariz bir hale geldiğini yaşayarak izledik toplum içerisinde. Aileler bile “evet” ve “hayır” kamplarına bölünmüştü. Herkes sanki biraz daha sinirliydi. Örneğin bazıları bize artık tahammül bile edemiyordu. Özellikle bazı milliyetçi kesimler tarafından “persona non grata” ilan edilmiştik. Onlara göre biz Dış güçlerin müdahalesini temsil ediyorduk. Sol partiler ise bizi desteklemelerine rağmen bazen aşırı “tarafsız” buluyorlardı. Destek vermelerine ve ürettiğimiz malzemeleri kullanmalarına rağmen referandum günü yaklaştıkça bizden biraz uzak durarak, kendi propagandalarına yoğunlaşmayı yeğleyeceklerdi. Hiç unutmuyorum bir köy dönüşü beni telefonla arayan bir dostum bana “camide değilsin Meteciğim, illa da bütün doğruları söylemek zorunda değilsin” diyerek ikaz da bile bulunmuştu. Fakat biz bildiğimiz gibi hep devam ettik.

 

Yalnız o dönemde fark ettiğim bir şeyi burada yazmadan edemeyeceğim. Özellikle referanduma giden son bir hafta boyunca geceleri uyuyamamaya başlamıştım. Çünkü halka planı anlatmak demek orada yazılanların da sanki sorumluluğunu almak anlamına geliyordu. Diğer taraftan siyasetçilerin televizyonlarda planı istedikleri gibi yorumladıklarını izliyorduk. Bir taraf planı aşırı şeytanlaştırırken, diğer taraf ise cennetin anahtarı olarak sunuyordu.

 

“Okumadan evetçilerden” veya “hayırcılardan” pek o kadar korkum yoktu. Onlar zaten kendi siyasi duruşlarının peşinden kararlarını çoktan vermişlerdi ve onun sorumluluğunu zaten kabul etmişlerdi ama planı anladığını zannedenlerin beklentileri beni çok korkutuyordu. Çünkü etrafa baktığımda planı birçok kişinin yanlış anladığını rahatlıkla da görebiliyorduk. Sokakta yürürken durdurulup soru soranlardan tutun da kafede otururken sırtımı sıvazlayıp planı bizden öğrendiğini ve sırf bizden dolayı plana evet diyeceklerini söyleyenlere kadar farklı farklı sorumluluklar yüklenmeye başlamıştı sırtımıza. Herkesin beklentisi çok yükselmişti. Bizi söylediklerimizi yanlış anlamış olanlar da yok değildi.

 

İşte bu ikilem içerisinde, referandumdan evet çıkmasını tüm gönlümle arzularken, tuhaf bir tedirginlik ise benliğimi işgal etmişti. Rum tarafında hayır çıktığında da galiba bu yüzden hem sevinci hem de hüznü aynı anda yaşayacaktım.

 

Niye anlattım bütün bunları? Bilmiyorum, yoksa yeni bir referandum mu geliyor yakında?