Çıkın sokağa ve sorun, “bugünlerde toplumun gündemi ne?” diye. Alacağınız cevapların yüzde doksanı “Kıbrıs sorunu” olacaktır. Daha üç-beş ay önce toplumun gündeminde böyle bir konu yoktu. Daha doğrusu vardı da, bu kadar yoğun tartışılmıyordu…
Özellikle Mont Pelerin zirvesi ile tavan yapan Kıbrıs konusunu şimdilik durağan gidiyor. Taraflar zirvede kırmızı çizgilerini belli edip beklemeye başladı. İki taraf da birbirini suçlamak yerine, daha ılımlı mesajlar vermeyi tercih ediyor. Özellikle hafta sonu Rum Dışişleri Bakanı Kasulides’in yaptığı “garantileri bir süreliğine kabul edebiliriz” açıklaması hayli ilginçti. Ha, keşke bu açıklamayı zirve sırasında yapabilme cesaretini gösterebilselerdi. Bugün çok farklı konuları konuşuyor olabilirdik…
Mehmet Ali Talat’ın dediği gibi, “Daha herşey bitmedi… Çok çalışmalı ve başarmalıyız. Çünkü bugünün devamı bizi kurtarmaz!”…
Şimdi sıra “analarda”… Herkesin ortak görüşü, “sorunu çözerse analar çözer” yönünde. Aralık ayında Erdoğan ve Çipras’ın tıkanan süreci aşmak için biraraya gelecekleri konuşuluyor. Yaklaşık yarım asırdır süren görüşmelerde ne tabular, ne kırmızı çizgiler kalktı ortadan. Kıbrıslı Türkler için olmazsa olmazı garantiler bile tartışılmaya başladı. Demek istediğim iki anavatan aralarında bir çözüm için anlaşırlarsa hem bize, hem Rum tarafına düşen, bu anlaşmayı onaylamak olacak. “Kıbrıs sorununu Kıbrıslılar çözer” gibi bir argümana hiç inanmadım. Aksine bu sorunu eğer istenirse, bizim dışımızda herkes çözer…
Neyse bizim bunkü konumuz Kıbrıs sorunu değil, başta da dediğim gibi biraz da evin içinde neler oluyor ona bakmaktı.
İçte durumlar, müzakere sürecinden farklı değil. Sorunlar diz boyu, ekonomi zorda. Hükümetin, maaşları ödemekten ve emirname çıkarmaktan öte yaptığı pek birşey yok. Vatandaşın da, bir hükümet var mı, yok mu haberi yok…
Böylesi zamanları kendi leyhine çevirmek ve bu olumsuzluklardan fayda sağlamak da, siyasetin bir parçasıdır aslında…
Zemin öyle bir noktaya geldi ki UBP’nin aklı olsa, 2017 yılında bir baskın erken seçim kararı alır.
Çünkü ortam, ne kadar eleştirilse de, UBP’nin bu seçimleri en az zararala atlatmasına müsait. Nereden bu kanıya vardım söyleyeyim. Kıbrıs sorununda yıl sonuna kadar olumlu bir gelişme yaşanmayacağı neredeyse kesin gibi. Yani bu durum özellikle UBP tabanı için bulunmaz bir fırsat. Ortağı DP’nin durumu ise ortada. İktidar ortağı olmak onlar için sadece bir can simidi oldu ama, olası bir erken seçimde oylarında önemli bir artış sağlayacağını söyleyemeyiz. Mevcudu koruması bile başarı olacaktır…
Olası bir erken seçimde UBP’nin en büyük rakibi olarak görünen CTP’de ise yeni bir başkan ve yönetim var. Tufan hoca iyi bir başkan olabilir ama, henüz partisini bir seçime götürecek durumda değil. O koltuğa ısınması, örgütleriyle ilişkilerini yapılandırması için, en az bir yıla ihtiyacı var. Yani CTP’de yeni yönetimiyle olası bir baskın seçime tam olarak hazır değil. Diğer muhalefet partisi TDP’de ise işler tam bir arap saçı… Yaşanan son istifalarla karpuz gibi ikiye hatta üçe bölündüler. Partiden ayrılanlar yeni bir oluşuma gittiler bile… Böyle bir kitlenin olası bir seçimde şansı ne olur diye sorsanız, herhangi bir parçasının barajı geçmesi büyük bir sürpriz olur derim…
Geriye ne kaldı? Halkın Partisi ve Yeniden Doğuş Partisi… Bu iki partinin olası bir seçimde şansları ne olur? En yeni parti olan YDP her ne kadar biz “bu ülkenin partisiyiz” dese de, toplumda oluşan “Türkiyelilerin partisi” imajını olduğu gibi duruyor. Bu durum da, onlara oy verebilecek olan kesimlerle ilgili sıkıntıları da beraberinde getiriyor. Hele de toplumda kabul görmeyen ve söylemleriyle “ayırımı körükleyen” bazı isimlerin, partinin en üst kademelerinde yer alması en büyük handikapları olacaktır. Zaten onlar da bunun bilincinde olup, söylemlerini belli bir kesimin haklarına yönelik yapmaktalar çoğunlukla. Sandıkta ne çıkacağını kestirmek zor olsa da, YDP’nin olası bir seçimde epey zorlanacağını söyleyebiliriz.
Halkın Partisine gelince. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı oy oranı ile bir anda dikkatleri üzerine toplayan Kudret Özersay, kurduğu parti ile ezber bozan bir hareketi de beraberinde getirdi. Kamuoyu Özersay’ı ve fikirlerini dikkatle takip ediyor. Yeni yüzler ve yeni bir siyaset söylemi ile denenmemiş bir parti olarak toplumda beğeni topluyor. Bu destek sandığa ne kadar yansır bilemem ama, olası bir seçimde Halkın Partisi’nin önemli bir figür olacağı kesin gibi…
Sonuç olarak toplum olarak Kıbrıs konusuna odaklandığımız bir zamanda kimsenin ihitmal vermediği bir baskın seçim iç siyasette taşları yerinden oynatabilir diye düşünüyorum…
YERİN KULAĞI VAR
HA ŞUNU BİLEYDİNİZ:
Rum sözcü Hristodulidis, adada 40 bin Türk askerinin bulunduğunu ve olası bir çözümde bunların bir günde çekilmesinin mümkün olamayacağını, beli bir süreye ihtiyaç olduğunu söyledi. Yavaş yavaş bazı gerçekleri görmeye başladılar sanırım. Önce Kasulides’in garantiler konusundaki açıklamaları ve şimdi de bu. Keşke bunu çok önceden görebilselerdi. 2004’deki referandumda evet deselerdi bugün adadaki Türk askerinin sayısı sadece 650 olacaktı. İnşallah bu söylemler çökerttikleri zirvenin altından suçlanmadan çıkma çabası değildir…
MATEMATİK Mİ BU:
Kıbrıs konusuna matematik gibi bakılması da can sıkıyor. Çipras “Garantilere gerek yok” diye kestirmiş atmış. Anastasiadis, ‘şurayı, burayı, yüzde bu kadar’dan başka laf etmiyor. Yahu kardeşim burada yaşayan insanların güvenlik, garanti, yaşam hakkı, yaşanmışlığı, geleceği, bunların hiç mi önemi yok. Bu matematik kafasıyla yapılacak bir anlaşma metnine, istediğiniz yüzdeleri yazın, insanların mutluluğunu sağlayamazsanız yaşamaz ki…
FIRSAT KOLLUYORLAR:
Bazıları Cumhurbaşkanı Akıncı’ya vurmak için adeta fırsat kolluyorlar. Kimileri Akıncı’nın istifa ettiği haberini manşetine taşıyor, kimleri ise Akıcı’nın Meclise bilgi vereceği günkü rahatsızlığının “yalan” olduğunu yazıyor. Böyleleri varken Akıncı’nın “düşmanını uzakta aramasına” gerek yok. Doğru ve yanlışı araştırmak yerine, “biz yazalım, yanlışsa da insanların kafası bulansın” mantığıyla neye hizmet ediyorlar anlamıyorum. Kimse Akıncı’ya vurmak için fırsatı kaçırmıyor…
TKP KAPANIN ELİNDE KALDI:
Erken kalkan Çakıcı, partiyi kaptı. İkinci gelen grup, reddedildi. Böyle bir rezalet de görülmemişti, siyasi tarihimize bu da geçti. Geride bir de TDP olduğuna göre, halihazırda 3’e bölünmüş durumdalar. Şimdi bu halleriyle vatandaşın kendilerine güvenmesini bekleyecekler. Tabanın bu işe ne dediğini ilk seçimde göreceğiz. Durduk yerde intihar etmekten bir farkı yok…
BATIK AMA YİNE DE ARPALIK:
Yine “Kıb-Tek” ve “İflas” kelimeleri yan yana. Ekonomist Okan Şafaklı geniş bir araştırma yayınladı Yenibakış’ta. Diyor ki, bağımsız kuruluşlarca objektif denetimler yapılmış, durumun kötü olduğu da ortadaymış, ancak yönetimler bunları görmezden gelmişler. Gelmeye de devam ediyorlar ne yazık ki… Baksanıza bunca batağa rağmen hala daha vasıfsız istihdamlar sürüyor. UBP ve DP’nin 11’er kişilik el altından istihdamının ardından, sözde münhal açılarak 6 tane de kitabet memuru alacağı ilan edildi. Bu Kurum, 116 milyon lira eksi sermayeye sahip bir Kurum. Ama arpalık, hem de her daim arpalık…
SEVİNELİ Mİ, ÜZÜLELİM Mİ?
Bir yandan üniversitelerdeki öğrenci sayısının artmasına sevinirken diğer yandan bu öğrencilerin işsizliği arttırmasını görmezden geliyoruz. Ülkeye öğrenci kimliğiyle gelip kaçak işçi olarak çalışanların sayısı oldukça fazla. Bu durum, kendi ülkesinde iş arayanların önünü kesiyor. Öğrenci sıkıntısı sadece kaçak işçilikle de sınrılı kalmıyor ne yazık ki. Üçüncü ülkelerden gelen birçok öğrencinin kara para aklama işinde kullanıldıkları da artık bilinen bir gerçek…
ZİRVEDEKLER
İbrahim Benter: Kıbrıs Vakıflar İdaresi Genel Müdürü Prof. Dr. İbrahim Benter’in bulduğu ilaç; “American National Academy of Sciences” tarafından ülkemizde de yaygın olan “MS hastalığına bir çare” olarak gösterildi. Bu, sadece sporda, müzk ve sanatta değil, imkan verilse Kıbrıslı Türklerin neler yapabileceğinin en güzel örneği oldu. Teşekkürler Sayın Benter…
DİPTEKİLER
Yeşil Düşmanları: Mağusa Polat Paşa İlkokulu öğrencileri tarafından dikilen ve zaman içinde küçük bir orman haline gelen koru yok edildi. Onlarca ağacın kesilmesinin ardından çorak bir hale gelen bölgenin yeni görüntüsü yürek sızlatıyor. İddialar söz konusu bölgedeki ağaçların belediye tarafından kesildiği yönünde. Yakında surların dibinde dev bir site inşaatı başlarsa şaşırmayacağım. Sadece “Yuh” diyeceğim…
































