Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Annemizin Ligine Döndük Ama…

Niye hep iç meseleler “sonuçsuz” kalan müzakarelerden sonra akla gelir?

Kaç süreç bitti. En önemlisi Annan Planı… Ümitlerin tavan yaptığı bir dönem. Anlaşma olacaktı, tüm sorunlar çözülecekti. Anlaşma olmadı. ‘Olsaydı şöyle olurdu’ diyecek tecrübemiz yok. İyi mi olurdu, kötü mü olurdu, bilemiyoruz. Ya da şu anda varolan hangi sorunumuza çözüm gelirdi? Onu da bilemiyoruz.

Ama, çözüm olmadığında neler olduğunu biliyoruz. Defalarca tecrübe ettik zaten…

Her seferinde New York’dan, Brüksel’den, ya da referandum sandıklarından defalarca elimiz boş döndüğümüzde, hep aynı şeyleri söyledik….

Aynen Avrupa liglerinden elenen Türk takımları gibiydik.

‘KKTC’nin sorunlarına bakacağız, evimizi düzenleyeceğiz’ falan dedik…

Ama annemizin ligine döndüğümüz anda, kaldığımız yerden devam ettik.
Her seferinde sıfırdan başlayacakmışız gibi hissettik ve maalesef kendimizi kandırdık…

Malzeme ortadaydı, yapı aynen oradaydı… Tersine bir çaba olmadı hiç…

Önceki gün CTP milletvekili Birikim Özgür bir paylaşım yaptı.

Çözüm olsaydı, mesela, “bankalarımıza uluslararası standartlar ışığında dayanıklılık değerlendirmesi yapılacaktı” diyor. Sonra, yerel yönetim reformundan bahsediyor.

“Çözüm olmadı diye bunlardan vaz mı geçeceğiz” diyor…

Evet, çözüm halinde AB’nin tüm kurallarına uymak zorunda kalacaktık. Yıllar yılı ayak sürüdüğümüz, ya da popülizm adına görmezden geldiğimiz bir çok reformu yapacaktık. Kiminin ayağına, kiminin kuyruğuna basmak gerekecekti. Ama yapacaktık, mecburduk…

Dediğim gibi, annemizin ligine döndüğümüzde, statükonun dayanılmaz cazibesi, bizi iş yapmaktan alıkoyuyor.
Nasıl olmasa kitlelerin öyle sokaklara dökülüp, hesap sordukları yok. Öyle bir örgütlenme yok… İktidarı rahatsız edecek bir toplumsal tepki oluşmuyor… Taş atıp da kolumu mu yorayım… Değişim yaratıp da fincancı katırlarını mı ürküteyim.

Anlaşma karşıtlığının tek nedeni “milliyetçilik” dürtüsü değil. Esas güdü, statükonun faydaları…
Bu noktada Birikim Özgür, daha önce pek çok siyasinin söylediklerini tekrarlayarak, “Sorunlarımızın hallini çözüm sonrasına öteleyemeyiz, ötelememeliyiz” diyor ve devam ediyor; “Aksi ülke yönetimini sağcı partilere altın tepside sunmaktan öte hiçbir sonuca hizmet etmeyecektir…”.

Ben, ikinci tespitte kendisinden ayrılıyorum.

Statükodan nemalanmayı, mevcut durumun devamını dibine kadar kullanmayı seçen sadece sağ değil ki…

Siyasi tarihimizin özellikle son 20 yılında her türlü parti iktidarını gördük. Açık konuşmak gerekirse, statükoyu gerçek anlamda reddedeni göremedik.

Kısaca, tüm partiler sabıkalıdır.

Onun için artık sağ-sol tanımı doğru olmuyor…

Partizanlıkla, popülizmle, şahsi çıkar için siyaset yapanlar ve yapmayanlar ayırımı yapılmalı.

Vatandaşın önündeki doğru seçenek körü körüne sağ-sol ayırımı  olmalı artık.

Temiz, dürüst; halk için, ülke için siyaset yapanlar ve diğerlerini birbirinden ayırmalıyız. Bu belki parti bazında olur, belki şahıs bazında. Meclis’te bu yönde siyaset yapacağına inandıklarımızın sayısını arttırmalıyız…

Ama ondan önce, başta söylediğimi bir kez daha tekrar edeyim. Neden sokaktaki vatandaş anlaşma için sergilediği örgütlenmeyi, iç sorunlar için göstermez. Neden insanlar çok daha somut olan, hayal olmayan, elde edilebilir olan bir iyi yönetim için, adalet için, refah için aynı beklentiler içine girmez, bir şeyler yapmaz?

Hele de birilerinin aklında mevcut durumdan da geriye gitmemize neden olacak “B” planları dolaşırken…

 

YERİN KULAĞI VAR

AKINCI BİLGİ VERECEK:

Cumhurbaşkanı Akıncı Mont Pelerin zirvesiyle ilgili olarak, bugün Meclis yapılacak toplantıda milletvekillerine bilgi verecek. Kapalı oturumda yapılacak toplantıda vekiller Akıncı’ya düşüncelerini ifade edebilecekler. İyi de olacak, çünkü bazı vekiller olmadık iddialarla vatandaşın kafasını bulandırmayı alışkanlık haline getirdiler. Hiç olmazsa orada neler olup bittiğini ve akıllarındaki soruları sorup doğru bilgi alırlar da, vatandaşın aklını karıştırmazlar…

KİMSEYİ SUÇLAMAYIN:

Zirvenin başarısızlığa uğramasının ardından zirvenin çökmesinin tek nedeni bizmişiz gibi, Akıncı’ya yönelik eleştiriler dikkat çekiyor… Aslında, Atina ziyareti sonrası Anastasiadis’in masadan kaçmak için olmadık şeyler isteyeceği belli olmuştu. Yani bu arkadaşlar ne istiyordu? Akıncı gidecek ve Anastasiadis ne isterse, “malista giriye” mi diyecekti. Yapmayın Allah aşkına…

TIKANIKLIĞI ANALAR ÇÖZER:

Mont Pelerin zirvesinin başarısızlığa uğramasının ardından devreye her iki toplumun anavatanlarının gireceği konuşulmaya başlandı. Her ne kadar bu konuda her iki taraftan da resmi bir açıklama yapılmasa da, 4 Aralık’ta Yunanistan ve Türkiye’nin, tıkanıklığı gidermek için biraraya gelmeleri, hem tıkanan süreci, hem de kaybolan umutları yeniden yeşertebilir. Kısacası İsviçrede düğümlenen süreç, Atina veya Ankara’da çözülebilir…

TALEPLER BELLİ OLDU:

İsviçre zirvesi aslında her iki tarafın da kırmızı çizgilerinin ortaya çıkması bakımından olumlu oldu. Şimdi kimin ne istediği, neyi verebileceği net olarak belli oldu. Eğer burada yeniden görüşme masası kurulursa, izlenecek yol da belli oldu. Bu taleplere verecek cevap varsa masaya gidilir. Yok eğer iki taraf da taviz vermeye razı değilse, o zaman oturup da yeniden görüşmenin bir anlamı yok..

FIRSAT BU FIRSAT:

Mont Pelerin zirvesinin başarısızlıkla sonuçlanması özellikle sağcı politikacıların “masadan kalkalım” taleplerini gündeme getrdi. Zaten adada olası bir çözümü istemeyen bu kesim için Mont Pelerin zirvesi bulunmaz bir fırsat yarttı. Kıbrıs Türkünün yeni bir yol haritası çizmesinin vakti geldiğini söyleyenlerin yanında, 3. Cumhurbaşkanı Eroğlu da, “artık rumları müzakere masasında beklemenin anlamı yok” diyerek bu kervana katıldı…

FİKRİ NEYSE ZİKRİ DE O:

Cumhuriyet Meclisi Ekonomi, Maliye, Bütçe ve Plan Komitesi Başkanı UBP milletvekili Ersin Tatar, “Eğer bir yerde devletin bir malı varsa, onun işletmesinin, ihale yöntemiyle veya kamu özel ortaklığıyla devredilmesi gerektiğini” söylemiş. Özeleştirmeye biz de karşı değiliz. Devletin artık üretimden, korumacılıktan reel sekötrden çekilmesi gerek. Ama bugüne kadar yapılan özelleştirme örnekleri ne yazık ki hepimizi korkutuyor.


ZİRVEDEKİLER

Emre Berk: Dünya genelinde 80 civarında ülkede düzenlenen ve milyonlarca kişinin katıldığı Edexcel IGCSE Matematik sınavında birinciliği Türk Maarif Koleji öğrencisi Emre Berk kazandı. Milyonlarca kişi arasında tüm soruları doğru yanıtlayarak 200 tam puan alan Berk, Kıbrıslı Türklerin ve okulunun gururu oldu. Böylesi sıkıntılı günlerde Berk’in bu başarısı biraz olsun yüzleri güldürdü. Teşekkürler Berk…

 

 

DİPTEKİLER

Rum Propaganda Mekanizması: Bizim tarafta, Cumhurbaşkanı Akıncı yalnızları oynarken, Rumlar anında topyekun propaganda faaliyetine başladılar. Maksatları, uluslararası toplumdan Türkiye’ye baskı çıkartmak… Sürecin çöktüğü gün konuşan Rum hükümet sözcüsü, anlaşma niyetleri olduğunu BM’nin de bilmesi gerektiğini söylüyordu. Dün bir kaç başka yetkili, ardı ardına açıklamalar yaparak, “mevcut durumun sorumlusu Türkiye ve Türk tarafıdır” kalıbını tekrarladılar… Hele Yunanistan’dan gelen “Türkiye bunu hep yapıyor” sesleri, resmen sinir bozucu. Öyle olmadığı çok açık ama, kim neyi yargılayacak. Sorun burada…