Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Marazi düşünceler ve “statü kaygısı”

 

Yine insanlar büyük bir hayal kırıklığı yaşamaktadırlar.

“Göç etmekten” söz edenlerden tutun da, “artık bittik” diyenlere kadar herkes “çözüme” ulaşamamanın yarattığı marazi duruma kaptırmış durumdadır. Her gün “terk etmeden kaçan” yüzlerce insan kendini teskin etmek için meyhanelere taşınmıştır.

Evet bir zirve daha çökmüştür!! Hatta birçokları tarafından ”son şans” olarak nitelendirilen önemli bir zirve çökmüştür.

Özellikle son iki haftadır insanlardaki “temkinli iyimserlik” yerini “umutlu” bir bekleyişe bırakmıştı. İsviçre’ye gidilecek ve bu çetrefilli sorun çözülecekti.

Maalesef olmadı!!

Olamamasının onlarca nedeni olabilir. Fakat bu denli hayal kırıklığı yaşanmasının tek nedeni çözüm olamaması mı acaba?

Liderler tarafından pompalanan aşırı iyimserlik? BM temsilcisi tarafından abartılan süreç?

Bütün bunların etkisi büyük. Ama bence bir “nedencik” daha var.

Uzun yıllardır Kıbrıs Türk toplumu “belirsizlik” içinde yaşamaktan bunalmış bir vaziyettedir.

Kuzey’deki yapının çok kırılgan ve sürdürülebilir olmadığının farkındadırlar.

Ama öte yandan çok acı çektikleri 1960’lardan sonra 1974’le birlikte Kıbrıslı Türklerinin büyük bir kısmı sınıf atlamış ve çok geniş bir orta sınıfa sahip bir topluma dönüşmüştür. Tüketimi yaşamlarının merkezine almış, adeta taşıma suyla geçinen bir topluma dönüşmüşler/dönüştürülmüşlerdir.

Bunun da çok iyi farkındadırlar.

Tabii böyle bir yaşamın ilelebet sürdürülebilir olmadığını da bilmektedirler.

Bundan dolayı Kuzeydeki iki ana akım siyaset, ya Federal çözümle, ya da KKTC’yi tanıtarak, 1974 kazanımlarını meşrulaştırmaya çalışırlarken, diğer yandan mevcut statülerini her an kaybetme korkusunu her gün bilinç altılarında taşımaktadırlar .

Böylece devamlı bir statü kaygısı içerisindedirler.

Emekli fonlarının karşılığının olmadığını bilmektedirler.

Evlerinin iki tapusu olduğunun da.

Savaş sonrası, “cevizcinin çuvalından” kazandıkları “haklarının/haksızlıklarının” ansızın ellerinden alınacağı kaygısı ise rüyalarına girmektedir.

Bunun yanında sıkıştıkları bu eşiği “onarmak” adına onları kendine benzetmek isteyen ve aynı zamanda artık içselleştirdikleri bu orta sınıf yaşamlarının sponsoru olan bir ülkenin çok açık bir tesiri altındadırlar.

Onlara her gün nasıl davranmaları veya nasıl olmaları hakkında telkinler yapılmaktadır. Yani yaşam şekilleri değiştirilmek istenmektedir. Bunun için de zaman zaman bazı yaptırımlar uygulamaya sokulmaktadır.

Bütün bu yaptırımlarla zamanla statülerinin de altüst olacağından korkmaktadırlar.

Çünkü statülerinin sağlam bir zemin üzerinde kurgulanmamış olduğunu çok iyi bilmektedirler.

Evet işte bunun için devamlı surette marazidirler.

Çünkü biliyorlar ki her an her şey ellerinden gidebilir.

Bütün bunlardan dolayı iki farklı inanç gelişmiştir statülerini korumak için (tabii daha az bir kesimin yaptığı başka siyasetler de vardır). Bir kısım çözüme karşıdır, bütün bu kazanılmış haklar/haksızlıkların çözüm anlaşmasıyla ellerinden gideceğine inanmaktadırlar. Bu siyasete inananlar ayrıca çözümsüz ortamda sponsor ülkeye boyun eğmeyi anlaşma yapmaya yeğlemektedir.

Öte yandan, diğer bir kesim ise ancak Federal çözümle mevcut statülerini büyük oranda koruyacaklarını ve sponsor ülkenin etkisinden çıkacaklarını sanmaktadırlar (en azından öyle söylemektedirler). Yani 1974 askeri müdahalesiyle ortaya çıkan etnik, homojen iki bölgeliliği koruyarak, siyasal eşitliği sağlayarak, Rum mallarının büyük bir kısmını tutarak ve sponsor devletin garantörlüğünün devamını talep ederek. Hasılı, Rumların bir kesiminin sıkça iddia ettiği gibi bir çeşit “yumuşak taksim” yaparak.

Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türklerin geçmişte yaşadıklarını ve korkularını büyük oranda görmedikleri doğrudur. Fakat bunun yanında, bizim Federasyon istencimizi işte biraz da böyle gördükleri için bir türlü çözüm anlaşmasına yanaşmamaktadırlar. Ne dersiniz?