Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Poli

“Ben”, “Biz” Bir de “Ötekiler”

Uzman Psikolojik Danışman Damla Günsel
[email protected]

Hepimiz bir sosyal gruba ait olmaya, varlığımızı kabul ettirmeye ve ait olduğumuz toplumda kendimize bir yer edinmeye çalışırız. Sonuçta sosyal varlıklarız ve var olmak için buna ihtiyaç duyuyoruz. Ait olduğumuz sosyal grupların değerlerine uygun bir “ben” oluşturmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken de diğer grupların değerleriyle kıyaslıyoruz kendi değerlerimizi, bize fark etmeden öğretilen yargıları. Her birey ait olduğu grubun değerlerini daha fazla benimser ve diğerlerinin değerlerinden daha önemli olduklarını varsayar. Kendimize sahip olduğumuz değerlerden güvenli bir alan yaratır ve bize benzemeyenleri bu alanın dışında tutmaya çalışarak onları ötekileştiririz. Böylece kendimizi, sosyal olarak kimliğimizi var etmemizi sağlayan gruba daha ait hissederiz.

Sosyal kimlik yaklaşımına göre sosyal kimlik oluşurken birey ait olduğu gruptan öğrendiği normları-değerleri diğer gruplarla kıyaslama yoluna gider. Bu sayede ötekileri, dolayısıyla dünyayı ve esasında kendini anlamaya, tanımaya çalışır. Başkaları için kullandığımız tanımlamalar yani etiketler aracılığıyla – dul (boşanmış), kariyer sahibi, zengin, bazen sadece “kadın” ya da “erkek”, süper anne, çirkin,  karizmatik, zeki, umursamaz, paragöz, etnik ve dini özellikler vs.- insanları kategorize etme yoluna gider böylece kişiler hakkında öğrendiğimiz varsayımlarla ilişkilerimizi şekillendiririz.

labeling-thumbnail

“Peki bunun ne sakıncası olabilir ki?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bu sorunun yanıtı basit. Başkaları için yaptığımız bu işlemi kendimiz için de yapıyoruz. Etiketleri kullanarak kendimizi de tanımlamaya, tanımaya çalışırız. Olumlu ya da olumsuz bu etiketler –sözel olarak dile getirmesek de- aslında kendilik algımızı, düşünce yapımızı ve davranışlarımızı etkileyen stereotipler halini alıveriyor bir süre sonra. Bu etiketlerle kendimizi uzaklaştırabiliyoruz kendimizden. Bir diğer yandan da bizim başkalarına yakıştırdığımız bu özellikler – etiketler aslına bakarsanız toplumun bize de yapıştırdığı etiketler. Biz, olduğumuzu sandığımız  kişi yani, toplumun bize yakıştırdığı etiketlerden ibaret hale geliyoruz sonuçta. Yani aslında başkalarını ötekileştridiğimizi düşünürsek biz de aslında sıradanlaştırdığımız ya da yücelttiğimiz “öteki”lerden farklı olmuyoruz. Bazen bunu o kadar abartıyoruz ki kendimizi küçümser hale geliyoruz etiketlere kanıp.  Hayatı kendi kendinize kalıplara bürüyor, sonra da boşuna stres yaratıyorsunuz. Sizin sosyal grubunuza, öğrendiğiniz stereotiplere uymayanları tehlike olarak algılayabiliyorsunuz mesela. Kalıplarınıza aykırı gelen her yeni insan ya da durum sizin kaygınızı artıracak çünkü “öteki” durumu ya da şahsı, kimliğinizi, huzurunuzu olumsuz yönde etkileyecek bir tehdit olarak yorumlayacaksınız. Mesela sürekli “her işe karışan”, “çok bilmiş”  ve “lafazan” iş arkadaşınızı gördüğünüzde gerileceksiniz her seferinde. Çünkü “başkaları sizden daha iyisini bilemez” mesela. İşte günlük hayatınızda kullandığınız, çok sıradan görünen ama tamamen olumsuz etiketlerle dolu bir stres kaynağı kalıp düşünce yapıları.

Peki bu kalıplardan kurtulmak mümkün mü?

Elbette ki mümkün. Kendinize yarattığınız bu stresi azaltmak için yapmanız gereken tek şey başkaları ve kendiniz hakkındaki yargılarınızı, yani düşüncelerinizi, düşünme şeklinizi biraz daha esnek hale getirmek. Bu esnek düşünce yapısı önemli bir değişim olacak hayatınızda. Her şeyden önce bu değişimi başkaları için değil kendiniz için yapmalısınız, çünkü bu davranış şekli aslında sizin kendinize ne kadar katı yaklaştığınızın bir göstergesi. Farklı hayatlardan, kişilerden, ya de değişimden ne kadar ürktüğünüzün kanıtı dahi olabilir. Ama yok “ Benden iyi mi bileceksin Damla!” diyorsanız ben sizin kalıplarınıza karışmayayım.

“Olumlu ya da olumsuzu, başkalarına yakıştırdığınız etiketlerin zihninize bir stres kaynağı olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Bu aslında sizin düşünce yapınızın bir yansıması. Başkalarına uyguladığınız bu yakıştırmaları aslında kendinize de uyguluyor olabilirsiniz.”

label

Etiketlerin üzerimizde olumsuz etkileri olduğu kadar olumlu etkileri de olabilir tabii ki. “Çalışkan, zeki, tuttuğunu koparan vs.” gibi etiketler sizi motive edebilir ancak etiketlerimiz önyargılarımızı oluşturuyor belirtmeliyim. Tuttuğunuzu koparamadığınız ya da koparamayacağınızı düşündüğünüz bir durumla karşılaştığınızda bu varsayım kaygı yaşamanıza neden olabiliyor.  Genelde en büyük sorunumuz bu önyargılarımızın bizi hatalı varsayımlara yönlendirerek yeni fırsatlardan, deneyimlerden uzaklaştırıyor olması. Eğer siz başarısız olmanın ötekileştirildiği bir sosyal yapıdan geliyorsanız işte bu olumlu gibi görünen etiket de bir stres kaynağı haline dönüşebiliyor. Durumlar ve insanlar hakkında önyargılarınızı farkettiğiniz zaman bir an durup düşünün; bu yargıların içinde barındırdığı etiketler neler ki kalıpların nereden geliyor olduğu –sosyal öğretiler mi yoksa sizin yargılarımız mı- hiç önemli değil. Eğer bu kalıpları benimsemişseniz, onların üzerinizde etkisi olması kaçınılmaz bir sonuç.

Öncelikle bu değişime, düşünce yapınızı özgürleştirmeye, kendinizden başlamalısınız. Kendinize yakıştırdığınız etiketlerinizi fark etmeye çalışın. Bir kağıt kalem alın elinize ve “ben kimim?” diye sorun kendinize. Kendinize ve başkalarınının size yapıştırdığı olumlu ve olumsuz tüm etiketlerinizi yazın. Değişim için önce odaklanmanız ve hayatınızda işinize yaramayan kalıplarınızı fark etmeniz önemli. Önce kendinize olan bakışınızı yumuşatabilirseniz aynı esnekliği başkaları ve yeni durumlar için de sağlayabilirsiniz.

Son olarak şunu belirtmeliyim ki önyargılarımız kimi zaman doğru çıkabiliyor elbette; hatta kimi zaman bizi koruyucu bir etkiye de sahip olabiliyorlar. Ancak bu katı düşünce yapısının hayatımızı ve sevdiklerimizi hırpalayıcı bir hal alabileceği, günlük yaşantımızda stres yaratıcı ve duygusal olarak taşıması ağır bir yük olabileceği gerçeğini değiştirmiyor. Başkalarına karşı bu kadar katı olabiliyorsanız inanın ki bunu kendinize de yapıyorsunuzdur. Kendinize empatik olabilirseniz bunu mutlaka başkalarına da yansıtabileceksiniz. Kelimelerin etkisini göz ardı etmeyin ve sadece zihninizden geçirseniz bile onları bilgece kullanmaya özen gösterin. Rahat bir zihin rahat bir hayat demek, denemeye değer.