Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Şehere bakarken

Sabah kış,  öğleyin yaz, akşama bahar.

Böyle zamanlar.

Sana tepeden bakardık Lefkoşa.

Loş ışıklardan Ayasofya seçilir,

Uçak alanı yolu ışıklı bir zincir gibi uzanır giderdi.

O tepeler de zapt edildi neresine baksanız…

1800’lü yıllarda adaya gelen bir kadın gezgin o tepeleri ve Beşparmakları aşıp karşısında Girne’yi görünce şaşırıp kalmıştı.

O dönemlerde gezginler gerekli ekipmanlarını hazır tutar,

Yorgun yolculuklarda dinlenme molası verilir,

Çadırlar kurulur,

Mevsim müsaitse bir gece çadırlarda geçirilir,

Ve sabahın ilk ışıkları ile tekrar yola çıkılırdı.

Yabancı gezgin de öyle yapıyordu.

Neticede, karşısında Girne’yi görünce,

Yeşil ovalar bir deniz misali yukarıdan aşağıya maviye karışmakta,

Bahçelerden yükselen ağaçların arasında tek tük evler görünmekte,

Girne Kalesi yeşil ve mavinin kesiştiği yerde yükselmekteydi.

Ne o kalenin görüntüsü kaldı, ne o yeşil ovalar bahçeler neresinden baksanız tepelerin…

Ve bu şeherden Haşmet Muzaffer Gürkan da geçer.

Gürkan bir kitabında,

Sözünü ettiğimiz gezgin kadın Bayan Scott-Stevenson’un Girne’ye dair gözlemlerinden bahseder.

Kocasının Kıbrıs’taki görevi nedeni ile burada beş yıl yaşayan Bayan Stevenson, Girne’ye aşık olur.

Gürkan’ın dediğine göre, İngilizlerin Girne’de yaşamayı seçmelerinde bayan Stevenson’ın katkıları büyüktür…

Mont Pelerin’den güzel haberler beklenir ki bir umuttur, bezmişliğe başkaldırıdır o.

Lakin her defasında kuş kanadından vurulmuştur.

Tek kanatla uçamaz kuşlar.

Deniyor ki bu kez olursa Kıbrıs Türkiye’nin “ön bahçesi” olacak, olmazsa “arka bahçesi”.

Bak arkadaş,

Ne ön bahçe ne arka,

“Yatak odası” gibi kullanıyorlar bu kadim coğrafyayı bilesin.

Fakat yürek ne derse o olsun…

Akıl tutulmaları, travmalarla geçmiştir son yarım yüzyıl.

1960 Yassıada duruşmalarında Menderes 6-7 Eylül olayları ile de suçlanıyordu.

Bu duruşmalarda Nacak gazetesinin Ankara Muhabiri Aydın Konuralp mahkemeye şu ifadeyi vermişti:

“Kıbrıs’ta Rumların bir katliama teşebbüs edecekleri haberini Ankara’da biz uydurduk. Maksadımız hükümeti tahrik etmekti…”

Tepelerden de seçilmiyorsun artık gönlümün yarası.

Bütün bu yaşananlar içerisinde payına düşen yok olmak…

İşte,

Öyle zamanlarda,

Ortaköy fırınından fıstık, peksemet, zeytinli, çörek alınır,

Eski Girne yolunda sağlı sollu servi ağaçlarının arasından geçilir,

Morris, Austin ya da Vauxhall marka arabalar bir yere park eder,

O tepelerden Lefkoşa akşamının masalımsı görüntüsü seyredilir,

Araba radyoları açık tutularak Elvis Presley’den şarkılar dinlenirdi.

Yüz yılı aşkın önce adaya gelmiş kadın gezginci bir şehre bakıp nasıl şaşıp kalmışsa,

Altmışlı, yetmişli yıllarda birçok insan da şaşar kalırdı o masalımsı güzelliğe,

Ki dağlarda kartallar ve akbabalar henüz tükenmemiş, yüksekten uçmaktaydılar…