Sanki gözleri gören biri, kör olandan daha mı çok görüyor her şeyi?
…
Bu konuyu yazarsak siyasi ağırlıklı olabilir, daha çok o yöne kayabilir.
Üstelik örnekleri o kadar çok ki.
Bu nedenle geçiyoruz…
…
Durup dururken yazı yazmak yazarların işidir.
Zaten yazarlar yazdıklarını durup dururken yazarlar.
Bir şey düşer akıllarına ansızın, o vakit irkilir, kalem seğirir, budur ol hikaye.
Besteciler de çoğu zaman öyle.
Beethoven birçok bestesini durup dururken yazdı.
Bir şair şiirini ansızın, birdenbire, yani durup dururken yazar.
Öyledir.
Hesabı kitabı yok bu işin.
An olur gelir,
An olur gider…
…
Bu konu evir çevir bitmez.
Bu nedenle bunu da yazmıyoruz…
…
Evinizin önünü sakın temizlemeyiniz.
Bırakın pis kalsın çöp çöp üstünde, toz toz üstünde.
Pet şişeleri mutlaka yol kenarlarına atınız.
Mendil kağıtlarınızı da.
Kaldırımlardan yürürken yere tükürmekten çekinmeyiniz, öyleydi, öyle devam etsin.
Araba kullanırken dikiz aynasına değil telefonlarınıza bakın, yol sizin.
Uyarsa hem sürün hem mesaj atın.
Daha fazla trafik kazası yapınız ne olacak ki geride kalanlara, hayat sürüyor nasıl olsa.
Makyajınız tamam olsun, allığınız ve rujunuz da.
Sakal tıraşınız sinek kaydı olsun, belinize kadar uzanan kravatınız düzgün, varsın çevreniz lağıma boğulsun, her taraf leş, neyimize gerek çiçek gibi bir kent…
…
Bunları mı yazsak?
Değer mi durup dururken…
…
Peki neyi yazmalı?
Nereye baksan zulüm işkence.
Bunları mı ele alsak?
Bir bela ki sual olunmaz.
Zindanlar, karanlıklar hiç bitmeyecek mazlumların üzerinde.
Her defasında aynı şey,
Her defasın ölüm patrol gezmekte.
Üstelik burnumuzun dibinde,
Üstelik burayı da değiştirmek istemekte yobaz…
…
Peki neyi yazacaksın bugün Ahmet Okan?
Mustafa’nın birdenbire aramızdan ayrılışını mı?
Sahi ölüm nedir o zaman?
Kim anlamıştır?
Kim tarif edebilmiştir?
Bunu yazabilir misin?
Kaç kürek toprak attığını Mustafa’nın üstüne,
Ya da atamayıp çekip kaçtığını,
Ne bileyim, her defasında sevdiklerini uğurlarken bu ciğeri beş para etmez dünyanın yedi karnına girip çıktığını…
…
Toprak atılmadan üstüne,
Anacığı çekerdi yorganı üstüne,
Üşümesin diye güzel oğlu.
Ve an geldi…
…
Bugün yazım yok Mustafa.
Güle güle uyu güzel kardeşim.
Tütünüm zehir zıkkım yazısız kaldım…
…
Nazım Hikmet’ten şu dizilerle bitirelim:
Nasıl öfkelenmem düşündükçe memleketimi?
Çırpınıyor ayakları altında bir avuç hergelenin.
































