Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Brüksel İzlenimleri – 4

Harnıp Ağaçlarının Altında Kaybedilen Hayatlar

Serginin açılacacağı salonun girişinde, genç bir kadın, gelenlere birer beyaz gül veriyordu. Bunun ne olduğunu sordum. Güller, Avrupa Parlamaentosu (AP) başkanı Martin Sultz’un kayıp yakınlarına hediyesiymiş. Ben gül almadan geçtim. Daha sonra bizim grup içinde yer alan Rum kadınlardan biri, getirip bana da bir gül verdi.

Kimsesinin rağbet etmeyeceğini tahmin ettiğim en uçtaki bir yere gidip durdum. Ekâbir şahsiyetleri beklemeye koyulduk. Epey de bekledik. Bu arada izleyicilerin sayısı artarken kordele ile kesilmiş bölgeye de Rum ileri gelenleri birer, ikişer girmeye başladılar. Bunlar arasında tanıdıklarım da vardı. İnsani Yardım ve Kriz Yönetiminden Sorumlu AB Komiseri Hristos Stilyanidis, genç kızlar gibi sırtında çanta taşıyan AP milletvekili Eleni Theoharus, AKEL milletvekilleri Haciyiorğiu ve Silikiotis bunlar arasında sayılabilirdi.

İzleyicilerin sayısı arttıkça benim etrafım da sarılmaya başladı. Hemen önümde sinirli iki kişinin Türkçe atıştıklarını duydum. Biri “Ben istesem şimdi burayı alt-üst ederim ama efendiliğime yakışmaz” gibi bir şeyler söylüyordu. Meğer bunlar bizim milletvekilleri imiş. “Hayırdır” dedim, “ne oldu?” Milletvekili anlatmaya başladı:

  • İçeriye girmeye çalıştık ama bizi bırakmadılar.
  • Sadece AP milletvekillerini alıyor olmasınlar.
  • Hayır, birkaç tane de Rum milletvekili girdi.
  • Sizi niye almadılar o halde?
  • Protokol müdiresi Yunanlıdır. Herhalde onun için almadı.

Bu, protokol müdürleri veya müdireleriyle izah edilecek bir durum değil. Nedenini daha derinlerde aramak gerekir herhalde. Nitekim biraz sonra AP başkanı Martin Schulz açılış konuşmasını yaparken kayıplar konusunda yaptığı hizmetler nedeniyle Sevgül Uludağ’ın övgüyü hak ettiği yönünde bir vurgu yaptı. Hemen akabinde kordelelerin Sevgül’e açıldığını gördük. Kendi mi gitti, yoksa içeriye davet mi edildi bilmiyorum ancak milletvekillerinin giremediği bölgeye Sevgül, yüzünde kocaman bir tebessümle giriverdi.

AB, Kıbrıs Türklerine karşı ikircikli ve biraz da ikiyüzlü bir politika izlemektedir. Her şeyden önce devleti tanımıyor. Tanımama yönünde çok da titiz davranıyor. Aksi halde Rumlar kıyameti koparırlar. Yıllar önce bakanlıklardan biri tarafından AB’yle birlikte yürütülecek olan bir atölye çalışmasını yönetmem için davet edilmiştim. Uzun bir masanın başında oturuyordum. Yanımda da AB’yi temsil eden bir İrlandalı. Dikkat ettim her TRNC (KKTC) geçtiğinde adam TCC (Turkish Cypriot Community – Kıbrıs Türk Toplumu) yazıyordu. Tuttuğu notlarda bile TRNC’nin geçmemesine özen gösteriyordu.

Seni birey olarak saygıyla karşılar ama sıfatlarını kabul etmez, onları kapının eşiğinde çıkarır atar. Sırf milletvekili olduğun gerekçesiyle seni VIP bölümüne almaz çünkü milletvekili sıfatını tanımıyor. Acı ama gerçek. Öte yandan Sevgül Uludağ ve Kayıp Şahıslar Komitesi (KŞK) üyesi Gülden Plümer Küçük o yasak bölgeye girebiliyorlar. Gülden hanım, önemli kişiler için ayrılmış yere sadece girmekle yetinmedi, AP Başkanı ve AB Komisyon Başkanı’nın biraz önce kullandığı kürsüye çıkarak orada bir de konuşma yaptı. O girebilir, konuşma da yapabilir çünkü onun KKTC ile ilgili bir sıfatı yoktur. (Unutmayın, oradaki binaların içine girince Mustafa Akıncı’nın sıfatı, hemen “Toplum Lideri” oluveriyor.)

Kayıp Şahıslar Komitesi’nin yaptığı işleri anlatan fotoğraf sergisine “Harnıp Ağaçlarının Altında” adı verildi. Sergide bir de kitap dağıtıldı. İngilizce, Türkçe ve Rumca yayımlanan kitabın sponsoru elbette AB idi.  Kitap, Rory MacLean tarafından kaleme alınmış; fotoğraflar da Nick Danziger tarafından çekilmiştir. “Harnıp Ağaçlarının Altında – Kıbrıs’ın Kayıp hayatları” adlı kitap, İngilizce’den Türkçe’ye  “Cquals Dil Okulu” tarafından çevrilmiştir. (Kitaba bir göz gezdirdim ama henüz okumadım. Kitabı okurken bu okulun diline özellikle dikkat edeceğim. Bir kere “harnıp” kelimesini tercih etmiş olmaları hoşuma gitti. İnşallah metnin tümü de başlıkta olduğu gibi başarılıdır. Kitap konusuna ileride tekrar döneceğim.)

Gördüğüm kadarıyla sergi, kitaptaki fotoğraflardan seçilip büyütülmüştü. Gerek kitaptaki gerekse sergideki fotoğraflar çok başarılı. O kadar başarılı ki kitaptaki fotoğraflar metnin önüne geçmiş gibi duruyor. AB, fotoğrafçı olarak Danziger’i boşuna seçip Kıbrıs’a göndermemiş. Eminim, kendisine binlerce Avro ödenmiştir.

Büyük başlardan sonra KŞK’yi temsilen biri Türk, biri Rum, iki de Kıbrıslı; birer konuşma yaptılar. Her ikisi de konuşmalarını yazılı metinden okudular. Bende öyle bir izlenim uyandı ki metinler önceden karşılıklı olarak kontrol edilmişti. Ya da bir birlerini öylesine iyi tanıdılar ki karşı tarafı rencide etmemek için neler söylenmesi gerektiğini ezberlemişler. Son derece nötral bir dille kaleme alınan konuşmalar karşı tarafı doğrudan veya ima yollu incitme ihtimalinden uzaktı. Ayrıca sanki birbirlerini tamamlayan metinlerdi.

İki konuşmacının tek farkı hitap bölümünde idi. Eğer yazı-tura atmamışlarsa kadın olduğu için Gülden hanıma öncelik hakkı tanınmış diye tahmin ediyorum. O da AP Başkanı ve Komisyon Başkanın adlarını anarak izleyicilere hitap ederek konuşmasına başladı.

Halbuki KŞK’nin Rum üyesi, iki başkandan sonra Komiser Stilyanidis’e ve milletvekillerine  hitap etmek gereğini duydu. Haksız da değildi.

Herkes farketti mi bilmiyorum ama bu tavrıyla Gülden hanım, “Kusura bakmayın ben sizden biraz farklıyım” mesajını vermiştir. Mesajı biraz esnetirsek içeriğinden “Siz beni tanımazsanız, ben sizi hiç tanımam” anlamı da çıkarılabilir. Vakur tavrıyla Gülden hanım, tek bir kelime etmeden, anlayanlara anlamlı bir mesaj göndermiş oldu.