Dünyanın her tarafında “milyonlarcasıyla” Türk” vardır. Yahut şöyle diyelim: “Türk ırkından topluluklar vardır..” Bazıları Azerbaycan gibi özgür ve egemendir. Bazıları Batı Trakya ve Bulgaristan’da olduğu gibi yurttaşı oldukları ülkelerin azınlıklarıdır! Hepsi de nev’i şahsına münhasır olsa bile Kıbrıs Türkleri gibi Türkiye ile ilişkileri ileri düzeyde olanı yoktur. Ne yaşadıkları topraklarda güvencelerini sağlayan Türk askeri vardır ne de sosyoekonomik yönden bu kadar sıkı fıkılık..
Eğer TC-KKTC ilişki ve yakınlığına “şans” diyorsanız Kıbrıs Türk halkı bu yönden çok şanslıdır… (Var mı “şanssızlıktır” diyecek bilmiyorum!)
ÇÖZÜM OLURSA: Güney’deki Rum Yönetim ve liderliği tarafından nüfusu 225 bin tespitinde dünyanın en az nüfusuna sahip bir Türk cemaatı, Güney’deki “Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır” diyen 800 bin kişilik bir Rum toplumu ile federasyon oluşturacak.
Ancak Rum liderliği ile kilisesinin dolayısıyle Rum Ulusal Konsey’inin bu Federasyonun olması için bazı şartları vardır ve bunlara “kırmızı çizgilerim” demektedir! Bir tanesi TC’nin garantörlüğüdür, “olamaz” demektedir!
Dolayısıyle “garantiler” konusunda saçma sapan bazı formüller geliştirilmişse de Rum tarafı çözüm olsun diye bu “saçmalıkları” bile kabul etmeyecek kadar “Türkiyesizleştirilmiş Kıbrıs” amacında çok ciddidir!
Yani çözüm olursa Türkiyesiz olacaktır! Olmasa bile “sulandırılacaktır!” Ve Kıbrıs Türk halkı tarihinde bir kez daha her yönden Rum halkı ile baş başa kalacaktır!
Soralım: Türkiyesizleştirilmiş Kıbrıs’ta Rum’la baş başa ve yalnız kalacağımız bir çözüme hazır mıyız?
BÜYÜK KORKUM: Allah Türkiye’ye “talih” mi yoksa “felaket” mi olduğunun henüz tarihi tescili yapılmamış Erdoğan’ı bahşetti.. AB’ye sırt çevirmiyor ama müktesebatını uygulayıp uymadan Türkiye’yi bugünkü konumu ve sosyoekonomik yapısı ile üyeliğe kabul etmesini istiyor! Vize olayında görüldüğü gibi AB ayak sürüdükçe de başta Cumhurbaşkanı olmak üzere Başbakan ve bazı Bakanlar AB’yi suçlayıcı açıklamalar yapıyorlar! Öte yandan bilinendir: Erdoğan yedi düvele laf sokuşturmaktan fırsat bulup henüz komşuları ile TC’nin çıkarını gözeten ilişkilerle anlaşmalar yapamadı!
LAFIN KISASI: Bir çözüm olursa AB zaten hristiyan kulübünün bir öğesi olan Rumdan yana politikası ile Güney’in yanında yer alır ama Kıbrıs Türk halkının yanında Ankara’ya inat yer almaz!..
Şöyle diyelim: “Kıbrıs Türk’ünü TC’den kopartacak bir çözüm olursa “adada Rum’un himmet ve inayeti oranında ve yapayalnız kalacağımızı bilmeliyiz…”
92 BİN ÜNİVERSİTELİ ÖĞRENCİYE LAYIK OLUYOR MUYUZ?
Hem seviniyorum hem üzülüyorum. Seviniyorum çünkü Üniversitelerimizde öğrenci sayısı 93 bini geçti. Eğitim Bakanı Berova’nın açıklamasına göre bu ders yılında üniversitelerimizde 93 bin 292 öğrenci eğitim görecek. Bu öğrencilerin sadece 13 bin 619 kişisi KKTC’li. 52 bin 135’i TC’li. 27 bin 538’i üçüncü ülkelerden.
Demek ki devletler “küçük” de olsalar “büyük” başarıların sahibi olabilirler. Üniversitelerimizi kıyasıya eleştirsek de “kalite, sayısallıktan” daha büyük ve önemlidir desek de gerçek şu ki “tanınmamış, siyasi statüsü rizikolu, ekonomisi ambargolu olan bu devlet sadece üniversiteleri sayesinde neredeyse nüfusunun yarısı kadar “öğrenciyi” bünyesinde misafir turistler gibi ağırlamaktadır. Nitekim çekin bu öğrencileri KKTC’nin üniversitelerinden; zaten cılız olan ekonomimiz güm diye dibe vurur!
ANCAK! Bir kez daha ve yeniden soralım: “KKTC olarak ne veriyorsunuz bu 93 bin üniversite öğrencisine?
Üniversitelerde “yüksek öğrenime” layık kaliteli eğitim mi? Öyleyse neden cebinde azıcık parası olan insanlar çocuklarını başta İngiltere olmak üzere sürekli dış ülkelerdeki üniversitelere gönderiyorlar?
Daracık çapımıza bol gelen öğrenci sayısına uygun var mıdır üniversitelerimizde adı sanı dünya “bilim ve ilim” sıralamalarında yer almış tanınmış profesörlerimiz?
Tescilli 14 üniversitemize karşın neden KKTC burnuna kadar siyasi ve sosyoekonomik sorunların içine battı? Üniversitelerimizin toplumsal devinimin, kalkınmanın, oluşturulacak sistemlerin içinde hiç mi yeri yoktur?
ÖTE YANDAN: Gene soralım. Neden bugüne kadar Lefkoşa’da, Girne’de, Lefke’de, Mağusa’da üniversitelerimize ve öğrencilerine uygun alt yapılar oluşturulmadı, geliştirilmedi!
Neden bazı yerlerdeki kampuslerin çevreleri bırakın dıştan gelenleri, alıştığımız halde utançtan bizim de yüzümüzü kızartan pislik, viranelik derbederlik içindedir?
93 bin öğrenci sayısı ile sevinirken neden bu öğrencilere yürüyebilecekleri kaldırımlar, trafik sıkışıklığına uğrayamayacakları sağlıklı yollar, temiz tertipli mekânlar sunamıyoruz?
Neden üniversite öğrencilerini sürekli söğüşlenecek müşteriler olarak görme alışkanlığından kurtulamıyoruz!
KISACA. Neden devlet, belediyeler üniversitelere yoğun öğrenci akışına hizmet ve ilgileriyle layık olamıyorlar!
Şöyle mi diyelim? Yurttaşına bile layık olamayanlar hele dıştan gelen üniversite öğrencilerine nasıl olacaklar?
KISACA TAKILDIĞIM: BAKALIM BAŞARACAK MISINIZ?
Kim derdi ki bir gün Kuzey Kıbrıs “pisliğe” teslim olacak? Oldu ki şimdi “Temiz Düşün” başlığı yahut sloganı ile “çevre temizliği seferberliği başlatılıyor!”
Başarılı olmasını dilerim de inanmam! Çünkü kafa şudur: Evi kirlenmesin diye çöpü sokağa döken, arabası gıcır ve temiz kalsın diye kâğıt poşetlerini camdan dışarı atan, piknik alanlarında yediklerinin artıklarını arkasında bırakırken “temizlesinler” diyen “kafadır” bu! Evinin arabasının temiz kalması uğruna çevreyi kirleten kafa! Sonradan görme, lümpen, snop kafa! Bu kafaları terbiye etmek Sirkler için aslan terbiye etmekten daha zordur!
































