Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Amigolukla çözüm istenmez!

 

       Her devrin “özel” insanları türlü çeşitli mesleki “örgütlerden”  oluşan  “özel kuruluşları” vardır!  Kimileri “seçim kampanyaları” döneminde çıkarlar ortaya, bazıları da işte böylesi “müzakereler” dönemlerinde tutarlar köşe başlarını!

Görevleri hep aynidir: “Çıkarlarına  uygun fırsatları kullanıp, yararlanmak!” Mesela geçirmekte olduğumuz müzakereler süreci onların günüdür! Bu nedenle hep önde koştururlar! Destekleri sorgusuz sualsizdir!  Köstekleri ise hiddetli ve şiddetli!

YİNE ONLAR:  “Çözüme yahut “çözümsüzlüğe” an kala “propaganda mekanizmalarının çarkları yine dönmeye başladı! Yavaş yavaş köşe başları “Ağa babaları” tarafından görevlendirilen “çözüm isteriz” sloganları ile donanmış  “amigolar” tarafından  tutuluyor! Gün bu nedenle onların günüdür!

Ne var ki: Müzakereler başlayalı beridir çözüm istediğimizi biz de söylüyoruz. Ancak “amigolardan” farklı söylemle.

Önce “nasıl olursa olsun yeter ki çözüm olsun” değil!

Sonra olası bir çözümle Güney’in ipoteği altına girmek hiç değil!

Hele Kuzey’in Rum nüfusu ve AB müktesebatının 4 özgürlüğü ile delinmesi katiyen değil!

Yayınlanan haritaların gösterdiği gibisi  bir toprak paylaşımı  hiç değil!

Türkiye’siz bir Kuzey düşünmek bile mümkün değil!

YA NASIL ÇÖZÜM? Başından beridir bu soruya “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, TC’nin garantisini içeren bir çözüm” yanıtını veriyoruz.                                         “FAKAT: Yukarıda yazdığımız gibi sulandırılmamış, sadece Türk halkından oluşan bir Kuzey’le nüfus yapımızı Rum’un ipoteğine sokmayacak,  siyasi eşitliği yüzdelik oranlarla değil, bire bir uygulamalarla sağlayacak bir çözüm…

Oysa amigolara bakıyoruz,  onları çözümün  sistemi  ile Kurucu Devletler statüleri çok da ilgilendirmiyor!  Onlar için “hemen çözüm” sloganı yetip artıyor!

       NE UĞRUNA?  Bir süre “devlet olmaya hazır değildik” diye hayıflanıyorduk! Müzakereler başladıktan sonra anladık: “Çözüme de hazır değildik!” Bu nedenle Sn. Akıncı’nın tüm iyi niyetine karşın inisiyatif Rum müzakerecilerin eline geçti! Çünkü onlar masaya otururken “hemen çözüm” demiyorlardı!  İstedikleri çözümü dayatıp kabul ettirmek  için masadaydılar!  İsviçre’ye bu “planları” ile gidiyorlar! Hemen yazalım. Sn. Akıncı’yı zor günler bekliyor!  Çünkü İsviçre’de adayı Rum’a yedirmek için oluşan lobilerin  köpek balıklarıyla boğuşacak!


       HER ŞEY 2017 YILINA ENDEKSLENMİŞ!

Yapılan açıklamalardan anlıyoruz ki UBP-DPUG hükümeti, bitimine   iki ay kalan 2016 yılının bu son dönemlerini idarei maslahatçılıkla geçirecek!  yapılan açıklamalar, geleceğe yönelik  tasavvurlar bunu gösteriyor. Her şey 2017’de deniyor! Zaten Bütçe Yasa Tasarısı  Meclis’te görüşülmeden elle tutulur icraatlar  gözlemek de mümkün değil. Dolayısıyle Hükümetin şu anda yaptığı 2017 yılını Türkiye’nin katkıları ile “güvenceye” almak. Bu konuda KKTC-TC ilişkileri geliştirilip genişletilirken  iyi bir ortam oluşturmak.

       ÖTE YANDAN: Tabi her bir tasavvurun 2017 yılına endekslendiği gerçeği söz konusu olduğunda  Meclis’teki “iktidar muhalefet” tartışmalarını o gelecek  yeni yıl için belirlenecek yol haritasına yapacağı katkısı nedeniyle  önemli buluyoruz. Mesela sancılı bir dönemde  Başbakanlık yaparken başı çok ağrıyan CTP’li Özkan Yorgancıoğlu’nun muhalefeti   önemli olmalıdır çünkü Özgürgün hükümetine şunu söyleme hakkı vardır. “Siz gelirken biz giderdik!”

Nitekim söylemiş olacak çünkü Başbakan yardımcısı Serdar Denktaş “UB-DPUG hükümetinden önceki CTP ağırlıklı Yorgancıoğlu ve Kalyoncu hükümetlerini  eleştirmek gereği duyduğunda adeta imbikten geçirip usare haline getirdiği şu teşhiste bulundu: “İyi giden yönler eski yılların devamıysa, kötü giden yönler de eski yılların devamı olmalıdır…”

O ESKİ YILLAR: Aynen bu günkü gibi  “yapacağız” diye başlayan vaatler furyası vardı ama “icraat” yoktu! Zaman zaman açıklamalarda bulunan CTP ağırlıklı koalisyon Hükümetleri ayni şeyleri tekrar etmek zorunda kalıyorlardı çünkü memleket rölantiye yatırıldıydı!

(CTP’deki yenilikçi hareketi bu nedenle hiç yabana atmamak gerek. Çünkü eski kadroların başı çektiği hükümetleri dönemlerinde, icraata dönüşemeyen o plan ve programların kapsamındaki vaatleri bile “genç bakanlar” yapmak zorunda kalıyordu.)

KISACA: Memleket kilitlendi. Nedeni “kötü giden yönetim yıllarından  kalan miadı dolmuş sistemlerin kurumlarla beraber bir bir çökmesi! Mevcut hükümet bunu Bakanlar Kurulu Kararlarıyla” aşmaya çalışıyor ama (her halde akıl verecek hukukçuları yok) hepsi de YİM’den dönüyor!

       Ve tabi farkındasınız. “Büyük düşüncelerle büyük projelerden söz edemiyoruz! Kulağımıza çalınan skandal olaylardan bile yoksun kaldık ki kala kala “cadılar bayramına” kaldık!


       KISACA TAKILDIKLARIM: (ŞU SAATLER)

       Öteden beri sabahçıyım. “programlanmış robot” tabiatım gereği her sabah yedide yola çıkar Surlariçi kahveme gider biraz eş dostla yerenlik yaparken iki sade kahvemi üst üste içer ayrılırım.

Artık olmuyor ama! Benim saatimle değişmeyen yaz saati çatışıyor! Zift gibi karanlıkta kakıp bir süre sonra beterince kararacak sabahlarda yollara düşmek akıl kârı değil zaten kahveci de  her gün iki üç dakika geç açmaya başladı kahvehaneyi! Benim için dert değil ama yollarda küme küme otobüs bekleyen veya okuluna yaya gitmek durumunda kalan büyüklü küçüklü öğrenciler görüyorum. Sabahın köründe kalkmak zorundalar. Tabi öncesinde veya saat sekizde iş yerinde olması gereken “memurlar, işçiler de var…”

Anladık! Saatleri TC’ye göre ayarlayacağız da “okulların, kamu dairelerinin, ötesi iş yerlerinin saatlerini de mi?” Var mı öylesi bir zorunluluk? Bari onların mesai saatlerini alın geri..  Bu kadarcık devlet hakkımız olsun gayrı!