Kuşaklar arası “farklılıkları” görmezden gelemeyiz. Hatta “görmeye ve anlamaya çalışmazsak” toplumsal kapışmalara kadar varacak olayları yaratırız.
Bu nedenle Kıbrıs siyasi sorununa (çok geç de olsa) önce bu “anlayış farklarından” yaklaşmalıyız düşüncesini yabana atmıyorum. Çünkü geçmişten bugünlere birbirleri peşi sıra gelirlerken soruna sahiplik koyan “kuşaklar” bu anlayış ve aralarında empati kuramadıkları için yarattıkları farkındalıktan dolayı “çatışmacılığı” da beraberlerinde taşıdılar!
MESELA: rahmetlik Dr. Küçük ve arkadaşları Rauf Raif Denktaş’la Osman Örek Yüksek öğrenimlerini Zürih ve Londra’da yaptılardı. Zaten hemen mezun olup Kıbrıs’a dönmek ve sorunları yüklenmek için çok aceleleri vardı, oralarda o ülkelerin ne siyasi “izmleri” ile meşgul oldulardı ne türlü çeşitli siyaset lobilerinde oyalandılardı. Adaya döndükten sonra da kendi mücadelelerine katılacak olanları kendi kafa yapılarına göre seçtilerdi.
Ben buna yıllarca “kadro hareketi” dedim. Belki o kadronun içine bir Necati Özkan’ı bir İhsan Ali’yi katmak mümkün olmadı ama bir öğretmen olan Faiz Kaymak’ı, Türkiye’de yetişmiş Niyazi Manyera’ları, Burhan Nalbantoğlu’larını ve arkadan gelen kendilerinden yaşça daha genç fakat toplum katlarında öne çıkmış o dönemlerin “elitlerini” yanlarına çektilerdi üstelik siyasi muhalif lobiler de oluşsa siyasi soruna yaklaşımlarında fark yoktu.
ÖTEKİ KUŞAK. Tutun ki Kıbrıs siyasi sorununu İngiliz Sömürgesine karşı yüklenip mücadelelerini sürdüren Dr. Küçük kuşağının ardından gelenler Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş nedenine bile yabancıydılar ki artık ada ne Dr. Küçük’lerin savunduğu siyaset konumundaydı” ne de ortada tek bir milli dava vardı!
YENİ KUŞAK: 1963’lerden sonra Türkiye’deki üniversitelerden mezun olup adaya dönenler için “milli dava” anlayışı değişirken düşüncelerine egemen olan da “Marksist Leninist” öğretiydi.
Dolayısıyle bu yeni kuşak için egemen sınıflar “zenginlerdi.” Ezilenler yoksullar.. Kapitalist üretim insanları işçi yapıyor sonra sömürüyordu! Bu nedenle “bütün dünya işçileri birleşin” çağrıları çoğalıyordu. Denktaş sonrası ikinci Kuşak Türkiye’den adaya dönerken kafasında böylesi bir Marksist ideolojinin fırtınaları esiyordu. Bu nedenle yeni bir siyasi konsept arayışına çıktıklarında kendilerine en yakın gördükleri siyasi parti Komünist Akel partisi oldu.
Oysa Akel için Kıbrıs siyasi sorununun “komünist” yanı yoktu! Kıbrıs siyasi sorununda ve çözümünde neyse Sağ düşünce, Sol düşünce de oydu!
KIRILMA: Tabi ki kırılma Türk toplum bünyesinde oldu! Kıbrıs siyasi sorununu çözmek uğraşları başladığında sanıldı ki “iki sol parti CTP ve AKEL sorunu çözecek yegâne partilerdir. Annan planı referandumundan Rum’un “hayır”nın çıkması bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunun ispatıdır..
Ne var ki “deneme yanılma, yanılma deneme” devam ediyor! “Halkların kardeşliği” sloganı Kıbrıs sorunu çözümünün mihenk taşına vuran “esası” oldu! Nitekim “eğer halklar kardeş olurlarsa hem çözüm mümkündür hem barış” inancı bir siyaset felsefesi olarak benimsendi.
Ancak bu konuda Akel’li Güney’in kayda geçirilmesi gereken şerhi vardı bugün de vardır: Buna göre “halkların kardeş olması için Rum halkının egemen devlet olması gerekir! Çünkü bu hak ve hukuka hem uzun yılların bağımsızlık mücadelesi, hem tarihi hem de nüfus ve mülk çoğunluğu ile layık olduğunu ispat eden toplum Rum toplumudur!”
Görülüyor ki Rum halkı için Kıbrıs siyasi sorunu “sol-sağ” görülerle değil; “milliyetçi tutumlarla” şekillenmektedir.
Kuzey’de de öylesi bir milliyetçi cephe tabi ki vardır. Tek farkla: Sorunun çözümüne hep “sağ gözle” bakarken “sol gözünü” sürekli kapalı tutuyor. Aynen Sol cephenin fakat tam ters bakışı gibi!
SONUÇ: Bu şaşı bakış devam ederken geriye “Sol’u ve Sağ’ı görmeyen, görse bile gördüğü gözü çıkartacak “çatışmacı ve bağnaz” farklar kalıyor! Nitekim:
Federasyon iki veya daha çok devlet arasında kurulur. Bizde Rum devleti ile tanınmamış Türk toplumu arasında oluşturulmaya çalışılmaktadır ve buna da en çok destek verenler Sol cenahta toplanan Denktaş sonrası 2. Dalga kuşaktır! Üstelik “Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır” diyen Kiliseli Konseyli Rum halkını da çok iyi bildiklerini sanmaktadırlar.
Sonuçta şunu söyleyeceğiz. Konfederal bir sistem, Rum’un Kuzey’e bile egemen taraf olarak sahip çıkacağı bir federasyondan çok daha makul çözüm şekli olacaktır.
































