1960’lardan bugünlere kadar devam eden Kıbrıs siyasi sorunu nedir?
Rum’un “Enosis’ine karşın Türk’ün “Taksimi” mi?
Rum’un Kıbrıs’ı bir Helen adası yapmak hayaline karşılık Türk’ün Türkiye’ye entegre olmak istemesi mi?
Rum’un EOKA’sına karşılık Türk’ün TMT’yi kurması mı?
Rum halkının nüfus ve mülk çoğunluğuna karşın Türk halkının azınlık olması mı?
Rum’un ekonomik üstünlüğüne karşın Türk’ün zayıf ekonomisi mi?
Türk bayrağı Yunan bayrağı sorunu mu? Dil din sorunu mu? Zenginlik fukaralık sorunu mu?
HİÇ BİRİ DEĞİL! Sorun insanca yaşam sorunudur.. Özgür ve egemen yaşamak sorunudur.. Ezilmeden, horlanmadan, ikinci sınıf halk durumuna düşmeden, can mal güvenliğinin tehdit edilmediği bir “devlet” olma sorunudur.
1958’leri, 63’leri, sonrası olaylarla 1974’leri yaşamayanlar bunu anlayamazlar! Şunu da anlayamazlar. Rum’un Türkler’le bir federasyon ortaklığında yaşama amacında olmadığını, asıl hedefinin azınlık çoğunluk esasında oluşturulacak federasyonun büyük patronu olmak istediğini anlamadıkları gibi?
Bunu anlamak için Türk halkının yarım asrı aşkın süredir Rum’un altında, baskılarında, zulmünde, kıyımında yaşadığının sızısını yüreklerde duymak gerekir! 2. Sınıf bile değil, Türk’ün nasıl adamdan sayılmadığını yaşamak gerekir! Nasıl ezik, mağdur ve mazlum bir halk oluşunun acısında kıvranmak gerekir.. Hayatların fukaralık ve yoklukla karardığı yıllarda bir dilim ekmeğe muhtaç kalındığını, çocuklara içirilecek çayın bile bulunamadığını bilmek gerekir.. Türk halkının çok ağladığını çok ağlatıldığını, çok çektiğini çok çektirildiğini yürek sızılarında duymak gerekir…
İŞTE O ZAMAN ANLARSINIZ: Anlarsınız ki bu adada sorun iki halkın federasyon şemsiyesi altında birleşip birleşmemesi değildir.. Anayasal yükümlülüklerde Kuzey Güney Kurucu devletlerinde ikamet ederlerken federasyon oyunu oynamak da değildir!
Türk halkının var olmasıdır. Kendi egemenliğinin siyasi iradesinde kendi efendisi olurken devlet olmasıdır! Sürekli Rum’un çoğunluğunun baskısını hissederek yaşamak zorlunda kalması değil, özgür ve egemen kuşlar gibi hür yaşamaktır!
İstediğiniz anlaşmayı yapın. İstediğiniz kanunları çıkartın. İstediğiniz güvenceleri sağlayın.. Eğer Kuzey’de özgür ve egemen değilseniz, sapına kadar devlet değilseniz ve bu devleti Türkiye’nin güvencesinde tutamazsanız; çözüm hiçbir işe yaramaz!
Çözümün nimetlerini ve faydalarını düşünüp savunanlar madalyonun arka yüzüne bir de böyle baksınlar!
NE YAPTIK NE BAKTIK! ŞİMDİ CEZASINI ÇEKİYORUZ!
Eğer dün bugünler için “çok geç kalacaksınız” dememiş olsaydık.. Eğer dün bugünler için yanlış yapıyorsunuz dememiş olsaydık.. Eğer dün bugünlerin sorunlarını haber vermemiş olsaydık, uyarmasaydık, çekebildiklerimizin kulaklarını çekmeyip, “yapmayın etmeyin sonra faturasını çok pahalıya öderiz” demeseydik.. Bugün tırnak kadar serzenişte bulunma hakkımız olmazdı?
OYSA: Çok yazıp söyledik, çok yazıp söylediler. Hem çarpık yapılaşmalar hem trafik rezilliği konusunda.. Dediklerimiz çok basitti. Fakat günübirlik yaşayan yönetici takımlarımız yaşadıkları o tek günü politik kariyerleri açısından “kurtarılmış” sayar ve “nasılsa bugün de geçti” tesellisinde avunurlarken; o “basiti” bile “tedbir” yapamadılardı! Yoksa neden sorunlar dünden gelip bugün devletin sırtında kambur üstüne kambur olsunlardı? Mesela:
Bu arabalar bir anda gök mü yarıldı da KKTC’nin yollarına düştüler? Ki artık ne yollar sığar arabaları ne harmanlar? Öyle de olunca artık her sabah rutine binmiş haberleriyle ölümlü trafik kazaları, çarpışmalar, yaralanmalar ve tıkanan yollarda yurttaşların çektiği sıkıntılar, bu nedenle gerilen sinirler, sövmeler, dövmeler egemen olur günlük hayatlara! Açıkça yazayım: Bir iki yıl sonra KKTC’de kimse bu yollarda araba süremeyecek. Sürenler de kazaları belaları göze alanlar olacak!
Oysa daha Barış Harekâtının hemen sonrasında ne diyorduk. “Kuzey’de toplandığı için birdenbire artan nüfus yeni yollar istiyor.” Oysa Rum’dan kalanlarla yetinilirken, Türkiye’nin yaptıklarıyla kalakaldık!
RASTGELE İNŞAATLAR FURYASI: İmarı iskânı ile çarpık yapılaşmayı getiriyor” dedik. Dünyanın her yerinde önce yollar açılır, sonra inşaatlar o yollara göre başlarken, bizde hem de ekilebilir tarlalarla bataklıkların, dere yataklarının içine bile önce evler apartmanlar dikildi, sonra yollar yapıldı! Tutun ki arabayı çeksin diye eşeği önüne koşacaklarına arkasına bağladılar! Ne oldu ama hem darmadağınık bir imar iskân olayı hem de kentleri labirente çeviren yollar!
Olanları geri döndüremeyiz. Hiç olmazsa “varsa alınabilecek tedbirler alın” deniyor, hükümet ve belediyeler kös dinliyor! Çok sıkıştırılsalar “para yok” diyerek beceriksizlikleriyle basiretsizliklerine kulp takıyorlar. Oysa doğrusu ne olmalıdır? Yoksa para ve bu nedenle çareler tükenmişse geriye tek çare kalır. İstifa mekanizmasını çalıştırmak. Ki şu anda tüm Belediye Başkanlarının istifa etmesi gerekmektedir…
KISACA TAKILDIĞIM: (GELDİ GEÇTİ AMA YA ÇÖZÜM OLURSA)
Geçtiğimiz günlerde Turizm Bakanı Fikri Ataoğlu Meclis’teki konuşmasında Annan planından sonra Emirnamelerin sık sık değiştirildiğini söyledi. Doğrudur. Bunun da bir nedeni “bırakın yapsınlar bırakın gitsinler” politikası ise diğeri siyasi kaygından kaynaklıdır ve kaynağı da “CTP düşüncesidir.”
Nitekim bir süre önce de yazdımdı. Karpaz Emirnamesi çok tuhaftı. 10 bin dönümün üzerinde Türk toprakları inkişafa kapatıldıydı. Şaştığımız için sordukta “ee dendiydi, birgün Rum Kuzey’e geri dönerse topraklarının karşılığında ne vereceğiz?” Güldüydüm. Çünkü elde tırnaklık Rum toprağı kalmazken tek çare Türk olanı vermekti! Olay kazasız belasız geldi geçti ama ya çözüm olursa?
































