“Uzlaştık” yahut “konuşuldu” denilen başlıklarla ilgili açıklamalar yapıldıkça başımız dönmeye başladı! Çünkü Türk’ünün Rum’unun bir milyonu bulmayan nüfusuna “federasyon” gibi büyük ve karmaşık bir sistemin elbisesini giydirmeye çalışmak kolay olmuyor. Çok bol geliyor!
Buna karşın “çözüm” uğruna “federasyon” denilen yönetsellik şuradan buradan kopyalanarak veya araklanarak sistem haline getirilecek!
Geçen gün iki saatlik bir müzakerenin ardından artık daha açık seçik açıklamalar yapan Sn. Akıncı medyaya durum vaziyetleri anlatırken “Toprak, güvenlik ve garantiler” konularının ilerleyen dönemde daha çok ele alınacağını söyledi. Hedef 2016 yılı sonuna kadar iyi bir yere gelebilmek deniyor…
Öte yandan 6 “başlıktan” 5’ini adada görüşelim diyen Sn. Akıncı “Garantilerin” Yunanistan’ın da katılacağı çoklu bir zirve toplantısında ve ada dışında gerçekleşmesini istiyor. Rum kilisesi ile Yunanistan Başbakanı Çipras bu öneriye sıcak bakmıyorlar. Aksine “TC’nin garantörlüğünün asla söz konusu olamayacağını” söylüyorlar!
NÜFUS DEĞERLENDİRMESİ: Çözüm istiyorsan bedelini de diyetini de ödeyeceksin diyor Anastasiadis! (Tabi öyle demiyor dedirtiyor!) Nitekim Sn. Akıncıya şunu dedirtti: “…KKTC vatandaşları 220 bin olarak alındı. Gelecekte köken farkı olmaksızın yurttaşlar yeni federal devletin ve AB’nin de yurttaşları olacaklar.” Hesap ortada:
Rum tarafına göre adadan geri dönecek nüfus 90 bin kişi. 220 bin+90 bin= 310 bin. (Yukarı tükürsek bıyık aşağı tükürsek sakal! Çünkü bu nüfusla cemaat olmaktan öte bir şey olamayız! Karşımızda da 800 bin nüfusu ile Rum devleti…)
ANCAK: Umutsuz değilim. Eğer çözüm olduktan sonra Türk Kurucu Devleti Türkiye ile zaten şimdilerde de devam eden ekonomik ilişkilerini sürdürür ve tümden AB üyesi olacağımız yeni yapılanmada, Güney, Kuzey üzerinden başlayacak TC’li Türk ticaret akınına uğrarsa, dayanamaz kısa sürede mayna eder! Nerden biliyorum derseniz Kuzey’de “yaşıyoruz” da ondan derim!
NİÇİN CTP MUHALEFETİ HÜKÜMETİ SARSIYOR?
CTP ancak çok iyi bir muhalefet olacağını, buna karşılık iktidar olmayı beceremediğini bir kez daha ispat etti! Kime karşı? Asla iyi bir muhalefet partisi olamayacağının fakat iyi bir iktidar olabileceğinin ispatını yeniden çakan UBP-DPUG Sağ partilerine karşı..
Son günlerde başbakan Özgürgün’ün seyirci, Serdar Denktaş’ın ise baş rol oyuncusu olduğu bir oyun sahneleniyor. S.Denktaş aldı başını giderken türlü çeşitli yasalar çıkartılıyor, CTP de mahkemeden geri çevirerek bu yasaları kadük hale sokuyor!. TÜK ile ilgili fon olayı da böyle, son dönemlerdeki vatandaşlıklar olayı da böyle, Emirnameler de böyle, Makam arabaları da böyle ve şimdilerde TC’den kablo ile aktarılacak elektrik akımı da böyle olacak gibi..
Hükümet yasa çıkardıkça CTP mahkemeden çeviriyor! Tabi arada şu da oluyor: İktidar koltuğuna iyicene yapışmış, Meclis’i istediği gibi kullanan UBP-DPUG hükümeti mesela TÜK’ün Fon olayında görüldüğü gibi yargıdan geri dönen kararı Fiyat İstikrar Fonuna aktararak açıkgözce çareler üretiyor! Eh bu da beceri!
FAKAT: Dün bu köşede Hükümeti kıyasıya eleştirdiydim. Nedeni şuydu. “Kendinden önceki Yorgancıoğlu ile Kalyoncu hükümetleri o geleneksel saplantılarıyla “TC’den nasıl uzaklaşalım ki etki alanından kurtulalım” politikasında icraatları bile gözden çıkarır ve TC’den akan su ile kavga ederlerken… Şimdilerin iktidarı UBP-DPUG Hükümeti Türkiye rüzgârı ile yelkenlerini şişirmiş, plan programını uygulamak için büyük fırsat yakaladı. Fakat aslında yine kendi icatları olan dolayısıyle bulaşıcı hastalığından kurtulamadıkları “popülizme” de yeniden sarıldılar! Olanca icraatları ile yasaları popülizmle harmanlanıyorlar ki iktidarda kökleşip uzun süre kalıcılık sağlasınlar! Oysa bu politika ters tepiyor, popülizm kokulu “emirnamelerde” olduğu gibi olumsuz tepkilerde kınanmaya yol açarken vatandaşlıklarda olduğu gibi yargıdan dönüyor!
Oysa hükümet Anayasa ve yasaları gözetmiş olsa hem töhmet altında kalmayacak hem bütçe sıkıntısı nedeniyle gerçekleşemeyen icraatları için zaman kazanırken “haklı oluşunu” daha rahatlıkla kabul ettirecekti. İşte o zaman Serdar Denktaş’ın “biz başardıkça muhalefet çıldıracak” lafı tam gediğine oturacaktı. Bugün yapılanlar ise “kılıfına bile uydurulamayan, yasalara rağmen “ben yaparım olur” mentalitesinde tipik popülizmdir.. Bunun da ne hükümete ne halka faydası vardır!
KISACA TAKILDIĞIM: (LİMANLAR SORUNU)
Geçtiğimiz günlerde Limanlar Müdürü Serdar Canaltay limanların alt yapısından yakınırken, “3-5 yıldır özelleştirilecek dendiği için limanlara yatırım yapılmıyor” dediydi. Doğrudur. Çünkü limanların çok ciddi sorunlarına ve hemen her hükümet programına “yapacağız edeceğiz” vaatleri ile girmelerine karşın savsaklama devam ediyor! Mesela Özgürgün Hükümetinin Programında da vardır: “Liman otoritesi güçlendirilecek, Gazimağusa, Girne ve Girne antik turizm limanları Kamunun düzenleyici ve denetleyiciliği altında Özel sektörün işletmeciliğinde kamu özel işbirliği modeliyle yatırım ihtiyaçları karşılanacak, hizmet kaliteleri artırılacaktır” denmektedir. “Yat limanı yasası” çıkartılacak denmektedir. “Deniz Ticaret Odası” kurulacak denmektedir. “Kıyı yasası” bile var!
Nitekim geçtiğimiz haftalarda ilgili Bakan Kemal Dürüst Mağusa limanını ziyaret etmiş tetkiklerde bulunmuştu. Benim bildiğim böylesi Bakan ziyaretlerinin öncesinde de sonrasında temizlik tertipten bazı onarımlara, tedbirlere kadar bir şeyler gerçekleşir, usüldendir! Hatta fiskelik değişim olmadı beterin beteri olmaktan başka!
































