Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ne Kadar “Özerk” Olacağız?

Annan planı tartışmalarının sinir harbine dönüştüğü  günlerdi. Planı beğenmiyordum! Çünkü iki toplumun tarihi süreç içinden geçerken yapısal olarak birbirlerinden ayrılan  “karakteristikleri” gözetilerek oluşturulmamıştı. Aynen bugünkü gibi “Kıbrıs ve Kıbrıslılık” üzerine kurulmuş dolayısıyle öncesi Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluşunda da olduğu gibi yine hataya düşülmüştü!

       Pekala ne olmalıydı?  Bugün masada tartışılmakta olan planda öngörüldüğü gibi “Kurucu devletler ayni zamanda kendi içlerinde özerk olmalıydılar.”                                                     Oysa ne 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinde ne de Annan planında Kurucu Devletlerin kendi içlerinde “özerk” olacaklarına  dair belirgin  bir ifade yoktu. Sadece Anayasal yükümlülükte Federasyona katılımları vurgulanıyor ve “özerkliğin” yerine “her bir Kurucu Devletin özdeş yetki ve işlevlere sahip olacakları” belirtiliyordu.

       BUGÜNE DÖNELİM: PKK da Kürtler için   Güneydoğu’da “özerklik” istiyor. Ancak onlar bu isteklerini terörle gerçekleştirmeye çalışıyorlar! Oysa  yıllarca süren Türklere yönelik Rum terörizmine karşılık bugün adada Türkiye’nin varlığından dolayı 42 yıldır barış vardır.. Bu barışa karşın Güney “Rum devletidir,” Kuzey ise “tanınmamış hiçbir dünya hukuku ve örgütü içinde yer almamış illegal devlettir!” Üstelik AB için de öteki ülkeler için de Kuzey TC tarafından işgal altındadır! Bu nedenle  tanınmış ve hâlâ Kıbrıs’ın tek devleti olan Rum yönetimi mağdur ve mazlumdur! Türk halkı ve Türkiye  ise işgalci ve gaspçıdır!

       Bakın, masaya bu siyasi “konjonktürle” oturduk! KKTC’e ve Ankara’ya dayatılan şuydu: “Eskiden Kıbrıs birleşik dolayısıyle bütündü! 1974’de Türkiye harekâtı ile hem iki halkı ayırdı birbirinden hem de Kıbrıs’ı böldü!”

       Gerçeğin bu olmadığını “biz biliyoruz”  ama masaya, bilip de dünya aleme anlatamadığımız bu “gerçekle” oturduk! Üstelik “mağlup” rölü oynayarak! 1974’den neredeyse utanç duyarak! Rum’u Güney’e göç etmeye zorladığımız için vicdan azabı çekerek! Malına mülküne sahiplik koyduğumuz için kendimizi suçlu hissederek!

       Ve şimdi masada tüm bu “günahlarımızın” kefaretini ödemek için pazarlık yapıyoruz! Tabi Anastasiadis’li Rum da yığdıkça yığıyor! AB Parlamento Başkanı Schultz ise buyuruyor: Kıbrıs yeniden birleşmeden AB bir bütün olamayacak!”

       YA ÖZERKLİĞİMİZ? Kulağa çok  hoş geliyor. Fakat çok öncelerde yazıp söylediğimiz gerçeğe nazire evet Kıbrıs sorununu çözerse AB çözecek! Annan planından sonra çözüme “hayır” diyen  Güney’i AB’ye alırken “evet” diyen Türk halkını çözümsüzlüğe mahkûm eden AB hesaplarını hep olası bir yeni müzakere sürecine göre yaptı.  İşte şimdi o süreci yaşıyoruz. Rum kayırılıp koltuklanırken, Türk bedel ödeyecek! İnşallah çok ağır olmaz.


     HÜKÜMET YAPAMAYACAKLARINI TC’E YAPTIRIYOR.

       Hayda! Bu ülkede yıllardır rant kavgası olduğunu biliyorduk! Eh “iktidar muhalefet” çekişmesi de çok olağandı. Fakat yıllar vardır ki gelip giden hükümetlerin hiç birinden “ben yaptım, ben başardım” dediğini işitmedik çünkü “batırmaktan icraata” fırsat kalmadıydı! Oysa şimdilerde bakıyoruz  Başbakan Özgürgün “eserlerimiz” diyor ve ekliyor: “Geçmiş hükümetlerin 2 buçuk yılda yapamadıklarını UBP 5 ay içinde yaptı. (UBP’nin yayın organı Güneş gazetesinin manşetinde “UBP 5 ay içinde yaptı” diyor!  Eh artık yarın da DPUG’nin yayın organı Bakış gazetesine vacip olur,  manşetini şöyle atar: “Geçmiş hükümetlerin  2 buçuk yılda yapamadıklarını DPUG 5 ayda yaptı!)

       NEYMİŞ YAPILANLAR? Yok bir ayda akaryakıta üç defa üst üste zam yapılması değil!

       Yok 130 milyon dolar borcu ile TÜK’ü bataklıktan kurtarmak için 87 ithal ürüne yüzde 3 fon uygulamak da değil, mahkemeden dönünce fonu kaldırıp ayni kazığı bu kez “Fiyat İstikrar Fonu” ile atmaya devam etmek de  değil!

Yok 9 yıldır kimselerin  bilmediği ve 2009’da UBP hükümeti tarafından uygulamaya konan et ve et ürünlerine kilo başına 1 TL’lik katkı payı konması nedeniyle   14 milyon TL’nin halkın cebinden araklanması da değil!

       Yok okulların açılmasının üzerinden bir ay geçmesine karşın hâlâ eğitim sorunlarının devam etmekte olduğu da değil, sağlıkta devam eden kaos da değil!

       Yok çevre kirliliğinin devamı da değil, trafik felâketi ile emirnameler sorunu da değil, mahkemelerden dönen yasalar da değil!

Yok hâlâ uygulanmasına başlanamayan Mali ve ekonomik reformlar da değil!

YA NEDİR? Tüm bu abuk sabuk işlere karşın şapkamızı çıkarır Özgürgün hükümetine tebriklerimizi  sunarız. Çünkü:

           CTP ağırlıklı Koalisyon hükümetleri  TC ile sürtüşüp muzırlık yaparken,  TC’den KKTC’ye akan su da dahil gerçekleştirilmesi  gereken pek çok “yatırımın” önüne takoz koyup iş yapamaz duruma düştülerdi! Şimdi UBP-DPUG Koalisyon Hükümeti yapıyor: Denizin altından kaplo ile elektrik getirilmesi dahil turizm ve hava ulaşımlarında üçüncü ülkelere açılmaya kadar.

Kısaca Özgürün hükümeti diyor ki “biz yapamayacağız  bari Türkiye’ye yaptıralım.”  Eh bu da icraattır. Yeter ki devletin tekerliği dönsün!


KISACA TAKILDIĞIM: (BİR DÜZELTME)

Geçmişte her ay Mağusa Belediyesine ait “Mağusa” adlı bir gazete yayınlandığı için dün sözünü ettiğim  “Mağusa” gazetesini de doğrusu Belediyenin organı sanmıştım! Meğer bu gazeteyi   “Feriha Nurluöz” adlı Mağusa’lı bir kızımız arkadaşları ile  yayınlıyormuş her ay. Belediye’ninki artık yayınlanmıyormuş.”  Tabi dünkü eleştirilerim bu nedenle az biraz sulanmış  da olsa özde değişikliği gerektirmiyor hepsi de geçerlidir.  Bu arada Nurluöz verdi haberi. “Mağusa” gazetesinin yayını üzerine Büyük Sanayi bölgesi Belediye tarafından bayağı temizlenmiş.  “İyi” diyorum. “Ne güzel.”