Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ya tersi olursa?

 

Hitler’in Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi 1919 yılından 1933 yılına kadar mücadele vererek halkın gözüne girmeye çalışıyordu.
Ancak başlangıçta halkın güvenini alacak durumda değildi.
1924 seçimlerinde yüzde 6.5 oy oranı ile 32 sandalye alabilmişlerdi.

Bu henüz başlangıçtı…

Dünya, Birinci Cihan Savaşı’ndan çıkmış, yorgun düşmüştü…

Aynı yıl içinde yapılan seçimlerde Hitler’in partisi yarı yarıya oy kaybetmiş ve yüzde 3 oy oranı ile 14 sandalyeye düşmüştü.

Almanya’da siyasi istikrarın olduğundan söz edilemezdi.
1928 yılından sonra istikrar tamamen bozulmuş, iktidara gelen partiler iktidarda tutunmayı ancak birer ikişer sene başarabilmişlerdi.
Bu istikrarsızlık da Hitler’e yarıyordu.

1930’dan 1933’e kadar Almanlar dört kez sandık başına gittiler.
Bu kez Hitler, yükselmekteydi.
1933’te yapılan seçimleri yüzde 43,9 oy oranı ile almıştı.
Bu oran tek başına iktidarı getirmese de, diğer partiler bu yükseliş karşısında Hitler’in Başbakanlığını kabul etmek durumunda kalmışlardı.

O oldu!
Artık Hitler güç zehirlenmesi yaşayacaktı.
Sadece Almanya ona yetmiyor, dünyayı istiyordu…

Sonuç, dünya ile birlikte kendisinin de felaketi oldu…

Hitler’in yükselişini dönemin konjonktürel gelişmelerine bağlamak mümkündür.
Alman Sosyal Demokratları ile Komünistlerinin başarısızlıkları, Hitler faşizminin ilerlemesine ne kadar neden oldu?
Mutlaka payları olmuştur.

Türkiye’de uzun yıllardan sonra bir partinin tek başına iktidarı yakalaması ve giderek yükselmesinin ardında yatan bir sürü neden olabilir.
Bugünkü İslam eğilimli akımın Kenan Evren darbesinin bir ürünü olduğu açık bir gerçeklik olmakla birlikte, CHP politikalarının da bunda rolü büyüktür.

AKP’yi Hitler’in partisine benzetebilir miyiz?
Tartışmalı olsa da bir güç zehirlenmesinin olduğu açık.
O kadar ki, bugüne kadar görülmemiş yolsuzlukların üstü akıl almayacak bir şekilde örtülemeye çalışılıyor.
Paralel devlet adı altında devlet içinde operasyonlar yapılırken, çalışanların hareketsizliği dikkat çekicidir.

Türkiye’de iç dinamikler 1982 darbesini izleyen süreçte eritilmiştir.
Sendikalı çalışan sayısı daraltılmış, en mücadeleci kesim olan işçilerin ve gençlerin kavgacı ve örgütlü gücü darbelenmiş, böyle bir durumda, solun potansiyel bulacağı alanların içi boşaltılmıştır.

Daralan alanlar yerini başka alanlara bırakmış,  bu zayıflık içinde İslami kesimler deyim yerindeyse ete ve kemiğe bürünmüştür.

Ancak her yokuşun bir inişi var.
AKP, bu iniş sürecindedir.
Güç zehirlenmesi, yanlış yapmalarını neredeyse motive etmeye devam ediyor.
Bu ruh hali sürdükçe, iniş yolu da sürecek.

Ya tersi olursa?

“Celladını Kurtarıcısı Olarak Gören Bir Toplum, Kasabın Bıçağını Yalayan Aptal Danaya Benzer…” (Karl Marx)