Evet Anlaşalım, Evet Uzlaşalım, Bu Belirsizlik bitsin artık. Ama sadece bizim istememizle olacak gibi değil…
Sokaktaki insanlara sorsanız, “Anlaşma istiyorum” derler.
Ardından da “ama”yı yapıştırırlar…
Annan Planı döneminde o “ama” topraklar, mallar, mülkler, yer değişterecek olanlarla ilgili endişelerdi.
O günlerde mesela garantiler meselesi yoktu; Türk askeri belli bir sürede çekilecekti ama, garanti sistemi -yenisine gerek duyulana kadar- aynen devam edecekti…
Sonra, Türiye’nin bir anlaşma için tam desteği vardı. Bu çok açıktı. Türkiye’deki iktidar, Kıbrıs’ın Kuzey’indeki uzlaşma yanlılarıyla birlikte hareket etmekteydi…
O günlerde kimse “Güney ne düşünüyor” diye kendine sormuyordu. O hesapsızlık da, referandum akşamı şaşkınlığa neden olmuştu…
Şimdi bakıyorum da, “ama”nın arkasından “Rumlar zaten istemez” yorumu geliyor…
Yıl sonuna iki ay kalmış olmasına rağmen, hem “2016 sonunda çözüm olabilir” diyen Rum tarafı, diğer yandan Kıbrıs Türkü’nü provoke edecek eylem ve söylemleri sürdürüyor…
Sanki “hayır” dedirtmeye çalışıyor….
Anastasiadis’in, haftada bir “Güzelyurt’suz olmaz” demesi, “Türk askeri çekilsin” sloganı, sanki de bunlar masada görüşülen konular değilmiş gibi, her ikide birde Kıbrıs Türkünün kafasına vuruluyor…
Rum muhalefet partileri daha beter… Onlar zaten “iki toplumlu, iki bölgeli federasyon görüşülmesin” modunda… Kırk yıllık masayı ve masanın kurallarını reddetmekteler…
Kilise aynı havada… Hatta öyle ki, başpapaz Kıbrıs Türkünü çıldırtacak kelimeleri sanki özellikle bulup söylemekte… Bakın en son dediğine; “Dünyanın herhangi bir yerinde, nüfusun yüzde 18’inin başkanı çıkardığı bir ülke göstersinler, gidip oyumu alenen Akıncı’ya vereceğim”…
Allah Allah, biz masada siyasi eşitlik temelinde görüşmüyor muyduk… Devam da ediyor, “Dönüşümlü başkanlık kabul edilmez, Türkiyeliler gidecek”…
Hrisostomos’un çıkışına karşılık, Güney Kıbrıs’ta yaşayan, anlaşma yanlısı yazar Niyazi Kızılyürek dahi, ‘hiç bir Kıbrıslı Türkün azınlık olmayı kabul etmeyeceğini’ söylemek zorunda kalıyor…
Rum muhalefetinin bir toplantısına davet edilen Şener Levent şoklarını yaşıyor ve o bile “Yanılmışım” diyor… “Bizi terörist görüyorlar… Her istediklerini versek yine de Federasyonu reddediyorlar”… Sonuçta da, bunca yıl, Rumlar için sorunun, adadaki Türk askeri varlığı olduğunu sandığını, ancak yanıldığını itiraf ediyor…
Dün yine bir haber; Limasol’da bir lisede bir veli, edebiyat dersinde Türk yazarların Yunancaya çevrilen eserlerinin çocuklarına okutulmasına “Helenizmin tehlikeye gireceği” gerekçesiyle tepki gösteriyor… Kızının bu derslerden muaf tutulmasını isteyecek kadar da ileri gidiyor… Resmen ırkçı…
Bunlar aslında hep vardı… Son 10-15 yılda olmadı. Bizim aldandığımız buydu. “Onlar fanatikler, aşırı sağcılardır, azınlıktadırlar… Rum toplumunun çoğunluğu anlaşma istiyor” diye kendimizi kandırdık…
Bu gibi örneklerden söz edenler, “çözüm karşıtı” diye damgalandılar. Hem de büyük bir şiddetle…
O nedenle hiç tartışmadık. Koca bir toplumu nedense hep görmek istediğimiz gibi gördük.
Oysa bir anlaşmanın iki tarafı olacaktı…
Bugün referandumdan 12 yıl sonra, Güney’de, bir anlaşmayı reddeden kesimler çok daha cesur, sesleri daha çok çıkıyor… Rum basınındaki yorumlara bakıyorum, yıllar önce anlaşma yanlısı yazarlar kimse, yine aynıları, bir elin parmaklarını bulmayacak sayıdalar. Bunlara yeni eklenen yok gibi…
Bana göre yukarıdaki örnekler çoğunluğun ortak görüşü, Rum toplumunun genel eğilimi…
Bu hastalıklı düşünce yapısıyla, sağlıklı bir sonuca varabilir misiniz..?
Rum toplumuna baskıyla, zorla bir anlaşmayı dikte ettiremeyeceğimize göre, bunu kendilerinin de istiyor olması gerekiyordu… En azından ihtiyaçları olmalıydı… Keşke bunun için çaba gösterseydik, keşke bunu tartışsaydık… Keşke Kemal Dürüst’ün Anastasiadis’e söylediği “Güzelyurt bıraktığınız yer değil, kat be kat gelişmiştir” sözü gerçek olsaydı… Hiç olmazsa bunun için çalışsaydık…
YERİN KULAĞI VAR
ERKEN BAŞLADILAR: Bizdeki bildik çevreler, Rum tarafında ise her zamanki gibi kilise ve diğerleri. Ortada fol yok yumurta yok ama, olası bir referandum için şimdiden “hayır” kampanyasına başladılar. Aslında bunlar, olası bir anlaşmada, çözümsüzlükle elde ettikleri birçok avantayı kaybedecek olanlardır. Önlerine nasıl bir metin koyarsanız koyun, onların metinle, anlaşmayla bir dertleri yok. Tek dertleri, alıştıkları düzenin devam etmesi…
NİYE TEPKİ GÖSTERİYORLAR: Elektrik Mühendisleri Odası, dün Türkiye ile ön anlaşması yapılan enterkonnekte sistemle ilgili yayınladığı detaylı raporunda, KKTC elektrik şebekesinin Türkiye ile enterkonnekte olmasıyla, elektrik fiyatlarında düşüş yaşanacağını iddia etti. Eğer elektrik ucuzlayacaksa, bazı siyasi parti ve sendikaların, Türkiye’den elektrik gelmesine gösterdikleri tepkiyi, nasıl izah edebiliriz… Bağımlılık mı? E, zaten adı enterconnecte değil mi? Herkes birbirine bağımlı…
SİTEM ETMEK YERİNE ARAŞTIRIN: Girne’de Suat Günsel’e kiralanmak istenen ancak gelen baskılar üzerine iptal edilen araziyle ilgili olarak konuşan Denktaş, konunun araştırılmadan Bakanlar Kurulu gündemine getirilmesine “sitem” etmiş. İyi de orada siz ne işe yararsınız? Sitem edeceğinize, önünüze gelen herşeyi araştırmadan imzalamayın o zaman… Ya da hazırlayan bürokratlarınızdan hesap sorun…
GÜNSEL’DEN TIK YOK: Tartışmalı arazi kiralamasıyla ilgili olarak Suat Günsel’in onca eleştiri ve tepki karşısında sessiz kalışı sizce de ilginç değil mi? Eminim onun da söyleyecek sözü vardı. Bu araziyi niye istediğini, ne amaçla kullanacağını, ülkeye nasıl yarar sağlayacağını, çıkıp topluma anlatabilirdi. Ama o susmayı tercih etti, vardır herhalde bir bildiği…
BİLE BİLE LADES: Sürücüler, en çok süratli araç kullanmak ve seyir halinde cep telefonu ile görüşme yapma suçundan rapor edilmiş. Bunun Türkçesi bile bile ölüme davetiye çıkarmaktır. Eskiden cep telefonu mu vardı? Neyi hallediyorlar? Veya gideceğiniz yere iki dakika geç ama, sağlam gitmek varken sürat yapmanın manası ne? Her yıl onlarca insanımızı basit hatalardan kurban veriyoruz da, bir türlü akıllanmıyoruz…
HERKES GİDER MERSİNE..: Turizim Bakanı Ataoğlu müjede verdi. İran’dan KKTC’ye uçak seferleri başlıyormuş. Avrupa’dan umudu kestik, işimiz artık doğuya kaldı. Böylece yeni dönemde turizimde yeni bir konsepte geçmiş olacağız. Ne diyelim herkes giderken Mersin’e, biz gideriz tersine…
ZİRVEDEKİLER: Hasan Sarpten: “Bakanlar Kurulu bölgenin sit alanı olup olmadığını, koruma kapsamında bulunup bulunmadığını araştırmadan kiralama kararı vermiş! Artık, olacak o kadar. Siz eğer önünüze gelen her yeri kiralamaya, satmaya ya da daha bilindik bir ifadeyle birilerine peşkeş çekmeye hevesli olunca işte böyle baltayı taşa vurabilirsiniz. Hem de öyle böyle bir taşa değil…”.
DİPTEKİLER: Gizli İcraatlar: Kıbrıs gazetesinde bir haber, “Hükümet ithal ürünlere TÜK için konulan fonu kaldırmadı, Fiyat İstikrar Fonu’na bağladı, gelirler Maliye’ye, oradan da TÜK’e aktarılacak”… Adı fonmuş, değilmiş, kime gitmiş, kimden nereye aktarılmış önemli değil. Benim merakım, o yüzde 3 bir şekilde alınacak mı, alınmayacak mı? Hükümet bize bunu açıklayacak mı? Yoksa iş iyiden faşizme mi döndü? Atamalar gibi, halktan gizli işler mi çevriliyor? Ticaret Odası bu işe ne diyecek? Merakla bekliyoruz…
































