Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ağaçlar da ölür sonunda (Hafta sonu yazıları 39)

 

Alıç ağaçları yemişi ile yüklenmiş…
Gelin tacı kadar güzel…
Karşıda Akdeniz…
Dağlarda patikalar…
İnce uzun bir yol düşer içinize…
Yürümek…
Boylu boyunca patikalarda…
Toprağın tozunu kaldırarak…
Ağaçlar dost; yılanlar bile…
Harnup, alıç, zeytin ve servi ağaçları…
En mağruru servi…
Başı göklerde…
Kendine güvenli…
İnce uzun bir kadın kadar endamlı…
Endamı, rüzgarla daha anlamlı…
Bir ıslık…
Kuzey’den gelen…
Efil efil kulaklarda…
Açıklarda, birkaç yelkenli gezinmekte…
Nazlı nazlı…
İnce uzun bir dağ Beşparmaklar…
Her tepesinde özgürlük…
Neresine baksan bedava!..
Bulutlar düşmüş doruklarına…
Başınız dumanlı…
Bir içindesiniz bulutların, bir dışında…
Deniz yakın…
Bıraksalar, denize düşmek ihtimal..
Mevsim, kara kış değil, sanki bahar…
İçiniz dışınız temizlenmiş…
Araba gürültüsü yok, radyo yok, gazete yok, televizyon yok, politika yok!..
Sadece kendiniz…
Kuşlarla böceklerle birlikte…
Ot kokusu sinmiş ellerinize…
Gözlerinizde ışık…
Hani, bir de türkü dilinizde…
“Dolama dolamayı / Getirin bağlamayı…”
Gölge verir zeytin ve harnup ağaçları…
Altına uzanıp yaslanmak için…
Ya da bir kaya parçasının dibine…
Otların üzerinde…
Gözleriniz sıcak, vücudunuz serin…
Ufka dalarsınız…
Şaşarsınız…
Dünyanın haline…
Güneşle birlikte ufka dalmak geçer içinizden…
Çok uzaklarda bir yerlere uçuvermek…
“Haçanda geçti yıllar” deyip hayıflanmak en kötüsü…
Gördükçe bin yıllık ağaçları dimdik ayakta…
Ama, böyle şeyler gelmemeli insanın aklına!..
Ağaçlar da ölür sonunda…
Üstelik ayakta…