Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çözüm paketle gelecek

Kıbrıs konusundaki müzakerelerde önemli bir aşamaya gelindi. Müzakerelerde Kıbrıs Türk tarafını en çok tedirgin eden konulardan biri, müzakerelerin ucu açık bir şekilde sürmesi idi.

New York’taki üçlü zirvede yaşanan mini kriz sonrasında atılan adımlar ve yapılan açıklamalarla bu işin çözüldüğünü söyleyebiliriz.

Ortak açıklamalarda her defasında çözüm için 2016’ya işaret edilmesi, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile onun Özel Danışmanı Espen Eide’nin açıklamalarında zaman vurgusu yapmaları, şimdi de liderlerin Ekim ayı sonuna kadar Kıbrıs’ta konuşacaklarını, ardından toprağı konuşmak üzere Kasım’da yurt dışına gideceklerini açıklamış olmaları bunun göstergeleridir.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın da “Artık doğal bir takvim vardır” demesi Türk tarafının takvim konusundaki endişelerinin sona erdiğini gösteriyor.

Devam etmekte olan müzakere sürecinin nereye varacağı bir şekilde 2016 sonu itibarı belli olacak.

Gelinen aşamada taraflardan gelen açıklamaların satır aralarına dikkatlice bakıldığında, aralarında hala bir mücadele oluğunu söylemek yanlış olmaz.

Türk tarafı toprak ayarlamalarını asgari bir seviyede tutmak istiyor. Bunu da kendince haklı gerekçelere dayandırıyor. Dünyada artarak devam etmekte olan göçmen sorununa Kıbrıs’ta yenilerini eklemek istemiyor.  Burada yeni bir göçmen dalgası yaratmanın Avrupai ve çağdaş bir yaklaşım olmayacağına vurgu yapıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlar da dikkate alındığında bu yaklaşım zemin bulabiliyor.

Toprakta böyle bir anlayışı ortaya koyan Türk tarafı, garantilerle ilgili de daha çağdaş bir yaklaşımla orta yolu bulmaya çalışıyor.

Amacı, bu yaklaşımlarla ortaya herkesin evet diyebileceği bir paketin çıkmasını sağlamak.

Buna karşın Rum tarafı ısrarla toprakla ilgili tartışmayı garantileri konuşmadan tamamlamak istiyor. Böylece toprakta alacağını aldıktan sonra garantiler meselesini ele almayı hedefliyor.

Ortaya çıkacak paketin içinde neyin olacağından çok toprakta ne kadar alacağını önemsiyor.

Gelinen aşamada masadaki durumu özetleyecek olursak, ilk dört konu başlığında (Yönetim ve Güç Paylaşımı, AB, Ekonomi ve Mülkiyet) tarafların karşılıklı olarak istediklerini alabilecekleri şekilde yani ‘kazan-kazan’ anlayışı ile yapılabilecek azami değişiklikler yapıldı. Geriye Toprak konusu ve Garantiler ile Güvenlik kaldı.

Taktiksel yaklaşımları bir yana koyarsak, yapılan tartışmalara bakıldığında sonuca gidebilmek için önümüzde şöyle bir yol var:

Toprakta Rum tarafı beklediğini alamayacak. Ama bunun karşılığında garantilerde de Türkiye’nin tek yanlı bir kararla adanın tamamına müdahale ettiği bir modelden, sadece Türk kurucu devletini garanti edeceği bir modele dönüş masaya gelebilecek.  Böylece ortaya referanduma götürülebilecek bir paket çıkabilecek.

Bu paket halkların eş zamanlı bir şekilde onayına sunulacak.

Eğer her iki tarafta da çoğunluk adanın geleceğini AB içinde, tüm komşuları ile işbirliği yapabilecek bir Birleşik Kıbrıs’ta görür ve referandumda ‘evet’ derse, ortaya bir çözüm çıkacak. Yok eğer büyük bir çoğunluk oraya çıkan durumu dünden daha kötü olarak değerlendirip bunu ret edecekse de statüko devam edecek…

Gelinen aşamada durum bu…