Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kurucu Devletlerin Dış İlişkileri

Müzakereler sürecinde toprak konusu kadar merak ettiğim bir diğeri “Kurucu Devletlerin” kendi içlerindeki “yetki kullanımlarıydı.” Nihayet “Güç ve Yönetim” başlığı altında (her halde bu kez de) “dış ilişkiler” konusu ile masaya geldi. Sn. Akıncı sonuçtan memnun olduğunu açıkladı. Tabi Anastasiadis her zamanki gibi yine temkinliydi!
KONUNUN ÖNEMİ: İki kurucu devlet Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyetini (yahut Devletini) oluştururlarken artık biliyoruz ki kendi içlerinde özerk olacaklar. Tabi ki “Federal Anayasa”ya uygunluğunca da “özerk kurucu devletin” organlarını oluşturup Temsilciler Meclisi ve Senato’dan geçecek kararlarla yönetsel işlev kazanacaklar.
Fakat hem federal devletin hem kurucu devletlerin “dış ilişkileri” söz konusu olduğunda “yönetim paylaşımına bağlı sistemin rengi değişiyor!” Nitekim bu konu Annan planında 1960 Kıbrıs Cumhuriyetine atıfta bulunuyor ve “Birleşik Cumhuriyetin Yunanistan ve Türkiye ile özel dostluk bağlarının süreceğini, 1960 antlaşmalarıyla Kıbrıs’ta kurulan dengeye saygı gösterileceğini, AB üyeliği ile de ilişkilerde ‘çok istenilen ülkeler’ sıralamasında birinci derecede yerlerini alacaklarını kayda bağlıyordu…
FAKAT: 2004’de TC’nin garantörlüğü de kabul gördüydü… Ya şimdi? Bu bir! İkincisine gelince: Kültürel, sportif, turizm alanlarında Türk kurucu devleti özellikle TC ve AB ile ilişkilerde bulunabilecektir ama Sn. Akıncı ile Anstasiadis’in Kurucu Devletlerin dış ilişkilerindeki siyasi, askeri ve Doğu Akdeniz’deki gaz konusunda nasıl bir uzlaşıya vardıklarını veya nasıl uzlaşamadıklarını bilmiyoruz! Mesela Güney Rum Yönetiminin şu anda pek çok dünya ülkesi ile ilişkileri vardır. Bazıları Mısır, İsrail veya Rusya ile oluşturulan askeri ilişki ve tatbikatlardır! Öte yandan Rum Yunan ikilisinin bilinen stratejidir: “Türkiye’nin düşmanı dostumdur” politikası…
Tüm bu uluslararası anlaşma ve faktörler bir çözüm olasılığında lağvedilmeyecekse ne olacak? (Kendi kendime diyorum ki “anlamadığın konulara karışma!) Öyleyse bir anlayan anlatsın da anlayalım diyorum çünkü Doğu Akdeniz bölgesi cehennem gibi yanıyor!


ONKOLOJİ HASTAHANESİ VE İFLAS ETMİŞ SİGORTALAR..

Önce Onkoloji Merkezinin devreye girmesinden söz edeyim. Bu kadarı yeterli değil ama son yıllarda Sağlık Bakanlığı ve tabi Kıbrıs Türk halkının sağlığı açısından övünülmeye değer bir olaydır. Umut edelim ki “neden Kuzey Kıbrıs’ta nüfusa göre bu kadar büyük oranda ölümlü kanser vakası görülmektedir” sorusuna da cevap bulunur. Çünkü kanser illetini salt “kimyasal zararlılarla” izah etmek mümkün değildir. Biliyoruz ki ırsidir ve o aileden aileye geçişlerin olanaklar nisbetinde her yönü ile araştırılması gerekir.

Çok geç de olsa Özgürgün hükümetine nasip olmuşluğunda Onkoloji Hastahanesine kavuşmak sevindirici oldu.. Darısı Merkezi Cezaevine diyeceğiz de “para nerede?”

PARASIZ ÇÖZÜM OLMAZ! “İlk Sosyal Sigortalar Kurumunu” oluşturulduğunda “işte şimdi devlet olduk” dediydik.. Fakat aradan bir süre geçtikten sonra anladık ki “önce devlet olunur sonra Sigorta Sistemi” kurulur!
Bugün ve hâlâ üstelik “devlet oluş” inancımıza tükürme pahasına zaman zaman sorarız: “Gerçekten devlet olduk mu?” Mesela “Çalışma ve Sigorta Dairesi” kurulduktan sonra, “asgari ücrete tutsak insanlarımıza büyük faydalar sağlarken onları sağlık hizmetleri yönünden rehabilite ettiğini” yazamadık! Nimetlerini sayamadık! Sonunda mayna edip “zavallı sigortalılar” dedik! Çünkü kuruluşuna şaibe katıldıydı. Sigorta hakkına sahip olmayan pek çok insanı uydurma bir takım nedenlerle sigortalı yaptılardı! Sonunda kantarın topuzu o kadar kaçtıydı ki “dört yerden emeklilik maaşı alanların ellerinde çekleriyle banka veznelerinde kuyruklar oluşturduklarını” gördüydük! Hem Rum tarafından hem Türk tarafından hem İngiliz üslerinden hem KKTC’den… Bu anomaliler ortadan kalkana kadar Sigortaların gelirleri sömürüldüydü ama!
Şimdi deniyor ki “artık Tek Sosyal Güvenlik Sistemine geçen kurumun bankalara 142 milyon TL borcu vardır! Kim ödeyecek bu parayı bankalara?
ANKARA YETİŞ: 3 milyon Suriyeli mülteci için 13 milyar para harcayan Ankara! Kıbrıs Türk halkının nüfusunun iki katı çalışanını “FETÖ’cü oluş şüphelerinde kapı önüne koyabilen Ankara! Belki KKTC’nin on yıllar iaşesi ile kalkınmasına yetip artacak milyarları Suriye içlerindeki askeri operasyonları ile harcayan Türkiye. Üç tane Boğaz köprüsü inşa eden, deniz altlarında metrolar yapan, Kıbrıs’a Anadolu Suyunu akıtan Türkiye… KKTC’yi unutma!
ÇÜNKÜ: KKTC imzalarla anlaşmalarla kaim olacak bir yabancı ülke değildir. Çözüme hazırlanacak, AB üyesi olacaksa, çözüm olmasa da var olacaksa “kendini kurtarması” gerekir. Bu da “bütçesine sürekli katkı yapılmasını gerektirir. Ankara bunu gerçekleştirecek kadar muktedirdir.


KISACA TAKILDIĞIM: MAĞUSA TRAFİĞİ FELÇ!

Mağusa trafiği gitti gider derken dün sabah baktık ki sinyalizasyon yapamayan, yolları kaldırımları onaramayan, trafik işaretleriyle gidiş gelişleri, tali yollardan ana yollara çıkışları düzenli ve sağlıklı hale getiremeyen, “yetkili makamlar” (sorumlu değil) bazı çemberlerde trafik polisleri görevlendirmişler! Olmadı ama! Bu kez de her günkünden iki kat daha fazla araba kuyruğu oluştu.
TEDBİR 1: Mağusa Hastahanesinden Tuzla yoluna çıkan (kaldırımı bile olmayan) eski ve “ölümlü” yolu” çıkışa kapatıp trafiği hemen az ötesindeki çift şeritli bulvar gibi bomboş yola kaydırmak gerekir.. (Yarın diğerlerini de yazarız.)