Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ali’nin hikayesi

Ali Altun…

Hemşire…

“Eski eşimin sevgilisi var” dedi…

Bir gece içti, içti…

Şişede durduğu gibi durmadı…

Silahı aldı…

İki kişiye sıktı…

Kimse ölmedi şükür…

Ali Altun.

Tam dört sene yargılandı.

“Adam öldürmeye teşebbüsten” ceza alacağı belliydi…

Aldı da…

2013 yılında 4 yıl hapse mahkum edildi.

Ama bu Ali’nin bir özelliği vardı.

Ameliyathanede Perfüzyonist…

Bu olayla anladık ki…

Perfüzyonist dediğimiz kişi…

Kalp ameliyatlarında hayat kurtaran bir iş yapıyor.

Hastanın kan dolaşımını hemşire olan ama uzmanlığı perfüzyonistlik olan kişi yapıyor.

Ali de öyle bir kişi…

İzne gitti iyi mi…

Ali dört yıldır yargılanıyor.

Belli.

Ali hapse girecek.

Ali kaçmadı…

Ali hayat kurtaran ekipler içerisinde yer almaya devam etti.

Hiç hata yapmadı.

Mahkeme “hade içeri” deyince de, “kader mahkumuyum” diyerek içeriye gitti.

4 yıl önce “birini öldürmek için kurşun sıkan” Ali…

Şimdi ülkenin gündeminde…

Neden?

Çünkü, hastanede kendisi ile birlikte o işi yapan hemşire, “Ölüyorum artık yeter” diyerek izne gitti.

Hem de yurt dışına…

Hastanede perfüzyonist kalmadı ya…

Akla bizim Ali geldi.

Ne yapsın Dizdarlı…

Hayırlısı olsun, başhekim oldu Bülent Dizdarlı.

İdealist…

Cesur…

İnsan sever…

Koca yürekli bir adam…

Hasta var, ameliyat bekliyor…

Kardiyolog var, teşhis yapıyor…

Cerrah var, bıraksalar kalp nakli bile yapacak…

Perfüzyonist yok.

Nerde?

Biri izinde, diğeri hapiste…

İzindeki o kadar yorgun ki…

“Ali gelir mi?” diye bir tartışma başlıyor.

Başhekim Dizdarlı diyor ki:

“Risk bende, gerekirse bedeli ben öderim…”

Dedik ya…

Ortalık hasta dolu…

Dizdarlı cezaevi müdürünü arıyor…

“İnsan hayatı söz konusu, ver Ali’yi diyor…”

Cezaevi müdürü de risk alıyor…

Ali, geliyor ve yeniden ameliyathaneye giriyor…

Eli kelepçeli…

Cezaevinde Ali’ye de sordular…

“Pişmanım zaten, yapmamam gerekeni yaptım. Bir can kurtarmaya yardım etsem, Allah da beni affeder belki” dedi…

Koşa koşa gitmeyi kabul etti.

Yanına bir gardiyan verildi…

Eli kelepçelendi…

Bir zamanlar “başı dik gururla” girdiği hastaneye…

Bu kez utanarak geldi.

Cezaevi aracında ve eli kelepçeli…

Ameliyathane önüne kadar gardiyanla ve kelepçeli yürüdü şaşkın bakışlar arasında…

Kapı önünde kelepçe çözüldü…

Gardiyan kapıda bekledi…

Ali içeriye girdi…

Kardiyolog…

Meslektaşları…

Cerrah…

Narkoz verildi…

Hasta uyudu…

Ali en sevdiği işi yaptı…

Bir can kurtarıldı…

Bir canın damarı açıldı.

Bir can…

Bir can daha…

Ali ameliyathaneden çıktı…

Kelepçesini taktılar…

Cezaevi aracına yüklediler…

Bu kez yünde bir tebessümle vardı “cezaevine…”

“Katil adayı” olarak girmişti bu kapıdan bu kapıdan ilk kez…

Bu kez can kurtararak…

“Birini öldürmek istemişti” diye girmişti hapse…

Bu kez “birini kurtarmak için” gitti hastaneye…

Ali mutlu…

Ali gururlu…

Ali huzurlu…


Risk Dizdarlı’da…

Başhekim daha beş gün önce oturdu masasına…

Baktı ki ameliyatlar durma noktasında…

Ne yapacaktı?

Ya risk alacaktı…

Ya da hastalar bekleyecekti…

“Risk benim, bir hata varsa bedelini de öderim” dedi…

Ali’ye güvendi…

“Ya Ali firar ederse?”

“Gardiyan ceza alırsa?”

“Yasada yeri var mı?”

Soradursun herkes…

Dizdarlı risk alıyor…

Ali can kurtarıyor doktor ekibiyle birlikte…

Yeniden bir sınav veriyoruz ülke olarak…

Ali söz vermiş, “ne kaçması, bana bu şansı verdiğiniz için, öl deyin öleyim…”

Karar riskli…

“Öldürmek için sıkan birisine can mı emanet edilir?”

Normal bir durum değil elbette ama…

Her gün canımızı emanet ettiğimiz doktorlar topyekun memnun…

Hastalar da memnun…

Biz eleştirirken, ha bire yeni bir can kurtarıyor Ali’nin de içinde olduğu ekip…

Tablo bu…

Biz tartışmaya devam edelim bari…