Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ne kadar taviz vereceğiz ve bu adayı nasıl kaybederiz

En zor bölüme girildi, şimdi herkes bir ağızdan “liderler kararlılık göstermeli” demeye başladı ya, haliyle sinirler de gerildi.

Sinirler gerilince karşılıklı suçlama oyunları da başlar, arabulucuları “istenmeyen şahıs ilan etme” yeltenmeleri de.

En kötüsü çözümün kendine değil, süresine ve takvimine takılmalar peydah olur.

Öylesine peydah olur ki meselenin özü ortadan kalkar, şekli-şemali asıl olur.

Ve başlar ekiller üzerinden kavgalar.

Şimdilerde tam da yaşanan budur.

Garantiler, toprak ve dönüşümlü başkanlıkta ciddi tavizler verip bir uzlaşıya varması gereken toplumlar-liderler, bu uzlaşılardan kaytarmak için beşli mi olacak-çoklu mu olacak, burada mı olacak yoksa yurt dışında bir kampta mı, takvim baskısı mı olacak yoksa ucu açık mı tartışmalarıyla hem enerji hem de güven tüketiyorlar.

Ve aslında bir çözümsüzlük tüneline girildiğini de adeta ıspat ediyorlar.

***

Mesele çok net bir şekilde önümüzde duruyor aslında.

Akıncı ile Anastasiades’in sürdürdüğü görüşmelerin bir uzlaşma ile sonuçlanması için tarafların birbirlerine taviz vermesi gerekir.

Üzerinde uzlaşılamayan üç başlık vardır.

Birincisi garantiler konusudur.

Anastasiades ve topyekün Rum tarafı 1960 Garanti ve İttifak Anlaşmasını iptal edilmesini bu anlaşma çerçevesinde adaya gelen Türk askerinin de çekilmesini istiyor.

Rum tarafı bu konuyu nerdeyse görüşmelerin en önemli meselesi haline dönüştürdü.

1960 anlaşmasıyla kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ölümüne sahip çıkan ve aslında varılacak anlaşmanın Kıbrıs Cumhuriyeti’nin basit bir dönüşümü olduğunu savunan Rum tarafı 1960 anlaşmasının bir parçası olan Garanti ve İttifak anlaşmalarını ilga ettirip 1960’tan da geri bir hedefe ulaşmaya çalışıyor.

Rum tarafının bu tutumuna karşın, Türk tarafı yani Akıncı ve Ankara garantiler konusunda açılım yapıp, 1960 Garanti ve İttifak Anlaşmasının ilgasını kabul etti.

Bunun yerine sadece Kıbrıslı Türklerin garanti edileceği bir sistem önerdi.

Şimdi bunun pazarlığının tamamlanması ve bir uzlaşıya varılması gerekmektedir.

Aynısı toprak ve harita konusunda da geçerlidir.

İki lider mülkiyet konusunda prensibler üzerinden bir anlaşmaya varmalarına rağmen toprak ve haritayı henüz görüşmediler bile.

Çünkü şimdiden ortaya çıkacak bir haritanın ancak da anlaşma istemeyenlere malzeme olacağı endişesi vardır ve bu endişenin haklı temelleri bulunmaktadır.

Dönüşümlü başkanlık noktasında ise belli ki Anastasiades toprakta ne alacağına bakacaktır.

***

İşin özeti budur.

Şimdi yapmamız gereken bir uzlaşmaya varılması için ne kadar taviz vereceğimizi belirlemek olmalıdır.

Yani çekilebileceğimiz en son noktayı.

Somut olarak ifadelendirilirse, Annan planından daha fazla toprak verilmesine razı mıyız?

Türkiye’nin sadece Kıbrıslı Türkleri garanti etmesi sağlanırsa (ki Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğu bunu istemektedir) Türk askerinin çekilmesini kabul ediyor muyuz?

Dönüşümlü başkanlıkta süre değil konunun özü bizi tatmin eder diyebilir miyiz?

Şimdi karar verme zamanıdır.

Cumhurbaşkanı Akıncı’dan istenen budur.

Peki biz ne istiyoruz?

Hem çözümcülerin hem de çözüm karşıtlarının hamasi tavırlarıyla bir yere varamayacağımız aşikardır.

Kimse aklından çıkarmamalıdır ki eğer bir çözüme ulaşılmazsa bile Kıbrıs sorunu devam edecektir.

Ve yalnız kalırsak işte o zaman bu adayı kaybederiz…