Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Mantık evliliği beklemek akılcı olmaz…

New York zirvesinde beklenen oldu. Bilindik rutin açıklamalar, Genel Sekreter’in tarafları cesaretlendirici tutumu, süreçten memnun olduğunu belirtmesi, elinden gelen desteği vereceğini ifade etmesi….

Sanki BM’nin elinde hazır bir kalıp var ve bu tür zirvelerde bir kaç tarih ya da kelime değiştirilerek tekrarlanıyor…

Oysa dün de dediğimiz gibi, iş gerçekte bununla kalmıyor. İçeride söylenenleri bize aktarmadıkları için bilemiyoruz, sadece yorumlayabiliyoruz.

Tüm açıklamaları birleştirdiğimizde, tarafların toprak ve garantiler konusunda bir 5’li zirveye hazır olmadıklarını anladık. Bunun yerine yeni bir üçlü zirve daha olacak. Ancak Ban, vereceği desteğin, “uluslararası boyutu” da olacağını söyledi. Akıncı bunu 5’li konferans olarak yorumladı.

Bence çıkan en önemli sonuç, şimdilik tarafların anlaşma yönündeki iradelerini teyid etmeleri…

Bu arada Cumhurbaşkanı Akıncı’nın olumsuz bir sonuç çıkması halinde olacaklara ilişkin değerlendirmesi yine dikkat çekiciydi.

“Bu çok değerli zaman dilimi yıl sonuna kadar heba edilirse ve 2017 yılına bu sorunu olduğu gibi aktarırsak çok endişe ederim ki bu çözüm başka bahara kalır ve o başka bahara kalan çözümde de konuşulan başka şeyler olur”. 

“Karamsar olmayalım” dese de, Cumhurbaşkanının kendisinin karamsar olduğuna dair işaretler var. Mesela, Rumlar çözüme niyetli olduklarını söylüyorlarsa, bunun gerekleri de yerine gelmeli diyor.

Anastasiadis de kendi halkına, “takvim ya da hakemlik çıkmadı” müjdesini veriyor. Zaten BM Temsilcisi Eide de, Rumların  “BM baskı yaptı” dedirtmemek için takvimi reddettiğini açıkça söylüyor.

Kıbrıs konusu, dünya tarafından, siyasi ya da teknik bir konu olarak görülse de, Kıbrıs’ın halkları için aslında psikolojik tarafı daha ağırdır, daha öndedir…

Bakın mesela… Burada Kuzey Kıbrıs’ta zirve neredeyse incir ipi gibi uzatıldı, herkes kendi meşrebine göre yorumladı. Öyle ilginç yorumlar yapıldı ki, kimi satır aralarından büyük umutlar çıkarttı, kimi de sonuçla dalga geçti…

CTP Genel Sekreteri Tufan Erhürman iyimser bir bakış açısıyla, Rum tarafının toprak ve garantilerde “garanti” almadıkça son aşamaya geçildi görüntüsü vermek istemediğini söyledi; 2016’nın yeniden telaffuz edilmesinin bir takvim olduğunu savundu…

Ferdi Sabit Soyer temkinli iyimserlerdendi… “Üçlü zirveden net takvim çıkmadı bazısı sevindi bazısı üzüldü, bence bundan dere gelmeden gürültüsü gelir gibi 5’linin ön ışığı  çıktı… Şimdi Ekim ayı içinde Güney’de ve Kuzey’de fırtınalar estirilecek çözümü isteyenler ve istemeyenler kolları sıvayacaklar.   Basınç artacak” dedi…

Halkın Partisi Genel Başkanı Kudret Özersay, kuşkulu… Durumun iç açıcı olmadığını söyledi ve Rumların marifetiyle zirveden bir yol haritası, yapılandırma ve bir programlama ortaya çıkmadığına göre, liderlerin ne yapacağının belirsiz olduğu yorumunu yaptı…

Diğer kamptan ilk açıklama Serdar Denktaş’tan geldi. “Umutsuz” olduğunu söyledi. Çözüm Serdar Denktaş için bir “umut” vesilesi miydi, ne yalan söyleyim, ben ondan emin değilim…

Bir anlaşma fikrine başından beri uzak duran kesimden Sevgili Özdemir Tokel’in yazdıkları da, aynı görüşte olanların yaptıkları yorumlarına bir örnek. O da “New York’da o kadar önemli bir görüşme gerçekleşti ki Ban Ki Moon’un 4 dakikalık açıklamasının 2.5 dakikası bizimle alakalı değil, Suriye ile alakalı oldu. Dağ New York’da ikinci düşüğü da yaptı dersem siz ne demek istediğimi gayet net anlarsınız” diyerek, zirveden umutlu olanlarla dalga geçti…

Sadece bizimkiler mi, kendini “ barış yanlısı” olarak takdim eden bir Rum, sosyal medyada, liderlerin Ban’ın önündeki fotoğrafını yorumladı ve Akıncı ile Anastasiades’i, boşanmak üzere avukatlarının karşısına geçen ve malların taksimini bekleyen bir çifte benzetti…

Reel politika orada durabilir…

Dünyanın gerçekleri şunu ya da bunu zorlayabilir…

Ama Kıbrıs’ın halklarından, o gerçeklere uygun, tümüyle bir mantık evliliği beklemek, hiç de akılcı olmaz…

YERİN KULAĞI VAR

ZİRVE SIKINTILI GEÇTİ:

New York’taki üçlü zirve ile ilgili basında çıkan fotoğraf çok şey anlatıyor. Anastasiadis’in rahatlığı yüzüne vuruken, Akıncı’nın hayli sıkıntılı görüntüsü zirvede yaşananlarla ilgili önemli ip uçları verdi.  Akıncı’nın “yol haritası ve takvim” ısrarının Rum tarafınca kabul görmediği de gelen bilgiler arasında. Anastasiadis memnun döndüğüne göre, sıkıntı bizde. Ama yine de karamsar olmak yerine, Akıncı’nın adaya geldiğinde neler söyleyeceğini beklemek lazım diye düşünüyorum…

HP’YE TEŞEKKÜRLER:

Tüm Kuzey sahil şeridini katletmeye yönelik Emirname değişikliğine karşı Girne insiyatifi dava açmaya hazırlanırken, Halkın Partisi dosyayı hazırlayıp, Yüksek İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Şimdi Girne İnsiyatifi ve ona destek veren tüm örgütler, vatandaşlar bu davaya sahip çıkmalı, takipçisi olmalı.  Nitekim onlar da desteklerini belirttiler.  Daha önce de yazmıştık; UBP-DP hükümetinin arka arkaya gelen yanlış icraatlarını durdurmanın tek yolu yargıya gitmek. Gerçi yargı kararlarını da uygulamıyorlar ama, biz ‘hukuk devleti’ne olan inancımızı koruyarak, mücadeleyi sürdürmek zorundayız…

TATAR BOMBALADI:

“Bir şey söyleceğin varsa çık söyle ama ‘bugün onu yapacağım, bugün bunu yapacağım’ deyip de ortada bir şey yoksa, o zaman fazla reklam yapmayın” diyen UBP milletvekili Ersin Tatar hükümeti topa tuttu. Son alınan makam araçlarıyla ilgili olarak da Tatar, “ben Mercedes gibi aracın 2 yılda bir yenilenmesini de tuhaf buldum. Benim bildiğim Mercedes 10 yıl gider, 10 yıl giderse niye 2 yılda yenileyeceksin?” diyerek eleştirilerde bulundu…

HEPSİ MAHKEMELİK:

UBP-DP hükümetinin son dönemde, art arda çıkardığı yasa gücünde kararnamelerin tümü  mahkemelik oldu. Girne emirnamesi, ithal mallara uygulanan %3 zam kararı, seyrüsefer ve muhaceret affının iptali için siyasi parti ve kurumlar harekete geçti. Halka rağmen, “ben yaparım olur” mantığıyla hareket eden hükümetin çıkacak kararlardan sonra nasıl bir tavır takınacağını bekleyip göreceğiz…

 

POPÜLİZMİN TARİFİ:

Seyrüsefer ruhsatları affıyla ilgili 90 günlük süre işlerken, taksitlendirme konusundaki program hala hazır değil. Sürenin neredeyse yarısı bitti. Vatandaş bekliyor. Anlaşılan, arabayı atın önüne koymuşlar. Ne yapacaklarını, nasıl yapacaklarını belirlemeden, kararı açıklamayı tercih etmişler….

FEDERASYON KARŞITLARI BİZDE DE VAR AMA: ELAM’cılar açıklama yapmış, “İki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümüne bağlı kalmaya devam ederken, takvim açıklanmadı diye nasıl memnun olabiliriz” diyor. Adam işin özüne karşı… Bana Kuzey’deki benzerlerini hatırlattı… Ama kabul edelim ki, bizdekiler bu kadar cesur değil. ELAM kadar açık konuşmuyorlar…

ZİRVEDEKİLER

Şahap Aşıkoğlu:  “Biz Kıbrıs meselesi çözülecek diye beklerken kendi hayatımıza bakamıyoruz, irdelemiyoruz, sorunların üzerine gitmiyoruz, çözmüyoruz” diyen Aşıkoğlu, “ Kıbrıs meselesi konusunda bu toplum 40 yıl kaybetti kendi hayatımızı dolaba koyup kilitledik ve bir tiyatro gibi seyrediyoruz” değerlendirmesinde bulundu…

DİPTEKİLER

Taşocaklarına Karşı, Sinek Vızıltısı: Taşocakları doğaya karşı işlenen bir suç, evrensel. Bizler bu adanın insanları kendi ellerimizle doğayı yok ediyoruz. Ara sıra bağırıp, çağıran, dernek kuran çıksa da, yine rant kavgası galip geliyor ve bu suç işlenmeye devam ediliyor. Taşocaklarına en yakın bölgenin insanları Değirmenlik köylüleri ilk eylemlerini yaptıklarında, umutlanmıştım. Ama bakıyorum, onlar da kıvırıyor. Dağların oyulması, doğanın katledilmesi değil dertleri, “işleyiş metodu”ndan şikayetçiymişler. İşte budur. Bunu gören siyasiler sizi takar mı artık….