Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yine satır aralarını okumaya çalıştık…

Kıbrıs adasının tüm sakinleri gözünü kulağını New York’a kilitleyip, gelecek haberleri bekledi bir kez daha…

Yine açıklamaların satır aralarını okumaya çalıştık.

Çünkü artık çok iyi biliyoruz ki, yapılan açıklamalar sadece yüzeysel… Perde gerisini anlatmıyor…

Her ne isterse olsun, 2004 sonrası ilgiyi en çok üstüne çeken süreç buydu ve BM görüşmeleri sanki Bürgenstock gibi algılandı…

Aslında görünüşte ciddi bir gündemi olmadığı halde, bence ilginin bu kadar artmasının bir nedeni, liderlerin, yazılı bir takvim olmasa da, “2016 sonundan” sıkça söz etmeleriydi. Malum yıl sonuna şunun şurasında 3 aydan az süre kaldı.

Sürekli olarak bu sürecin belki de son şans olduğu söylendi…

Bunu ilk telaffuz eden BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide idi. Göreve geldiğinde, Kıbrıs konusuyla görevli son BM yetkilisinin kendisi, son Genel Sekreter’in Ban ki Moon olabileceğini söylemekteydi. Bu o günlerde hepimizi şaşırtmıştı…

Sonraları bu tespit, Nikos Anastasiadis, Mustafa Akıncı ve Türk yetkililerce de defalarca tekrarlandı.

Şunu da hatırlamakta fayda var ki, Anastasiadis, ilk kez 2008’de Talat’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde taa o zamanki  süreç için de “son şans” derken, Eroğlu da kendi dönemi için “son şans” deyimini kullanmıştı ya neyse…

İlgiyi arttıran bir diğer nedense, eğer süreç sonuçsuz kalırsa, başka alternatiflerin devreye gireceği söylemleriydi.

Bunu Dışişleri Bakanı Taksin Ertuğruloğlu söylediğinde epeyce eleştirdi.

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu da bir yandan Türkiye’nin anlaşmayı gerçekten istediğini ve bunun için elinden geldiğini yaptığını ortaya koyarken, aynı zamanda, “mevcut durumun sonsuza kadar süremeyeceği” mesajını da sürekli verdi.

En sonunda Cumhurbaşkanı Akıncı, Rumlara, bu kez de başarılı olunmazsa, Türkiye’yle komşu olabilecekleri mesajını verdi ki, bu diğer açıklamalardan çok daha netti…

Bu sözler, Rum tarafı için bir motivasyon unsuru olur mu? Bilinmez.

Ya uluslararası aktörlerin tutumu ne? Bunu da tam olarak anlamış değiliz. BM Genel Kurulu’nda liderlerin yaptıkları ikili görüşmeler bu anlamda önemli. Bu kez sonuç alınması yönünde kararlı bir tutum ortaya koydular mı? Tarafların endişelerini giderecek şekilde üstlerine düşeni yapacakları güvencesi verdiler mi? Ya da çıkarlarının Kıbrıs’ta artık bir anlaşmaya varılmasından yana olduğunu hissettirdiler mi? Yoksa elli yıldır yaptıklarını yapıp, yuvarlak laflar mı sarfettiler… 

Bu satırları yazdığımızda, sürecin bundan sonrası için yol haritasının belirleneceği üçlü görüşme henüz tamamlanmamıştı.

Ancak şimdiden söylenebilecek en önemli sonuç bence, tarafların 5’li bir zirveye hazır olmadıklarıdır.

Oysa sürecin geleceğini belirleyecek en önemli unsur olan toprak ve garantilerin çözümü, garantörlerin katılacağı çoklu konferansa bağlı…  Gelen haberler bunun yerine, New York’da Ekim’de yeni bir üçlü zirve planlandığı yönünde. Kıbrıs’ta süreç devam edecek etmesine de, dediğim gibi, beşli görüşme konusunda bir uzlaşma açıklanmadığı sürece, son aşamaya gelinmemiş olacak.

Bu son New York zirvesinde ortaya çıkan bir başka gerçek daha var… Kim ne derse desin, Türk tarafı yani KKTC ve Türkiye’nin her ikisi de bir anlaşmayı samimiyetle istemektedirler.  Özellikle garantiler konusunda gösterdikleri esneklik, konuyu tartışmaya açmayı kabul etmeleri bir ilk…

Eğer Rumlar da bu kez saplantılarından kurtulabilirlerse, anlaşma gelebilir…

Ancak yine açıklamaların içinden cımbızla çektiğim ve umudumu kıran tek bir cümleyi de yazmadan geçemeyeceğim; o da Eide’nin, “sürecin 2017 Haziran’ına sarkabileceği” açıklaması…

Bekleyelim ve görelim…

 

YERİN KULAĞI VAR

GÜVENMİYORLAR DA ONDAN:

Rum lider Anastasiadis, “bazılarının Türkiye’nin sözde garanti haklarına sahip olmayı sürdürmesinde ısrar etmesi için bir neden göremediğini” söylüyor. Aslında neden çok ama, en basiti size güvenmediğimiz olabilir mi acaba..? Eğer niyetiniz kötü değilse, Türkiye’nin garantör olup olmamasının sizce hiçbir önemi de olmamalı…

GÖREN VAR MI?:

2015 yılı vergi verenler listelerinde yine bildik isimler yer aldı. Kurumlar vergisinde 2 bin 399 şirket  vergi ödemezken, 777 kişi “zarar beyan” ederek vergi ödemedi. Bir çok bildik ünlü işadamı, yaşadıkları hayatın tam tersine listelerde ya yer almadılar ya da kazançlarıyla ters orantılı sıralarda yer aldılar…

HANGİ KRİTERE GÖRE:

İrsen Küçük’ün kurultay öncesi işe aldığı, ancak kamu sınavında başarılı olamadıkları için işlerine son verilen memurlar, UBP-DP hükümeti tarafından yeniden işe alınmaya başlandı. Sayıları seksen civarında olan söz konusu memurların bir çoğu eski işyerlerine istihdam ediliyorlar. Hem de münhalsiz ve sınavsız olarak…. Küçük dönemi geri geldi demek…

HERKES TUTTUĞUNU:

Tarım Bakanı Çavuşoğlu bazı firmaların, ithalat yapmadan, Toprak Ürünleri Kurumuna % 3 üçlük katkı payını gerekçe göstererek, bazı ürünlere %18’e varan zamlar yaptığını söyledi. Hani bir laf var “kör tuttuğunu…..” diye. Ne olursa olsun sonunda kabak, vatandaşın başında patlıyor. Yani vatandaş hep “tutulan” oluyor bu ülkede…

ESKİ DÖNEME, YENİ TARİFE Mİ:

Eski Bakanlardan Erdal Onurhan, sosyal medyadan, LTB Başkanı Mehmet Harmancı’ya bir mesaj gönderdi. Onurhan, Türkiye’den gelen suyun şebekeden akmasından önceki döneme, yani Haziran-Temmuz dönemine ait bir faturada, suyun, 1 Eylül itibarıyla belirlenen fiyattan hesaplandığını savunuyor ve devam ediyor “Bu skandal değil de nedir? Resmi yoldan soygunculuk. Faturalar düzeltilmezse belediye çok sayıda itiraza muhatap olacak. Belki de konu mahkemelik olacak. Yanlıştan dönme de bir erdemdir…”. Biz görmedik ama faturasını görüp de şaşıran başka aboneler olmuştur sanırız. Bakalım Belediye ne diyecek…

BİZ DE YAPABİLİR MİYİZ:

Birleşik Krallık’ta, araba kullanırken telefonda konuşmanın cezası 100 sterlinden 200 sterline çıkarılıyor. Ayrıca ehliyetin iptali için gerekli puanların da yarısı siliniyor. Yaptırımın ne kadar etkin olduğunu tahmin edebilirsiniz. Bizde uygulansa kaç sürücünün ehliyeti gider acaba? Ama biz böyle işlerle uğraşmayız…

 

 

ZİRVEDEKİLER

Narin Şefik: İzin yaptığımız geçen haftanın en zirve ismi bence Yüksek Mahkeme Başkanı Narin Şefik’ti. Verdiği somut örnekleri sonradan açıklamasından çıkarttıysa da, mesajı insanı dehşete düşüren cinstendi. Şefik, “Kuvvetler ayrımı ve yargı bağımsızlığının korunması için Mahkeme kararlarının uygulanmasına önem gösterilmelidir” dedi. Açıkçası, adaletin gerçekleşmesinin siyaset eliyle engellendiğini söylemekteydi. Demokrasiyle idare edildiği söylenen bir ülke için gerçekten dehşet vericiydi. Hepimiz abur cubur işleri bırakıp, bunun peşine düşmeliyiz aslında. Yargı kararlarının uygulanmadığı yer, hukuk devleti değildir, otokrasidir, vesayet rejimidir…

 DİPTEKİLER

Nikos Kocas: Yunanistan Dışişleri Bakanı Kocas, Türk askeri birliklerinin büyük bir bölümünün, çözümün ilk gününden itibaren Kıbrıs’tan ayrılması gerekeceğini söylemiş. Görüyorum ki akıllarını adadaki Türk askeri ile bozmuşlar. Vallahi bizim için hava hoş. Öncelikle kendileri, bizim de kabul edeceğimiz bir anlaşma için Rumları ikna etmeye baksın. Bunu başarabilirlerse, sorun kalmaz…